Yazar:

  • Bir Dava: Taksim 1 Mayıs Alanıdır

    Seviyorum bu ülkeyi, yasaklamasalar bir gün kutlanacak 1 Mayıs, sayelerinde bir hafta /bir ay sürüyor, sadece bir meydan değil İstanbul’un heryeri Taksim oluyor.

    1 Mayıs günü Türkiye’de başlamadı ama “Emek ve Dayanışma Günü” olarak varlığını sürdürebilme mücadelesi hem hukuksal hem eylemsel yönden en çok Türkiye’de veriliyor.

    Emekçilerin yaşamları pahasına sahip çıktıkları Taksim Meydanı, kendine ve tarihine yakışır şekilde İHAM kararlarına geçen ilk meydan oldu, ilk kez bir meydan bir kararın öznesi oldu. Bu yazıda ayrıntılı olarak bu karara yer vereceğim.

    DİSK ve KESK adına yaptığımız başvuru üzerine verdiği İHAM’ın 27.11.2012 tarihli 38676 / 08 bşv.no’lu karar 1 Mayıs ve Taksim Alanı tartışmalarının geniş bir özeti niteliği taşıyor.

    Daha önce çeşitli yönleri ile farklı platformlarda parça parça yer bulan kararın, yayın hayatına yeni başlayan bir hukuk dergisinin ilk sayısında yer alması, 1 Mayıs Taksim tartışmalarının hukuksal tezlerinin bir arada sunulması güzel bir buluşma oldu.

    Ülkemiz için önemli olduğu kadar İnsan Hakları Değerleri açısından emsal olan DİSK & KESK kararı önemli tespitler içeriyor. Başvurumuzun İHAM’ın inceleme sürecinde bizlerin ve hükümetin tüm tezleri ayrıntılı olarak tartışıldı ve tüm konular kararda cevaplandı.

    İHAM; “Mevcut başvuruda, dosyadaki belgelerden açıkça anlaşılmaktadır ki, yetkililer başvurucuların İşçi Bayramı’nı Taksim Meydanı’nda kutlama niyetleri hakkında bilgi sahibi olur olmaz, gösteriyi engellemek için kapsamlı önlemler aldılar ve Taksim Meydanı’nda gösteri yapmakta ısrar etmeleri halinde polisin göstericilere yönelik kuvvet kullanacağını belirten açıklamalar yaptılar. Bu amaçla, 1 Mayıs 2008 ‘de İstanbul Valisi’nin talimatı üzerine vapur ve metro seferleri durduruldu, Taksim Meydanı’na çıkan yollar kapatıldı ve Taksim’e girişi kapatmak için alana ilave polis konuşlandırıldı. Mahkeme (İHAM), İstanbul Valisi tarafından İşçi Bayramı kutlamalarının yapılması için dört alternatif toplantı yerinin önerildiği konusunda bilgi sahibidir. (Tanıdık geldi mi?)

    Bu bağlamda, başvurucuların gösteri yapmak istedikleri Taksim Meydanı’nın şehrin kalbinde olduğunu (sadece bizim kalbimizde değilmiş demek ki) ve büyük ölçekli bir gösterinin gerçekten kamu hayatının bozulmasına yol açacağını gözlemler. Ne var ki, Mahkeme, 1977’de İşçi Bayramı kutlamaları sırasında saldırı sonucunda, 37 kişinin öldüğünü de kaydeder.

    Sonuç olarak Taksim Meydanı trajik bir olayın sembolü olmuştur ve bu gerekçeyledir ki, başvurucular İşçi Bayramı kutlamalarını, Taksim’de anma töreni yaparak düzenlemekte ısrar etmektedirler.”

    Kamu otoritelerinin Hoşgörü Göstermek Yükümlülüğü, çoğulculuğun gereğidir.

