Grev Yasağının Adına “Grev Ertelemesi” Denilmiştir

Sendika hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkı ve grev hakkı sosyal haklar grubu içerisinde yer almışlardır. Bu haklar öncelikle anayasal düzeyde koruma altına alınmıştır.

Sendikal haklara ilişkin hukuki koruma sadece Anayasa’yla da sınırlı değildir. Anayasa Mahkemesi 18.09.2014 tarih, 2013/8463 Başvuru no.lu kararında sendikal hakların sadece Anayasa’nın değil, aynı zamanda uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmelere göre kurulmuş denetim organlarının kararlarıyla da güvence altına alındığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararında iki olguyu net olarak vurgulamıştır. Birincisi, sendikal hakların güvencesinin Anayasa ve sendika hakkıyla ilgili uluslararası sözleşmelerle birlikte ele alarak saptanması anayasal bir zorunluluktur. İkincisi, sendika hakkının kapsamı belirlenirken uluslararası sözleşmelere göre kurulan denetim organlarının yorumları da dikkate alınmalıdır.1

Anayasa Mahkemesi’nin kararındaki bu açık anlatım karşısında grev hakkının kapsamı sadece 6356 sayılı Yasa’ya göre belirlenemez. Konuya ilişkin uluslararası sözleşmeler, ILO sözleşmeleri ve ILO sendika hakkına ilişkin denetim organı olan Sendika Özgürlüğü Komitesi (SÖK) kararları da bağlayıcıdır. Diğer yandan toplu iş sözleşmesi hakkı ve grev hakkının bulunmadığı koşullarda sendika hakkından söz etmek anlamlı değildir. Bu nedenle sendikal haklar başlığı içerisinde yer alan sendika hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkı ve grev hakkı, varlıkları bir diğerinin varlığını koşullandıran; birisi olmayınca diğerlerinin de olamayacağı bir bütünlük içerisinde yer alırlar. Sendikal hakların biri olmadan diğerinin var olamaması sendikal hakların bölünmezliği ilkesi ile ifade edilmiştir.

Sendikal hakların bölünmezliği ilkesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kararlarında ısrarla altı çizilen bir ilkedir.2 Aynı yaklaşımı SÖK kararlarında da görmek olanaklıdır. SÖK’e göre grev hakkı; “sendika hakkının temel öğelerinden biridir”3 ve “87 sayılı Sözleşme ile güvence altına alınmış sendika özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır.”4

Türkiye’de grev hakkı devletin en fazla müdahale ederek kontrol altında tutmaya çalıştığı bir alandır. 6356 sayılı Yasa’nın genel gerekçesinde de “öteden beri Türk iş hukukunda devletin fazla müdahale ettiği ve denetim altında tuttuğu grev ve lokavt alanı yeniden düzenlenmiştir”5 denilmiştir. Bu ifade ile yasa koyucu grev hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin amacının denetim altında tutmak olduğunu kabul ettiğini göstermektedir.

Dolayısıyla grev hakkını özünü zedelemeyecek şekilde güvence altına almak siyasal iktidarlar açısından hak kavramının zorunlu kıldığı bir yükümlülüktür.

Grev Yasağına Dönüşmüş Ertelemeler

Grev hakkına müdahalenin en etkin kullanılan yasal yolunu grev ertelemeleri oluşturmuştur.6 Grev ertelemesi, grev hakkının tanındığı 1963 yılından beri uygulanan bir kurumdur.7

6356 sayılı Yasa’nın Grev ve Lokavtın Ertelenmesi başlıklı 63. maddesi 2822 sayılı Yasa’da olduğu gibi grev erteleme yetkisini, siyasi bir organ olan Bakanlar Kurulu’na vermiştir. 6356 sayılı Yasa da grev ertelemesi için, “genel sağlık” “ulusal güvenlik” gibi tanımı zor, içeriği herkese göre farklı şekillerde doldurulabilecek nedenleri erteleme gerekçesi olarak kullanmaya olanak tanımaktadır.

