Mercek: Seçimlerin Ardından

Yaklaşık iki ay içerisine sığdırılarak önümüze getirilen 24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini geride bıraktık.

Seçim süreci ve oy kullanma gününe ilişkin hususları bir tarafa bırakıp, seçimlerin ardından çıkan sonuçlara bakalım.

1. AKP’nin geriletilmesi için yapılan aritmetik hesaplamalar yanlışlanmıştır. HDP barajı geçerse AKP-MHP ittifakının çoğunluğu kaybedeceği; cumhurbaşkanı adaylarının sayısının fazla olursa ilk turda %50 oranının tutturulamayacağı böylece ikinci turda Erdoğan karşısında İnce’nin kazanabileceği hesaplamaları yapılarak propaganda edildi. Hatta birçok solcu sırf bu hesaplama sebebiyle Sivas Katliamı sırasında Belediye Başkanı olan Temel Karamollaoğlu’nun aday olabilmesi için imza verdi. Ne var ki, bu tezler çökmüştür: HDP’nin barajı geçerek Meclis’e girmesine rağmen AKP-MHP milletvekili sayısı çoğunluğu oluşturmaya devam ediyor, Erdoğan ise ilk turda başkanlığını ilan etti.

2. Millet İttifakı ile Meclis’e İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti, Cumhur İttifakı ile de BBP girmiştir. Bu durum, sağın Meclis’teki milletvekili sayısını %63,7 gibi bir orana ulaştırdı. Böylece son üç seçimde sağın oyları düzenli olarak artış göstermiş oldu (7 Haziran’da AKP ve MHP toplamı yaklaşık yüzde 57; 1 Kasım seçimlerinde AKP ve MHP oyları yaklaşık yüzde 62; 24 Haziran seçimlerinde AKP- MHP-İyi Parti oyları toplamı yaklaşık yüzde 63,7).

3. Seçimler sonrasında muhalefet ise, komplo teorileriyle uğraşmayı seçti. Meclis’te çıkan bu tabloyu değerlendirip, yeni sistemde nasıl bir mücadele yolu izleneceğini düşünmek yerine; Muharrem İnce’nin tehdit edilip edilmediği, YSK üyelerinin istifa edip etmediği, elektronik olarak seçim sisteminde hile yapılıp yapılmadığı gibi pek çok iddiayla uğraştı. Hala seçim sonuçlarını, AKP’nin yapmış olduğu seçim hilelerinde arayanlar var. Seçim hileleri tek başına aradaki farkı açıklamaya yetmemektedir. 15 Temmuz sonrası milliyetçi söylemlerin arttığı, Afrin operasyonun yapıldığı, Kandil’e operasyonun gündemde olduğu, Muhalefet’in ise sol politikaları bırakıp seçimleri kazanmak için sağcılarla işbirliği yaptığı bir dönemde, sağın oylarının artması buralara bakılarak ele alınmalıdır.

4. Muhalefet, erken seçim kararı açıklandığı gün dahi bu seçimlere karşı gelmemiş ve seçimlere “hodri meydan” diyerek girmiştir. Böylece Muhalefet, aslında 24 Haziran seçimlerinde %87’lik bir oy oranıyla başkanlık sisteminin yerleşmesi ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasına açıkça meşruiyet sağlamıştır. Erdoğan, o gece seçimlerde aday olan ve oy kullanan herkese teşekkür etmiş ve “Seçimlerinrekorkatılımlagerçekleşmişolmasını milletimizin bize ve tüm dünyaya bir mesajı olarak görüyorum. Mesaj açıktır: Türkiye yüzde 90’lara yaklaşan seçimlere katılım oranıyla tüm dünyaya demokrasi dersi vermiştir.” demiş, gazeteler ertesi günü bunu “Bu seçimin galibi demokrasidir, milli iradedir.” diye manşetlere taşımışlardır.

5. Artık yerleşmiş yeni bir sistemle karşı karşıyayız. Bu yazı yazılırken, cumhurbaşkanının ve milletvekillerinin yemin törenleri yapıldı. 9 Haziran Pazartesi günü itibariyle yeni sistemin Meclis’i faaliyete başlayacak ve Cumhurbaşkanı bakanları belirleyecek. Yakında OHAL kalkacak ya da siz bu yazıyı okurken çoktan kalkmış olacak, ancak Fransa’da yapılan düzenlemeden ilham alınarak OHAL yetkileri kimi kanunlara getirilen düzenlemelerle devam edeceğinin sinyalleri verilmeye başlandı. Keza yeni düzenlemelerin getirilmesine de bu sistemde pek gerek olmayacak. Meclis’in yetkilerinin azaltıldığı, gensorunun kaldırıldığı, yürütmenin gücünün arttırıldığı yeni sistemde, cumhurbaşkanı kararnameleri adeta OHAL KHK’larının işlevselliğine sahip olacak. Böylece yeni sistem ile OHAL de “normalleşecek”.

6. Çok uzun zamandır solun kendi cumhuriyet fikri bir kenara konularak muhalefet edilemez diyorduk. Bu artık herkes için kaçınılmazdır. Ya yeni sistemin bir aktörü olunacaktır ya da bu sistemin karşısında durulacaktır. Eğer bu sistemin aktörü olmayı kabul etmiyorsak o halde geçen sayının Mercek yazısının sonunda söylediğimizi tekrar hatırlatarak yazıyı bitirelim: “Öyleyse asıl olarak tartışılması gereken 24 Haziran seçimleri ve seçimlere sıkıştırılmış argümanlar değil, bu seçimler sonucu daha da yerleşecek olan sisteme karşı neler yapılabileceğidir. Bu tartışmaların içinde emekten, eşitlikten ve adaletten yana yeni bir cumhuriyet için mücadele ve mücadelenin sınıfsal perspektifle nasıl ele alınacağı da mutlaka yer alacaktır.”

O halde, -bir kez daha geç kalmadan- artık başlayalım.

print