İskele Alabanda: Kriz Ekseninde Sınıflara Bakmak

Denizcilik alanının kendine özgü bir dili vardır. Kimisi sembollerle, kimisi ise özel terimlerle yapılan konuşmalar, bilmeyeni “merak” ettirecek düzeydedir. Bilinmeyeni bol olan denizcilik tabirlerinin arasında popüler olanlarından biri ise “iskele alabanda” tabiridir. Bu çağrı yapıldığı anda geminin ekseni maksimum 35 derece olacak bir biçimde sola doğru kırılır. Şimdi, tıpkı bu çağrıda olduğu gibi, ekonominin rotasının da “iskele alabanda” denilip denilemeyeceğine bakmak gerekiyor. Ancak bunun için hem ekonomik krizi anlamak, hem de “ tek bir geminin” olup olmadığına bakmak gerekiyor.

Bir toplumda kriz tartışmaları başladığı anda, egemen sınıfın ve siyasi iktidarın temel olarak iki yaklaşımı ortaya çıkar: inkâr ve hedef saptırma. Birinci yaklaşım, krizin varlığını reddederken, ikinci yaklaşım krizin çıkış noktasını ya da sonuçlarını kendi lehine çevirecek şekilde yorumlar. Bazı durumlarda bu iki yaklaşım ardışık ya da eş zamanlı bir biçimde kendini gösterebilir. Genel olarak krizin etkisinin kendini gösterdiği ve artık inkâr edilemeyecek raddeye geldiği durumlarda, siyasi iktidarın ve egemen sınıfların temel düsturu, ikinci yaklaşıma doğru döner. Bu yaklaşımlardan hangisinin baskın çıkacağı sermaye sınıfının genel çıkarları ile sınıf içi ve sınıflar arası ilişkinin geldiği noktanın genel seyrini belirler.

2018 yılının Temmuz ayından itibaren kendini gösteren ekonomik krize bizdeki iktidar ve egemenler tarafından yukarıda belirttiğimiz ilk yaklaşımın hızla benimsenmesine karşın, ikinci yaklaşımın da kendini gösterdiğini belirtmek gerekiyor. Krizin inkârına karşın, “aynı gemideyiz” söyleminin parlatılarak gündeme getirilmesi, krizin reddedilemeyecek göstergelerinin sermaye sınıfı lehine, sınıf karşıtlıklarını uzlaştırma biçimiyle, çevrilme çabasıyla ilişkiliydi.

Egemen sınıfın kendini ulusun temsilcisi olarak gösterme çabasının ürünü olan bu yaklaşıma rağmen, kriz karşısında atılacak adımların içeriği “aynı gemideyiz” söyleminin geçerli olmadığını da göstermiş oldu. Yeni Ekonomik Program olarak bilinen sermaye programının sosyal hakların kısıtlanmasından, ücretlerin düşürülmesine, işsizliğin belirli bir süre yüksek tutulmasına kadar farklı “önlemler” taşıyor. Bu önlemlerin emekçi sınıflar açısından ciddi bir saldırı olduğu gözle görünürken, ortaya aynı gemide olmama hali çıkıyor.

Öyleyse, emekçilerin içinde bulunduğu geminin dümeni nereye doğru kırılacak? “İskele alabanda” komutuyla, “bizim geminin dümeni” sola mı kırılacak yoksa içinde bulunduğumuz filonun yarattığı anaforda boğulacak mıyız?

***

Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 19. sayısında okuyabilirsiniz.

print