Yasa’ya göre, tarafların erteleme sonunda altı işgünü içinde Yüksek Hakem Kurulu’na (YHK) başvurmaları gerekmektedir. Bu süre içerisinde YHK’ya başvurulmaz ise yaptırım olarak işçi sendikasının yetkisi düşecektir. YHK’nın kararı kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Oysa sendikal hakların temel sosyal hak olmaları dikkate alındığında grev hakkının güvence altına alınmasının devletin asli yükümlülüğü olduğu görülecektir. Devletin anayasa ve uluslararası sözleşmelerle üstlenmiş olduğu bu açık yükümlülüğe karşın grev ertelemeleri, grev hakkının özünü ortadan kaldıracak sıklıkta bir kurum olarak kullanılmıştır. Üstelik 1980 darbesi sonrasında grev ertelemesi anayasal güvenceye kavuşmuştur. Grev ertelemelerinin Anayasa’ya girmesi, erteleme süresi sonunda uyuşmazlığın zorunlu tahkime götürülmesi, ILO’nun yoğun eleştirilerine uğramıştır.8 SÖK’ün “Ulusal güvenlik ya da genel sağlık nedeniyle bir grevin ertelenmesi, hükümetin değil tüm ilgili tarafların güvenini sağlamış, bağımsız bir organın sorumluluğu üstlenmesi ile gerçekleşebilir”9 demesine karşın, hükümetlerce grev ertelemesinde ısrar edilmiştir.

6356 sayılı Yasa’yla yürürlükten kaldırılan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’nın (TİSGLK) uygulandığı dönem boyunca da toplu pazarlık ve grev hakkı ciddi bir biçimde ihlal edilmiş ve yaygın grev ertelemeleri yaşanmıştır. Bu dönemde toplam 252 grev erteleme kararnamesi yayımlanmış; 252 kararnamenin 209’unda milli güvenlik gerekçesine yer verilmiştir.10

AKP DÖNEMİNDE GREV ERTELEMELERİ (YASAKLAMALARI) 2003 – 2017 (Güncellenmiş Tablo)

Yıl Yasa İşçi Sayısı Sendika İşkolu

2003 2822 350 Petrol – İş Lastik

2003 2822 5.000 Kristal – İş Cam

2004 2822 5.000 Kristal – İş Cam

2004 2822 5.000 Lastik – İş Lastik

2005 2822 400 T. Maden – İş Maden

2014 6356 5.800 Kristal – İş Cam

2014 6356 1.500 Türkiye Maden – İş Maden

2015 6356 15.000 Birleşik Metal – İş Metal

2017 6356 6.600 Birleşik Metal – İş Metal

2017 6356 2.200 Birleşik Metal – İş Metal

2017 6356 14.000 Banksis Bankacılık

2017 6356 6.500 Kristal – İş Cam

2017 6356 500 Petrol – İş İlaç

Ertelenen Grev Sayısı: 13, Erteleme Kapsamındaki İşçi Sayısı: 67.850

Kısaltmalar: MG – Milli Güvenlik, GS – Genel Sağlık,

EFİ – Ekonomik ve Finansal İstikrar, TİS – Toplu İş Sözleşmesi
Hazırlayan: Aziz Çelik

Son 14 yıllık AKP dönemine baktığımızda da grev ertelemesi kurumunun, önemli her grevde uygulandığı ve erteleme kurumu yardımı ile grev hakkının engellenmiş olduğu görülecektir. Aşağıda yer alan tablodan da anlaşılacağı gibi, AKP döneminde ertelenen grevlerde milli güvenlik ağırlıklı gerekçeyi oluşturmaktadır.

Grev ertelemesi aslında bir tür grev yasağıdır. Adının erteleme olması yasaklamayı yumuşatmaktadır. Anayasa’da ve yasada “erteleme” kavramının kullanılmış olması yanıltıcıdır. Gerçekte hem Anayasa, hem yasa erteleme adı altında grevlerin yasaklanması konusunda hükümete geniş yetkiler tanımaktadır. Uygulanmakta olan bir grev milli güvenlik ya da genel sağlık nedeniyle ertelendiğinde, grev ertelemeyi doğuran olay ortadan kalksa dahi, grev bir kez ertelenenince yasa gereği bir daha uygulanması olanaklı değildir.

