Söyleşi: Karaman Dosyası (25.04.2016)

Mart ayında ortaya çıkan ve herkesin tüylerini ürperten Karaman olayını ve tek celsede biten duruşmasını, İstanbul Barosu ve İlerici Kadınlar Derneği avukatlarından Av. Fulya Durak ile konuştuk.

Fulya Hanım, tam olarak olayı bilmeyenler için Karaman davasının içeriğini ve davaya kadar geçen soruşturma sürecini kısaca anlatır mısınız?

Fulya Durak: Olay Konya’da bir hastanede çocuk psikiyatrisine giden ve tecavüze uğrayan bir imam hatip ortaokulu öğrencisinin, karşılaştığı cinsel saldırıyı anlatması ve ailesinin Karaman Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmasıyla ortaya çıktı. Bu suç duyurusunun ardından savcılık olayın bir öğrenci ile sınırlı kalmayıp, başka mağdurların da olabileceği ihtimalini göz önüne alarak araştırmayı derinleştirdi. Yapılan araştırmada, sınıf öğretmeni Muharrem Büyüktürk’ün 10 öğrenciye daha cinsel istismarda bulunduğu, bu suçun 2012 yılından beri işlendiği belirlendi. 4 Mart günü öğretmen okuldan gözaltına alındı, yapılan sorgusunun ardından tutuklandı.

Bu olay 4 Mart’ta ortaya çıkmasına rağmen, Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı RTÜK’e bir yazı yazarak Karaman’daki tecavüz rezaleti için haber ve eleştiri yapılmasının engellenmesini istedi, internet sitelerindeki haberler derhal yayından kaldırıldı. Olayın kamuoyunda duyulması ancak 12 Mart’ta Birgün Gazetesi’nin manşete taşımasıyla gerçekleşti.

Olayın manşete taşınması ve kamuoyunda duyulmasıyla, Savcılığın neden bu olayı gizlemek istediği de ortaya çıkmış oldu. Çünkü Muharrem Büyüktürk, çocukları Ensar Vakfı ve KAİMDER’e (Karaman İmam Hatip Okulu, İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği) ait yurtlarda istismar etmişti. Bu kurumların yetkilileri hemen kendilerini işten sıyırma çabasına girdiler. KAİMDER Başkanı Mehmet Sarı, kendilerine bağlı herhangi bir yurt ve ev olmadığını ve adı geçen Muammer Büyüktürk’ün herhangi bir üyeliği ya da kaydı olmadığını söyledi. Ancak bu açıklamalar Öğretmen Muharrem Büyüktürk’ün KAİMDER etkinliğinde çocuklarla sahneye çıktığı fotoğrafların ortaya çıkmasıyla yalan-
lanmış oldu.

Karaman Valiliği de Ensar Vakfı sözcüsüymüş gibi yaptığı açıklamada, Karaman’da Ensar ve KAİMDER’e ait yurt olmadığını, öğretmen Muharrem B’nin Ensar ve KAİMDER üyeliği olmadığını duyurdu. Sonradan Karaman Valisi açıklamalarında “evlerin varlığını soruşturmayla öğrendiğini, evlerin hangi vakıf ya da derneğe ait olduğunu bilmediğini” söyledi. Ancak 3 Ocak 2013 tarihinde tecavüz zanlısı Muharrem Büyüktürk’ün Ensar Evi’ndeki çocuklarla Vali Murat Koca’yı makamında ziyaret ederken çekilen fotoğrafları basına yansıdığında bunun da gerçek olmadığı ortaya çıktı.

Ensar Vakfı Karaman şube başkanı Ali Bağcı da, Muammer Büyüktürk’ün vakıflarında 2013 yılında beş ay gönüllü olarak görev yapıp öğrencilere kurs verdiğini ancak herhangi bir şikayet ya da sorun duymadıklarını belirtti. Bu açıklamadan sonra da sanık Muharrem B.’nin 2012 yılında Ensar Vakfı içerisinde olduğu, eski tarihli çeşitli haberler ile ortaya çıkarıldı.

Bu olay ülke ve dünya kamuoyunda sosyal medya aracılığıyla geniş yankı uyandırırken, çeşitli kesimler de Ensar Vakfı ve KAİMDER’i koruma çabasına girdiler. Yapılan açıklamalarda “suçun şahsiliği” ilkesi üzerinde duruldu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu herkesi dehşete düşüren “bir kere rastlanmış olması, hizmetleriyle ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” açıklamasında bulundu. Aslında buradaki amaç, suçun işlendiği yer olan iki kurumu dava dışında bırakmaktı ve açılan davanın sonucuna bakıldığında, bu anlamda başarıya ulaştıkları söylenebilir.

