Hukuk İçin Birlikte Mücadele: Bağımsızlık, Tarafsızlık, Özgürlük

Türkiye’nin son yıllarına damgasını vurmuş davaların yargılamaları sırasında; adil yargılanmanın, yargıç bağımsızlığının, avukat özgürlüğünün, savcı tarafsızlığının önemi ve gerekliliği bir kez daha ve tüm açıklığıyla görülmüştür. Hukuk, her ne kadar tarihin göstermiş olduğu gibi politika ile iç içe geçmiş olsa da yargının tüm asli ve kurucu unsurlarıyla, egemenin hukuksal-idari pratiklerinin türediği yönetsel alana (özellikle de yürütme organına) karşı bağımsız olması gerekir. Bu bağımsızlığın korunması için gerekli yasal önlemler mümkün olduğunca alınmalıdır. Hatta Anayasalar bunun için vardır.

Zira Anayasa ile güvence altına alınmış olan yasa önünde eşitlik ilkesinin, hak arama özgürlüğünün, suç ve cezalardaki yasallık ilkesinin, yasal yargıçlık güvencesinin ve kuşkusuz diğer temel hakların korunması ancak yargının bağımsızlığı ile mümkündür. Yine anayasaya göre yargıçlar mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıçlık teminatı esasına göre görev yaparlar.

Hak ve özgürlüklerin kullanımı yasalar ile güvence altına alınmalıdır. Yasalara karşın kullanılamamaları halinde ise, bu güvence yargı, yani yargıçlar, savcılar ve avukatlar olmalıdır. Yargıç, savcı ve avukatların güvence olabilmeleri ise kuşkusuz bağımsız, tarafsız ve özgürce görev yapabilmelerine bağlıdır.

O zaman karşımıza çıkacak olan soru; “Yargıçların bağımsız, savcıların tarafsız, avukatların özgür görev yapabilmelerinin teminatı ne olmalıdır?” şeklinde belirir. Hukuki metinler ile bu hak ve yetkilerin kullanımı düzenlenmiştir, fakat sorun tam da bu hukuki metinlerin yanlış uygulanmasından veya yürütme erki tarafından askıya alınmasından kaynaklanmaktadır.

Savcı ve avukatların görevlerini güvence altında yapabilmelerine olanak tanıyan uluslararası ilkeler, tavsiye kararları, iç yasal düzenlemeler elbette mevcuttur. Döneme denk gelmesi bakımından özellikle belirtmek gerekir; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Hakimlerin Bağımsızlığı, Etkinliği ve Rolü Hakkında Üye Devletlere Yönelik R (94) 12 Sayılı Tavsiye Kararında (1-2-b) “Yasama ve Yürütme organı hakimlerin bağımsızlığını sağlamalı ve bunu tehlikeye sokan bir adım atılmamalıdır” hükmü yer almaktadır.

Yine Tavsiye Kararında; hak ve özgürlüklerin korunmasının asıl olduğu, yargıçların kararları nedeniyle temyizden başka bir incelemeye tabi tutulamayacakları, devletin kurumları ve temsilleri de dahil olmak üzere, herhangi bir dava ile ilgili olan bütün kişilerin yargıcın otoritesi altında olacağı, en önemlisi de yargıçların tek başlarına veya başka herhangi bir organ ile birlikte, bağımsızlıklarının ve çıkarlarının korunması amacıyla birlik kurma özgürlüğüne sahip olmaları gerektiği ifadeleri yer almaktadır.

1990 yılında Havana’da kabul edilen Birleşmiş Milletler “Savcıların Rolüne Dair İlkeler”de savcıların belirtilen ilkelere uygun davranması halinde adil ve hakkaniyete uygun bir ceza adaletine ve vatandaşların suçlara karşı etkili bir biçimde korunmasına katkıda bulunacakları belirtilerek, savcı atamalarında hiç bir nedenle, hiç kimseye ayrımcılık yapılamayacağı, buna karşı güvencelerin göz önüne alınması gerektiği söylenmiştir. Ek olarak devletin savcıların baskıya, engellemeye, yolsuz müdahaleye, tacize, haksız olarak hukuki, cezai veya başka bir sorumluluk iddiasına maruz kalmadan görevlerini yerine getirmelerini sağlaması bir yükümlülük olarak dile getirilmiştir.

8. ilkeyle ise savcıların, diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne; özellikle hukukla, adalet sistemiyle ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili kamusal tartışmalara katılma ve hukuka uygun faaliyetleri ve yasal örgütlere üyelikleri nedeniyle mesleki açıdan hiç bir dezavantajlı duruma girmeksizin yerel, ulusal veya uluslararası örgütlere üye olma ve toplantılarına katılma hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde yer alan hukuk önünde eşitlik ve masumiyet karinesi ilkeleri, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkı ile birlikte yargılamanın evrensel kaidesini oluşturur. Bu anlamda, kendisine suç isnad edilen bir kimsenin savunması için bütün güvencelere yer verildiği üzere 1990 yılında Havana’da kabul edilen Avukatların Rollerine Dair Temel Prensipleri’nde herkese ceza muhakemesinin her aşamasında haklarını savunmak için kendi seçtiği bir avukatın yardımına başvurma hakkı tanınmış, devlete de bu hakkın kullanımı için gerekli mekanizmaları kurma ödevi verilmiştir.