6356 sayılı yasa ertelenebilecek grevleri tanımlarken “karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev” öznesini kullanmıştır. Bu sayede Bakanlar Kurulu başlamamış veya başlamış ancak etkisini göstermemiş grevleri de erteleme adı altında yasaklama olanağına kavuşmaktadır. Yasa’nın bu ifadesini mantık kuralları ve grev hakkının tanımı ile bağdaştırmak olanaklı değildir.

Başlamamış, sadece karar alınmış bir grevin milli güvenliği veya genel sağlığı tehdit edeceğini kabul ederek ertelenmesi, ortada netice yokken peşin peşin yaptırım uygulamak anlamına gelmektedir.

Milli güvenlik ve genel sağlık kavramları bir hakkı sınırlamak için kullanılabilecek netlikte kavramlar değildir. Aksine sınırları çizilmesi çok zor, keyfiliğe kapı aralayan kavramlardır. Bu nedenle de Bakanlar Kurulu her etkili olabilecek grevi mantık kurallarına aykırı olduğuna aldırmadan milli güvenlikle ilişkilendirebilmektedir.

Grev ertelemesi sonrası Danıştay’da açmış olduğumuz bir davada, dava dilekçesinde “grev ertelemesi kapsamına alınan işyerlerinin içerisinde tuvalet kâğıdı üreten işyerleri de var, tuvalet kâğıdı üretiminin durdurulması ile milli güvenlik arasında nasıl bir ilişki kurulduğunu anlayamadık” itirazımıza karşı Danıştay savcısının karara yazdığı görüş, milli güvenlik kavramının mantığa aykırı sınırsız yorumunun çarpıcı örneklerinden birisini oluşturmuştur. Danıştay savcısına göre:

Türkiye’de kâğıt üretiminin aksaması basın yayın kuruluşlarının yanı sıra ambalaj kâğıdı gereksinimi dolayısıyla ihracat sektörünü, ülkeye döviz girişini, yoksun kalınan döviz dolayısıyla milli güvenliğe ilişkin malzemeler de dahil ülkemiz için gerekli ihtiyaç maddelerinin dışalımını baltalamaktadır. İhracata dönük üretim yapan çiftçi ve sanayicinin dolayısıyla milli ekonominin göreceği zarar telafi edilemez boyutlara yaklaşmış milli güvenliği ve halkın genel sağlığını da etkilemiştir” (Danıştay 10. Dairesi, Esas No 1995/6508 ve 20.11.1995 tarih).

AKP döneminde grev ertelemelerine ilişkin açılan davalarda benzer mantık hâkim görüş haline gelerek “cam, otomobil, kömür vb. sektörler stratejik sektörlerdir, ülke ekonomisi zora girer” diye özetleyebileceğimiz bir gerekçeyle davalar reddedilmiş, grev hakkının özünün bu şekilde ortadan kaldırıldığını savunan görüşler kararlarda azınlık görüşü olarak muhalefet şerhlerinde yer almaya başlamıştır.

Sonuç

Ülkemizde sendikal hakların yasalarla düzenlenmeye başladığı tarihten bugüne kadar geçen yüz yılı aşan süreç göstermiştir ki, sendika hakkı ancak siyasal iktidarların çizdiği sınırları içselleştirmiş, “iyi”, “makbul” tanımına uyan sendikacılara tanınmış bir haktır. İyi-makbul tanımına uygun olsalar da bu sendikaların toplu iş sözleşmesi yetkisi alabilmeleri, kurgulanan hukuki yapı tarafından büyük ölçüde işverenlerin insafına terk edilmiştir. Toplu iş sözleşmesi yetkisi alıp toplu pazarlığa başlasalar dahi, grev hakları sınırlandırılmış olduğundan ya da dilerse hükümet erteleme adı altında grevi yasaklama olanağına sahip olduğundan ancak, siyasilerin ve işverenlerin deyişiyle milli menfaatlere zarar vermeyecek, ekonominin dengesini bozmayacak, güzide işyerlerini zarara uğratmayacak grevleri yapabilirler. Grev yaparken çalışan işçilere engel olmamaları, bu işçilerin üretmiş oldukları malların çıkışına rıza göstermeleri de zorunludur. Bir biçimde toplu iş sözleşmesi imzalasalar dahi imzaladıkları toplu iş sözleşmesi her an protokolle değiştirilebilir, bu protokoller de toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Sendika toplu iş sözleşmesi imzalandıktan sonra protokol yapma pazarlığını kabul etmez ise, o zaman devleti korumak için yargı devreye girer, kriz gerekçesiyle toplu iş sözleşmesi ile elde edilmiş haklara el konulur ve uyarlama kuramı sayesinde toplu iş sözleşmesi yeni duruma yargı kararlarıyla uyarlanır.