Savcılığın hazırladığı ve “8 çocuğun kesin şekilde nitelikli istismara maruz kaldığı”, iki çocuk hakkında ise kesin ispat edilememiş şüpheler olduğu, çocuklara cinsel istismarın sekizinin Karaman İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne (KAİMDER) bağlı evlerde, ikisinin ise Ensar Vakfı’na bağlı evlerde gerçekleştiği” belirtilen iddianame, Karaman Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilerek ilk duruşma tarihi 20 Nisan olarak belirlendi. Sanığa atılı suçlar arasında hürriyeti tahdit, kasten yaralama ve müstehcenlik suçları da bulunmaktaydı.

Gündemin sıcaklığı Meclis’e de yansıdı ancak AKP, çocuk istismarlarının araştırılması ve önlenmesine yönelik araştırma komisyonu kurulması teklifini reddetti. Bunun üzerine sosyal medyada #ÇocukİstismarcısıAKP ve #ChildAbusersProtectedInTurkey (Çocuk istismarcıları Türkiye’de korunuyor) etiketine binlerce tweet yağdırıldı. Tepkinin artması üzerine AKP geri adım atarak dört partinin biraraya gelerek komisyon kurmasını kabul etti.

Bu sırada Karaman’daki davaya ise Ensar Vakfı avukatları müdahil olmak için mahkemeye dilekçe vererek, suçtan zarar görme ihtimalleri nedeniyle davaya katılma talebinde bulundular ve sanıktan şikayetçi olduklarını belirterek ve cezalandırılmasını talep ettiler. Diğer yandan da mağdur ailelerin avukatlığını alarak, onlara psikolojik destek verip dava sürecini takip edeceklerini açıkladılar.

Peki Ensar Vakfı’nın neden bu davada sanık olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

F.D.: Türkiye, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan imzalarıyla kabul edilen ve 10.09.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Konseyi Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi’nin tarafıdır. Bu sözleşmenin amacı çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek, cinsel sömürü ve istismara maruz çocuk mağdurların haklarını korumak, çocukların cinsel sömürü ve istismarına karşı ulusal ve uluslararası işbirliği geliştirmek, çocukların pornografik nitelikli gösterilerde ve malzemede kullanılarak sömürülmesini önlemektir.

Bu sözleşmede çok önemli olduğunu düşündüğüm bir düzenleme yer almakta; o da tüzel kişilerin sorumluluğudur. Sözleşmenin 26. maddesi, bu Sözleşme uyarınca öngörülen suçların bir tüzel kişilik içinde; tüzel kişiliği temsil gücü, karar alma yetkisi yada tüzel kişilik içerisinde kontrol yetki-
sine sahip herhangi gerçek kişi tarafından işlenmesi halinde bu tüzel kişiliğin sorumlu tutulabilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirlerin alınmasını ve cezai, hukuki ya da idari yaptırımların olmasını öngörmüştür.

Maddenin devamında sorumlu görülen tüzel kişilere uygulanacak tedbirler sayılmıştır. Bunlar tüzel kişiliği kamusal menfaatlerden ve yardımından men; ticari faaliyetlerden devamlı ya da geçici olarak men; adli denetim altına alınması ve tasfiyesidir.

Ensar Vakfı ve KAİMDER’e ait evler, bu suçun işlendiği yerlerdir. Sanık Muharrem Büyüktürk, bu kurumlar içinde temsil yetkisi ve kontrol yetkisine dayanarak yıllarca çocuklara karşı istismar suçunu işlemiştir. Bu nedenle Ensar Vakfı da KAİMDER de doğrudan sorumludur. Bu kurumlar sözleşmenin 24. maddesi kapsamında her bir çocuğa karşı işlenen cinsel istismar suçuna yardım ve yataklık etmiştir. Bu nedenle söz konusu cezai, hukuki ve idari tüm yaptırımların bu kurumlara karşı işletilmesi gerekmektedir.

Bu yaptırımların dayanağı sadece uluslararası sözleşmeler de değildir, Türk Ceza Kanunu kapsamında da bu kurumlar sorumludurlar. Çocukların ifadelerinde de, ailelerin ifadelerinde de bu suçların Ensar Vakfı ve KAİMDER yurtlarında işlendiği açıkça söylenmiştir ve şikayetçi oldukları beyan edilmiştir. Bu nedenle adı geçen kurumların yargılama safhasında olması gereken yer, mağdurların yanı değil, sanığın yanı olmalıydı.

