Aşı karşıtlığı konusunda bir diğer boyut, Sağlık Bakanlığı’nın net ve açık bir tutum sergilememesi, bu nedenle hizmetin uygulayıcıları olan sağlık çalışanlarının ebeveynler ile baş başa kalmasıdır. Sağlık Bakanlığı’nın aşı reddinin giderek arttığı bir durumda, sessiz kalmak yerine aktif bir tutum ve çaba içinde olması, aşılamayı cesaretlendirecek mesajlar vermesi beklenmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın bu edilgen tavrı, aynı zamanda sorunu çözecek yasal düzenlemenin yapılmasını önlemektedir.
Çocuk Hakları Sözleşmesi, “çocuğu ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun üstün yararı temel düşüncedir (md.3)” ifadesi yer almaktadır. Ayrıca Sözleşmede, devletin her çocuğun temel yaşam hakkına sahip olduğunu kabul etmesi ve çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için olabilecek en fazla çabayı sarf etmesi (md.6) ve çocukların tıbbi bakımdan yoksun bırakılmaması, koruyucu sağlık hizmetlerinin sunulması (md.24) gerektiği ifade edilerek devlete görev verilmiştir.
Bunun bir tamamlayıcısı olarak, Sağlık Bakanlığı’nın ebeveynlerin gerektiği gibi bilgilendirilmesi ve aydınlatılmasını sağlaması, hem de hizmeti sunanlara eğitim ve iletişim becerileri vermelidir.
Aşıyla İlgili Yasal Düzenleme İhtiyacı
Bugüne kadar çocuğuna aşı yapılmasını reddeden ebeveynlerle ilgili olayın yargıya yansıdığı durumlarda alınan kararlara baktığımızda:
• Ebeveynin çocuğun üstün yararını gözettiği, o nedenle de çocuğuna aşı yaptırmama hakkı olduğu;
• T.C. Anayasası’nın 17 maddesinde “tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında vücut bütünlüğüne dokunulamaz” ifadesi yer aldığı, aşının tıbbi zorunluluk kapsamında olmadığı;
• Hasta Hakları Yönetmeliği’nde yer alan “Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz” (5. md) ve “kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın … tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz” (22. md) maddelerine göre (ebeveynin) rızası olmaksızın aşı uygulanamayacağı;
• Aşılama ilgili mevzuata göre (1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu), sadece çiçek aşısının zorunlu olduğu, diğer aşılar için böyle bir zorunluluk olmadığı
Yönünde kararlar alındığı görülmektedir. Bu durum çocukluk aşılarının yapılması zorunlu ise bu konuda bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu, bu olmadıkça mahkemelerin ailelerin çocuklarına aşı yapılmasını reddetmelerini “bireysel hak” kapsamında ele almaktan başka bir sonuca varamayacağı görülmektedir.
Aşı reddinin toplum sağlığını tehdit eden boyuta gelmesi, çocukluk çağı aşılamalarının zorunlu olması gerektiğine dair bir tartışma başlatmıştır. Nitekim 2017 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün kızamık vakalarının dört misli arttığına dair yaptığı açıklama sonrası, İtalya ve Fransa’nın, daha önceleri ebeveynlerin onayına bırakılan çocukluk dönemi aşılarını zorunlu hale getirdiği bilinmektedir.
Diğer yandan aşılama ile ilgili geçerli olan mevzuatın, yani Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nun sadece çiçek aşısını zorunlu tuttuğu bilinmektedir. Bu düzenlemenin yayınlandığı 1930 yılından sonra pek çok aşı geliştirilmiş olmasına karşın, yasada herhangi bir düzeltme yapılmamış, aşılama konusunda sadece genelgeler (Genişletilmiş Bağışıklama Genelgesi) yayınlanmıştır.
Türk Tabipleri Birliği 2018 yılının Nisan ayında “Aşı Candır” sloganıyla düzenlediği kampanya kapsamında, Sağlık Bakanlığı’nı etkin bir tutum almaya davet etmiş ayrıca yukarıda anılan mevzuat eksikliklerinin giderilmesi için yasa değişikliği önerileri hazırlanarak TBMM’ye sunmuştur. Bu yasal düzenlemeler şunlardır;
• 24.04.1930 tarihli 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 89’uncu maddesinde düzeltme yapılarak, “Sağlık Bakanlığı Aşı Danışma Kurulu tarafından belirlenerek Genişletilmiş Bağışıklama Programında yer alan çocukluk dönemi aşıları için “belirlenen aşıları yaptırmak zorunludur. Bu aşıların yapılmasında kişinin kendisinin, çocuklar ya da kısıtlılar yönünden velisinin ya da vasisinin rızası aranmaz.” ibaresinin eklenmesi
• 26.09.2004 tarihli 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu Sağlığına Karşı Suçlar” bölümü 195. maddesinde düzenleme yapılarak aşıyı reddedenlerle ilgili cezai işlem yapılması talep edilmiştir.
Aşının reddedilmesi, çocuk adına ebeveynin aldığı bir karardır ve bu kararın gerçekten “çocuğun üstün yararı”nı temsil ettiği sorgulanmalıdır. Aşılar konusundaki bilginin, yüksek düzeyde profesyonelliği gerektiren bir özellik taşıması “bilgi asimetrisi” denen kavramı ortaya çıkarmaktadır. Burada mevzu, ebeveynin çocuğunun üstün yararını göz etmesinden çok, ebeveynin aşıyı hangi bilgi ile reddettiği ve bunun sonucunda çocuğuna (ve dolaylı olarak topluma) vereceği zarardır.
Yararlanılan Kaynaklar:
Arıcan I (2018) Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialara Yanıtlar. Toplum ve Hekim Dergisi. Cilt 33 sayı 3, s 195- 206.
Badur S (2018) “Aşılar Tartışılmalıdır” yazısındaki önemli yanlışlar üzerine. Herkese Bilim ve Teknoloji Dergisisi. Sayı: 109.
Eskiocak M (2018) Neoliberal dönüşümün bağışıklama hizmetlerine etkileri ve sonuçları. Bilim ve Gelecek Dergisi. Sayı: 172
Smith M (2019) Life BeforeVaccines: My Story. Erişim: http://www.berkeleywellness.com/healthy- community/contagious-disease/article/life-vaccines- my-story?s=EFA_190122_AA1&st=email&ap=ed
TTB (2003) Aşı Pazarı Can Pazarı: Aşı Üretiminin Perde Arkası. Erişim: http://www.ttb.org.tr/kutuphane/ asi_pazari_can_pazari.pdf
TTB (2019) Birinci Basamak Sağlık Çalışanları İçin Aşı Rehberi. 2. Baskı. TTB Yayınları. Ankara.
Web Sayfası: Yalansavar. Erişim: https://yalansavar.org/ tag/asi-karsitligi/