Yürürlükte olan hukuku “bir yasanın, bir sınıf üstünlüğünün kesin, arı, içten dışa vurumu olduğu çok ender görülür” sözleri11 ile değerlendiren Engels’in bu saptaması Türkiye özelinde önemli ölçüde nadir olmaktan çıkmıştır. Türkiye’de sendikal hakları düzenleyen yasalar “bir sınıf üstünlüğünün kesin, arı, içten dışa vurumu” olarak şekillenmiş, uygulanmış ve uygulanmaya devam etmektedir. Bu sınıfın işçi sınıfı olmadığını söylemeye ise herhalde gerek yoktur.

print
Notes:
1. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı uyarınca; “Anayasa’nın 51-54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak ve özgürlükler, benzer güvenceler getiren başta Örgütlenme Özgürlüğü Sözleşmesi ile Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi olmak üzere ilgili Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı ile tamamlanmaktadır. Anayasa’nın 51-54. maddelerinde düzenlenen sendikal hak ve özgürlüklerin kapsamı yorumlanırken bu belgelerde yer alan ve ilgili organlar tarafından yorumlanan güvencelerin de göz önüne alınması gerekir.” (Başvuru No:2013/8463, T. 18.09.2014, RG. 04.12.2014 T. 29195 S.)
2. Mesut Gülmez, “Sendikal Hakların Bölünmezliği: ‘Toplu Sözleşmesiz ve Grevsiz Sendika Hakkı, Özünden Yoksundur”, Çalışma ve Toplum, Sayı 26, 2010/3, s. 17.
3. Mesut Gülmez, “Sendika Hakkı, Toplu Sözleşme ve Grevi de İçeren Toplu Eylem Haklarını Kapsar mı”, Çalışma ve Toplum, Sayı 18, 2008/3, s. 141, “ SÖK’e göre; çalışma koşulları konusunda işveren- lerle özgürce toplu pazarlık yapma hakkı, sendika özgürlüğünün temel öğelerinden birini oluşturur”… “grev hakkı, “sendika hakkının temel öğelerinden biridir.””.
4. Metin Kutal, “Toplu İş Hukukunda Yeni Bir Düzenleme (31.01.2012 Tarihli Kanun Tasarısı), Sicil Dergisi, Mart 2012, Sayı 25, s. 174, “(p.113, paragraf 523)”.
5. TBMM Tutanak Dergisi, Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/567) Genel Gerekçe, s. 5.
6. Grev hakkının grev erteleme dışındaki sınırlamaları için Bkz. Murat Özveri, Sendikal Haklar, Birleşik Metal İş Yayını, İstanbul, 2012.
7. Kutal, a.e., s.177.
8. Kutal, a.e.
9. Kutal, A. e. “(p.121, paragraf 571)
10. Aziz Çelik, “Milli Güvenlik Gerekçeli Grev Ertelemeleri” Çalışma ve Toplum, Sayı 18, 2008/3, s.106. Ayrıntılı bilgi için bkz. A.e. s.87-132.
11. Engels, F. (1997) Marx-Engels Seçme Yapıtlar, “Engels’ten Berlin’deki Conrad Schmidt’e”, Ankara, Sol Y., Cilt 3, s. 597.