Ne var ki, savcı böyle bir iddianame düzenlemediği için sadece Muharrem Büyüktürk’ün yargılandığı bir davaya tanıklık ettik. Dava süreci nasıl gerçekleşti? Karaman’da ve duruşma salonunda nasıl bir tavır sergilendi?

F.D.: 20 Nisan günü Karaman İline girişler dahil olmak üzere adliye çevresinde geniş önlemler alındığını gördük. Adliye binasına avukatlar, milletvekilleri ve basın dışında kimse alınmadı. Duruşma çok kalabalıktı.Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipler Birliği, Türkiye’nin değişik illerinden gelen Barolar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, çeşitli kadın ve çocuk dernekleri, sendikalar ve siyasi partiler davaya katılma talebinde, milletvekilleri ise gözlemci olarak duruşmalara katılma talebinde bulundular.

Mahkeme Başkanı ilk olarak katılma talepleri konusunda bir değerlendirme yaptı. Biz de İlerici Kadınlar Derneği olarak hazırlamış olduğumuz dilekçe ve eklerini birkaç gün öncesinden dosyaya sunmuştuk. Ensar Vakfı, KAİMDER, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile baroların çocuk hakları komisyonları, Çocuk Haklarını Koruma Derneği, İnsan Hakları Derneği’nin katılma talepleri kabul edildi. Mahkeme heyetinin, duruşma başında milletvekillerini gözlemci olarak kabul etmeyeceğini söylemesiyle salonda itirazlar yükseldi, mahkemeye yasal gerekçeler sunuldu. Bunun üzerine uzun bir ara verildi ve gözlemci taleplerinin kabulü ile duruşmanın yapılmasına geçildi.

Mahkeme başkanı, nasıl bir hazırlık ile davaya hazırlandığını detaylı olarak açıkladı ve “benim kararım hazır” diye bir de beyanda bulundu. Bunun üzerine yeniden sesler yükseldi. Hakimler yargılamada görüşlerini hiçbir şekilde beyan edemezler. Doğal olarak, henüz bir yargılama yapılmamışken, “karar hazır” şeklindeki açıklama mahkemenin tarafsızlığı, objektifliği konusunda şüpheler oluşturdu.

Duruşmada dinlenen tanıkların beyanları, çocukların Ensar ve KAİMDER’e ait evlerde kaldığını, ancak bu evlerde hiçbir denetim yapılmadığını, okul müdürlerinin ve yetkililerin çocukların nerede kaldıkları ile hiç ilgilenemediğini ortaya çıkarmıştır. Sanık Muharrem Büyüktürk de bu evlerin alışverişini KAİMDER Başkanının bizzat yaptığını, getirdiği erzakları kendisinin pişirip yemek yaptığını söylemiştir. Yine kendisini işe alanların kim olduğu sorularını da bu kurumların yetkililerinin adını vererek açıklamıştır. Tüm bu beyanlara rağmen, soruşturmanın genişletilmesi yönündeki taleplerin tümü reddedildi. Mahkemenin bu tutumu da dosyanın bir an önce kapatılmak istendiğini gösterdi.

Davanın bir celsede bitirilmesi hukuken mümkün mü? Mahkeme sizce neden böyle bir yolu seçti?

F.D.: Eğer bir davada tüm deliller toplanmış, araştırılacak yeni bir husus kalmamış ise karar verilebilir, sürecin uzunluğu ise dosyanın kapsamına göre her davada değişiklik gösterir. Çok kısa sürede neticelenen davalar olduğu gibi, yıllarca süren davalar da olmaktadır. Ancak Karaman davası, bence tek celsede bitirilecek bir dava değildir. Mahkeme heyeti dosyadaki delilleri kendince toplamış ve bir kanaat oluşturmuş olabilir, ancak duruşma sırasında davaya katılma talepleri kabul edilen onlarca Baro, dernek gibi kurumların çeşitli talepleri vardı. Mahkemenin bunları dikkatlice değerlendirilmesi gerekirdi. Örneğin; denetim görevini yapmayan kişilerin tespiti, bu kişilerin de davaya dahil edilmesi talep edilmiştir. Yine katılan avukatlar dosyayı inceleyememiş olmaları nedeniyle yazılı beyanda bulunmak üzere süre istemişler, ayrıca Ensar Vakfı ve KAİMDER’in de sorumlu tutulması yönünde taleplerde bulunmuşlardır. Mahkeme, bütün talepleri tek kalemde reddetmiş ve bildiğini okumuştur.