Havana ilkelerine göre hükümetler, avukatların hiçbir müdahaleyle karşılaşmadan her türlü mesleki faaliyetini yerine getirmelerini, müvekkilleriyle serbestçe görüşebilmelerini, kabul görmüş meslek kurallarına uygun davrandıkları sürece görevleri nedeniyle cezai veya idari bir tehditle karşılaşmamalarını sağlamakla yükümlüdürler.

Avukatların Rollerine Dair Temel Prensipleri gereğince; avukatlar da diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, örgütlenme ve toplanma özgürlüğüne sahiptir, özellikle hukukla, adalet sistemiyle ve insan haklarının geliştirilmesi ve korunması ile ilgili kamusal tartışmalara katılabilirler. Tıpkı meslek kuruluşları gibi mesleki kısıtlamalara maruz kalmaksızın yerel, ulusal veya uluslararası örgütler kurma veya bunlara üye olma haklarına sahiptirler.

Evrensel hukuk kuralları, uluslararası metinler ile kabul edilen ilkeler, özgürlükçü ve demokratik hükümler içeren yasalar adil ve tarafsız bir biçimde uygulandığında adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, doğal yargıçlık ilkesinin, avukat ile temsil ve savunma hakkının kısıtlanamayacağı ve anılan ilkelerin egemen olduğu coğrafyalarda hukuk ihlallerinin vuku bulmayacağı muhakkak.

Bizim sorunumuz ise, bu tür hukuk ihlallerinin fazlasıyla yaşandığı kendi coğrafyamızda yargıç ve savcılar ile avukatların kendi hak ve yükümlülüklerini hukuka uygun şekilde yerine getirmelerini temin bakımından neler yapabileceklerine ilişkindir. Yinelemek gerekirse neler yapılabileceğine değil neler yapabileceklerine dairdir.

Neler “yapabileceklerine” ilişkin vurgunun sebebi ise “yapılabileceklerin” siyasi iktidarı da kapsamasıdır. Zira Türkiye’de kısıtlamaların sahibi siyasi iktidar veya siyasi iktidarın koruması altında olan sivil güçlerdir.

Yargıç ve savcı örgütlenmesi Türkiye’de çok genç; Barolar ise uzun zamandır var olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları. Türkiye’nin bir gerçeği de kamuya bir şekilde bulaşan meslek örgütlerinin giderek devlet aklını benimseme riskidir ve bu riskin gerçekleştiği Türkiye Barolar Birliği ve bazı barolarda ciddi şekilde gözlemlenmiştir. Türkiyenin son yargıç ve savcı örgütü Yargıda Birlik Derneği ise daha baştan siyasi iktidarın himayesinde kurulmuş olması nedeniyle kendisini siyasi iktidarın yanında ve aynı amaç doğrultusunda konumlandırmıştır.

Türkiyenin ilk yargıç ve savcı örgütü YARSAV ise Bakanlar Kurulu’nun Olağanüstü Hal Yasası’na aykırı olarak çıkardığı 667 sayılı KHK ile kapatılmıştır. YARSAV, kapatılma kararı aynı zamanda bir hakaret vesilesi olsun diye yıllarca yargı iktidarını siyasi iktidarla birlikte kullanan cemaatle ilişkisi olması nedeniyle kapatılmıştır. YARSAV’ın içinde en fazla siyasi iktidarda olduğu kadar ve Cumhurbaşkanlığı yaverlerinden orantısal olarak daha az cemaatçi var iken siyasi iktidar tarafından yargı yetkisi gasbedilerek bu nedenle kapatılması manidar ve bir o kadar düşündürücüdür. Gördüğümüz, siyasi iktidar temsilcileri tarafından 12 Eylül 2010 referandumu öncesinden beri açıkça dillendirilen YARSAV düşmanlığı cemaat düşmanlığından aridir ve bu doğrudan hukukun üstünlüğü ilkesinin farklı kavranışı ile ilgilidir.

Türkiye’nin son on yılında deneyimlediğimiz şey devlet aklına katılma riski hep var olan kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla değil; siyasi iktidardan yana tavır alan, hatta organik olarak birlikte hareket eden sivil toplum örgütleri ile değil, tümüyle hak ve özgürlüklerden yana, demokratik ilkeleri ve Cumhuriyet değerlerini benimsemiş, laiklik ve hukukun üstünlüğü ilkelerini içselleştirmiş gerçekten bağımsız yargıç, savcı ve avukat örgütlenmelerinin birlikte mücadelesiyle başarılı olunabileceğidir.

Bunun için de içselleştirmemiz gereken ilk şey; yargıç, savcı ve avukatların yargının asli ve kurucu unsurları olduklarıdır. Bu bağlamda halkından kopuk olmayan, iktidar hegemonyasının bir aygıtı olarak işlemeyen bir yargının kurucu unsurları da ancak bağımsız yargıçlar, savcılar ve avukatlar olabilir. Yargıçların bağımsızlığı, savcıların tarafsızlığı ve avukatların özgürlüğü; adil yargılanma koşullarının oluşturulması, masumiyet karinesinin korunması, hukukun üstünlüğü ile yargı bağımsızlığının sağlanması bağlamında aynı cümle içinde kullanılmalıdır.

print