Yazar:

  • Hukuk ve Sanat: Joker: Şakaysa Hiç Komik Değil Ciddiyse Çok Komik

    Hiçbir şeyin hiçbir şeyle ilgisi yoktur ve her şey her şeyle ilgilidir. Hukuk ve sanat ilişkisi üzerine düşünürken yararlanacağımız tek net ve tutarlı fikir bundan ibarettir. Hem zaten adalet ile uzaktan yakından ilgili olmayan Joker filmini hukuk düşüncesi perspektifinden başka nasıl inceleyebiliriz?

    Bir çizgi roman kahramanının baş düşmanı olarak yaratılan Joker’in 2019 yılında Batman’den bağımsız olarak sinemaya uyarlanması, sosyal medyanın aktif kullanıldığı bütün ülkelerde büyük ilgiyle karşılandı. Kendi personasını yaratma telaşındaki izleyiciler filmi beğenenler ve filmi beğenmeyenler olarak ikiye ayrılarak Youtube, Instagram ve arkadaş sohbetlerindeki yerlerini aldı.

    Çizgi Romanın Doğuşu

    Günümüzde ‘’sanat’’ olarak adlandırmaktan hiç şüphe duymadığımız resim, edebiyat, seramik ve heykel gibi dalların insanlık tarihindeki kökeni hakkında çeşitli varsayımlar mevcutken; çizgi roman, sinema gibi gözlerimiz önünde doğmuştur.

    İlk olarak gazetelerde ‘’uzun karikatür’’ şeklinde yer almış; zamanla ‘’comic- cartoon’’ ayrımı oluşarak bağımsız basılı eser hâline gelmiştir. Dünya savaşları ve Soğuk Savaş sonrasında propaganda aracı olarak kullanılsa da zaman içerisinde bağımsızlığını kazanmıştır. Sunduğu görsel şölen ve hayal gücü ürünlerini yansıtmakta sinema kadar maliyetli olmaması; sinemayla yakın ilişkide olmasına kapı aralamıştır.

    ***

    Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 22. sayısında okuyabilirsiniz.

  • Avukatlık Metodolojisi: Bir Düşünce Taslağı

    Adalet, eşitlik ve hürriyet gibi kavramların tartışılması, bir başka ifadeyle düşünceyi düşünmek, akademinin bir ömürlük konusudur. Bugüne kadar keskin bir tanıma ulaşamadık. “Adaleti tanımlamak, evet, zordur, adalet soyuttur; adaletsizlik ise somuttur, gördüğünüz yerde tanırsınız onu.’’ sözüyle ulaşılan hakikatin fakültelerin kapısına çiviyle çakılması, dava açılışında masrafı ödenmesine rağmen tekrar satış bankosundan alınarak çifte para ödenen dava dosyalarının üzerine koca kalın harflerle yazması gerekebilir; belki bizi kurtarır.

    Avukatlık mesleğinin ne olduğuna ilişkin bir tanım arayışına düştüğümüzde Avukatlık Kanununca, bizlere kabaca “ne memurluk ne esnaflık” gibi bir yasal statü bahşedildiğini anlarız. Çünkü “Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. ” Bu –tanım olmayan- tanım şuna benzer: Doksanların sonu ikibinlerin başında inşa edilen apartmanların çirkin ve küçük mozaiklerle örüldüğü karanlık bir mimarî dönem yaşadık. Çoğu apartmanın girişine yine aynı mozaiklerle “Mülk Allah’ındır” yazılırdı. Fakat kirayı ev sahibine ödemek zorundaydık.

    Avukatlık mesleğinin ne olduğuna ilişkin tekrar bir tanım arayışına düştüğümüzde, karşımızda “ağyarını mani efradını cami” bir tanım olmadığı gerçeğiyle karşılaşırız. Ulusal ve uluslararası yasal mevzuatlar içerisinde önümüze tanım diye sunulan tüm cümlelerin nitelik ve işlev belirlediğini görürüz. Havana Kuralları olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler Avukatların Rolüne İlişkin Temel İlkeler Bildirgesi apaçık şekilde Avukatların görev ve sorumluluklarını düzenler. Avukatların adalet dağıtımında temel bir unsur olduğunu ifade ettikten hemen sonra, mesleklerinin şeref ve itibarlarını korumakla görevli olduklarını hatırlatır.

    Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 15. sayısında okuyabilirsiniz.