Bu şekilde hareket edilmesinin gerekçesi olarak ise, ailelerin daha fazla zarar görmemesi, Ensar ve KAİMDER hakkında zaten onlarca suç duyurusu olduğu ve şikayetlerin bu dosyalar üzerinden de yürüyebileceği belirtilmiştir. Bu gerekçe ne derece samimidir bilemem ancak dosyanın süratle karara çıkmasının en çok Ensar ve KAİMDER’in aklanmasına hizmet ettiği çok açıktır.

Aslında Karaman davayı münferit bir olay değil. Her gün birçok dini vakfa bağlı okullardan istismar haberleri geliyor. Çocuk istismarı davalarını takip eden bir avukat olarak, son yıllarda istismar olaylarının, Türkiye’de artış göstermesinin sebebi nedir?

F.D.: Dediğiniz gibi maalesef bu olay ilk defa yaşanmış bir olay değil. 2001-2003 yılları arasında Rize Ensar Vakfı Başkanlığı yapmış ve aynı zamanda Rize İl Özel İdare Genel Sekreter Yardımcısı ve Kızılay Şube Başkanı olan Mehmet Nuri Gezmiş iki çocuğa cinsel istismar suçundan halen tutuklu bulunuyor.

Evindeki bilgisayara çocuk pornosu indirdiği tespit edilen sonra Trakya Üniversitesi İlahiyat Profesörü ve Rektör Yardımcısı Hüseyin Sarıoğlu’nun da Ensar Vakfı ile çalıştığı ortaya çıkmıştı.

2008 yılında Çorum’da 15 yaşındaki bir çocuğun eski Ensar Vakfı Şube Başkanı Zekai İşler tarafından cinsel istismara uğradığını şikayet etmesiyle başlatılan adli süreçte Zekai İşler, Adli Tıp’ın verdiği rapora rağmen “iyi hal”den 2010’da 4 yıl 8 ay ceza almıştı.
Bunlar duyulup da ortaya çıkanlar. Bu sayılardan daha fazlası ortaya çıkmamış durumda. Dediğiniz gibi en çok da dini vakıflara bağlı okullarda görülüyor. Ben bunu, öncelikle bu tür yerlerin denetimsizliğine bağlıyorum. Bu evler yada yurtların herhangi bir hukuksal dayanağı yok, bu nedenle denetim mercii de yok. Buraya gönderilen çocuklar tamamen, adına öğretmen yada hoca denilen bir takım kişilerin insafına bırakılıyor.

Çocuklar yaşları küçükse başlarına ne geldiğini dahi kavrayamıyorlar, kötü bir şey yaşadıklarını fark etseler de bu kez korktukları yada utandıkları için konuşamıyorlar. Elbette bulundukları ortamın dini bir ortam olmasının da payı büyük, çünkü onlara sorgulamamak, biat etmek öğretiliyor.

Ensar Vakfı ve benzeri dini kurumlar AKP’nin “dindar nesil yetiştireceğiz” iddiasının stratejik kurumlarıdır. Çok açık söylüyorlar; yapmak istedikleri neslimizi değiştirmek ve biat eden, sorgulamayan bir toplum yaratmak. Bunun çocuklardan başladığını iyi biliyorlar.

Sorularımıza cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istediğiniz birşey var mı?

F.D.: Ne diyebilirim ki, çocuk istismarı vakıası gerçekten bir avukat olarak rahatlıkla bakabildiğiniz dosyalardan değil. Her dosya korkunç bir olayı gün yüzüne çıkarıyor. Benim de küçük bir kızım var. İnsan her olayda kendi çocuğunun başına da aynı olayın gelebileceğini düşünüyor. Hiçbir çocuğun böyle bir olaya maruz kalmasına izin veremeyiz. Çocuklarımızın bunu yaşamamaları için, sağlıklı ve aydınlık bir gelecek için bu kurumlarla yılmadan mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bizlerin düşünen, sorgulayan, araştıran ve ilerleyen bir nesle ihtiyacımız var. Bu nedenle çocuklarımıza sahip çıkmak için öncelikle bu vakıfların peşini bırakmamalıyız. Toplumun vicdanı bir kişiye 508 sene hapis cezası vermekle rahatlamaz, bu kurumların tümünün kapatılmasıyla rahatlar.

Tekrar teşekkür ederiz.

print