    İHAM: “Ne var ki, kamuya ait bir mekândaki gösteri trafikte düzensizlik de dahil olmak üzere günlük hayatta bazı kesintilere yol açabilmesine rağmen, şayet Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan toplanma özgürlüğü özünden yoksun bırakılmayacaksa, barışçıl toplanmalara yönelik olarak belirli ölçüde hoşgörü göstermek kamu otoriteleri için görevdir. (bakınız Galstyan v. Ermenistan, no. 26986/03, §§ 116-117, 15 Kasım 2007 ve Bukta ve Diğerleri v. Macaristan, no. 25691/04, § 37, ECHR 2007 III).

    Hükümetin Barışçıl Gösterilerde Pozitif Yükümlülüğü

    Müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dönüldüğünde, Mahkeme birinci planda 11. maddeye ilişkin içtihatlarında tespit ettiği temel ilkelere göndermede bulunur (bakınız Djavit An v. Türkiye, no. 20652/92, §§ 56-57, ECHR 2003-III; Piermont v. Fransa, 27 Nisan 1995, §§ 76-77, Series A no. 314; ve Plattform “Ärzte für das Leben” v. Avusturya, 21 Haziran 1988, § 32, Series A no. 139). Bu içtihatlar açıkça göstermektedir ki yetkililerin hukuki gösteriler bakımından, bunların barışçıl biçimde sürmesini ve bütün vatandaşların güvenliğini temin için uygun önlemleri alma yükümlülüğü vardır.

    Hükümetin Hakkın Kullanımını Engellemede Negatif Yükümlülüğü

    “Mahkeme, devletlerin yalnızca barışçıl toplanma özgürlüğünü korumak zorunluluğunu değil, ayrıca bu hakka ilişkin makul olmayan dolaylı sınırlamalar uygulamaktan kaçınmaları zorunluluğunu kaydeder.”

    Son olarak (Mahkeme), 11. maddenin temel amacı, korunan hakların kullanılmasına kamu otoritelerinin keyfi müdahalesinden bireyi korumak olsa da, bunların etkin kullanımının güvence altına alınmasında pozitif yükümlülüklerin de olabileceğini de dikkate alır, § 36).”

    AKP’nin İHAM Sürecindeki Tutumu ve Kararı Yok Sayması

    AKP’nin 2009’da 1 Mayıs’ı tatil ilan etmesi, 2010 -2011-2012 yılında Taksim’de gösteri yapılmasına izin vermesi üzerine, AKP’nin özgürlükçü bizlerin marjinal olduğu iddiasında bulunan yandaşlara ve yandaş olmaya çalışanlara İHAM inceleme sürecini anlatmak gerekiyor.

    AKP özgürlükçü falan değil, hiçbir zaman da olmadı… AKP’nin Taksim Meydanı ve 1 Mayıs’la ilgili olarak aldığı tüm kararlar, DİSK-KESK 1 Mayıs başvurusunun incelenme süreci ile ilgilidir.

    1. 2008’de başvuruyu yaptık, 19 Şubat 2009’da İHAM Hükümete, başvurumuzdaki iddialar ile 1 Mayıs için ne gibi önlemler aldığını sordu, Mart 2009’da 1 Mayıs tatil ilan edildi.

    2. 2010 tarihinde Hükümetin cevaplarına cevaplarımızı ve kanıtlarımızı ilettik. 2010 yılında Taksim yasağı kalktı.

    3. 2010 – 2012 tarihleri arasında İHAM başvuruyu incelemeye aldı, AKP Taksim kutlamalarına engel olmadı. İHAM’a şirin görünüp, kararı etkilemek için.

    4. 2012 Eylül’ünde İHAM kararı Kasım’da açıklayacağını bildirdi. Karar hakkında açıklanmadan bilgi sahibi olan AKP, hukuki kazanıma ulaşamayacağını anladı. 28 Eylül’de Taksim’de inşaata başladı, fiziksel engel oluşturmak istedi.

