Yazar:

  • Cumartesi Annelerinin 1000 Haftalık Adalet Arayışı

    25 Mayıs 2024 tarihinde Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’nda 1000. kez adalet arayışı için bir araya geldi. 1990’lı yılların karanlık günlerinde, sistematik bir biçimde gerçekleştirilen zorla kaybetme pratiklerinin mağdurları uzun soluklu, vakur ve barışçıl eylemlerinin yirmi dokuzuncu yılını doldurdu. Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın ailesinin 27 Mayıs 1995 tarihinde Galatasaray Meydanı’na çıkarak başlattığı ve Türkiye siyasi tarihinin en uzun soluklu eylem dizisi olan Cumartesi Anneleri eylemi, hala konuşulmaya ve kamuoyunda geçmişle yüzleşmek için gündeme getirilmeye muhtaç bir gündem başlığını oluşturmaktadır[1].

    Bin haftadır paramiliter grupların işledikleri cinayetlerin, kendisinden hiç haber alınamayanların, zorla kaybedilenlerin aileleri hukuksuz ve yargısız infaz süreçlerine karşı işlenen suçların faillerinin bulunması adına etkin soruşturma yürütmeyen kamu görevlilerini göreve davet etmekte ve cezasızlık politikasının sona ermesi için mücadele etmekteler. Cumartesi Annelerinin ve çocuklarının ellerinde taşıdıkları her bir kayıp fotoğrafının ardında bitimsiz bir acı, ailelere yaşatılan uzun soluklu bir işkence ve kaybedilenlerin yaşam hakkı ihlali durmaktadır[2].

    Peki Türkiye siyasi tarihinin en uzun soluklu eylem örneği olan Cumartesi Anneleri, bin haftadır hangi hukuki ve siyasi uğraklardan geçti? Geçen onca yılın ardından toplumsal hafızayı diri tutmak ve hukuki ihmalleri göz önüne sermek adına yaşananların bir dökümünü yapmanın oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim.

     

    ***

    Yazının devamını  Hukuk Defterleri’nin 41. sayısında okuyabilirsiniz.

     

    [1] Sessiz oturma eylemi fikri, Gazi Mahallesi’nde yaşanan katliamı protesto etmek isteyen kitlenin içerisinde yer alan Hasan Ocak’ın gözaltına alınması ve daha sonra kendisinden haber alınamaması üzerine ailesinin verdiği mücadele sonucunda şekillenmiştir. Aynı dönemde gözaltında zorla kaybedilen Rıdvan Karakoç’un ailesi ve Hasan Ocak’ın ailesiyle birlikte çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grup Galatasaray Meydanı’nda ilk oturma eylemini gerçekleştirmiştir. Bkz. Handan Çağlayan, “Cumartesi Anneleri/İnsanları”, Feminist Bellek, 22.11.2021, https://feministbellek.org/cumartesi-anneleri-insanlari/ , Erişim Tarihi: 03.06.2024.

    [2] 1990’lı Yıllardaki Ağır İnsan Hakları İhlallerinde Cezasızlık Sorunu: Kovuşturma Süreci, Haz. Emel Ataktürk Sevimli, Esra Kılıç, Gülistan Zeren, Melis Gebeş, Özlem Zıngıl, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, https://hakikatadalethafiza.org/sites/default/files/2023-03/cezasizlik_kovusturmasureci-1.pdf , 2021, Erişim Tarihi: 30.05.2024.

  • Hukuk Felsefesi: Yığın Psikolojisi ve Kuramına Yönelik Bir İnceleme

    Yığınlar veya bir başka kullanımıyla kitleler, sosyo-psikolojik açıdan nasıl çözümlenebilir? Yığın içinde olmak bireyi, tek başına yapamayacağı veya yapmayı tercih etmeyeceği eylemlere mi yöneltir? Rasyonel davranan bir kişi, sadece bir yığına-kitleye dahil olarak daha saldırgan, gözü pek veya yıkıcı davranışlar mı sergiler? Yoksa yığın başlığı altında birbirinden farklı pek çok grup çeşidinden (miting, toplantı ve gösteri yürüyüşü kitlesi, düzensiz ve rastgele toplanan gruplar vb.) mi bahsedilir? Akla bir çırpıda gelen bu sorulara ve beraberindeki tartışmalara şu anda okumakta olduğunuz yazıda “yığın psikolojisi” kavramı üzerinden yanıt bulmaya çalışacağım.

    Öncelikle yığınlar, onları meydana getiren farklı bireylerin kişilik tipleri çözümlenerek psikolojik açıdan incelenebilir. Diğer taraftan yığın meselesi, hukuk sosyolojisi derslerinde anlatılan ve bireyin grup içerisindeki davranış örüntülerini araştıran sosyal kontrol deneyleri aracılığıyla da incelenebilir. Burada bir parantez açmak gerekirse, bireylerin sosyal yaşamda girdiği gruplarda diğer insanların görüşlerinden ne kadar etkilenerek grup normunu benimsedikleri (Muzaffer Şerif ’in otokinetik deneyi), içselleştirmemelerine rağmen başkalarının düşüncelerini ortamdan dışlanmamak adına nasıl kendi görüşleri gibi dillendirdikleri (Asch deneyi) ve eşitler arasındaki ilişkilerin ötesinde otorite figürleri tarafından verilen emirleri- talimatları uygulamaya ne kadar yatkın oldukları (Milgram deneyi) bu deneylerde oldukça önemli verilerle tartışılmıştır1.

    Ancak elinizdeki yazıda, yapay bir şekilde bir araya getirilen kişilerin davranış örüntülerinden ziyade deney-dışı yöntemlerle bir araya gelen, sokaktaki kalabalıkların davranışlarını gözlemleyen çalışmalar üzerine bir tartışma yürütülecektir. Gustav Le Bon’un özelinde 19. yy. sonlarında ortaya çıkan yığın kuramcılarına ve Sigmund Freud’un görüşlerine daha çok eğilerek, sağdan sola düşünce çevrelerinde kalabalık gruplara ve kitlelere yönelik bakışın nereye evrildiğine dair kısa bir özet sunulacaktır.

    ***

    Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 32. sayısında okuyabilirsiniz.