    27.11.2012 de karar açıklandı. Hükümet mahkum oldu. Taksim 1 Mayıs Alanı ilan edildi.

    1 Mayıs ciddi baskı ve ağır şiddetle engellendi ancak devam eden mücadele Gezi Direniş’ine zemin oluşturdu.

    Bugüne gelindiğinde artık AKP, tüm hukuk ve mantık kurallarını, insan haklarını hiçe sayarak, hiç gerekçesiz Taksim’i yasaklıyor, gerginliğin suçunu da, hakları İHAM düzeyinde kabul edilmiş olan Sendikalara ve haklarına, yaşamlarına, geleceklerine sahip çıkmaya çalışanlara yüklemek istiyor. (Not: İnşaat konusu başka çıkarlarla birleşmiş olabilir ama zamanlama kesinlikle manidar.)

    AKP nasıl bir ideolojiye sahip olduğunu, her gün yeniden yeniden gösteriyor, özgürlükçülük kesinlikle bunlardan değil.

    Gerginliği haklarını kullanmak isteyenler değil, engelleme yaratıyor. Korku, baskı ve çarpıtma ile Taksim’e sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz.

    Artık AKP, dünyanın bildiği uluslararası düzeydeki metinlere ilişkin, yalan yanlış bilgi vermeyi bırakmalı, kararı uygulama yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Buna göre de, Taksim’e ulaşma yollarını kapatmamalı, tam tersine gösteriye katılacaklar için kolaylıklar sağlamalı, kamu araçlarını fazlalaştırmalı, katılanların güvenliğini de almalıdır.

    Ancak asıl olan hakların iktidar tarafından verilmediği sahiplerince alındığıdır.

    Son söz niyetine; Kullanmadığın Hak Sana Ait Değildir; 1 Mayıs’ı Kutlamadığın Taksim, (Uluslararası Mahkemelerce Karara Bağlansa da) Senin Meydan’ın Değildir. Sahip Çıkmadığın Ülke Senin Değildir.

    Meraklısına: İHAM kararının tam metni DİSK’in sitesinde yer almaktadır.

  • Yalnız Yürümeyeceksin: Devrimci Savunma

    Hukuk Defterleri’nin ilk sayısında yargının unsuru olarak “Savunma”yı, Devrimci Avukatlık pratiğinden anlatmanın en doğrusu olacağı kanısındayım.

    Toplumsal muhalefetin her düzeyinde yer alanların topluca cezaevlerine “tıkılmaya” çalışıldığı, tweet yazan çocuğundan sendikalar konfederasyonu başkanı işçi önderine kadar herkesin mahkemelik edildiği, totalitarizmin koyu karanlığının yaşandığı bu dönemde savunma, ne yazık ki sadece mahkemede hukuksal metinler yoluyla müvekkilini savunma ile sınırlandırılamıyor.

    Bu dönemin savunması mutlaka agresif, kendine alan açan ve daha fazla sorumluluk üstlenen bir savunma olmak zorunda.

    Avukatlar ve “Savunma”, Yargının Kurucu Unsuru mu? Burjuva Hukukunun Sigortası mı?

    Avukatlar ve savunma; düzene karşı çıkan ya da toplumsal barışı, huzuru bozanların haklarını koruma görevleri nedeniyle muhalif kanatta görülseler de aslında sistemin sürdürülebilirliğinin sigortalarındandır.Yargının unsurları ve avukatlar, en başında düzene itaat eden bireyin, herhangi bir şekilde düzen tarafından kazaya uğratılmamasını, tüm “uslu” bireylerin düzene güveninin sarsılmamasını sağlayacak olan bir araç olarak tasarlanmıştır.

    Gerçekten haksız yere suçlanabilirsiniz ama sistem size savunma olanakları sağlar, avukat verir, hakkınızdaki işlemlerin belli şekil şartlarına uygun olması denetlenir, böylece yargılamaya maruz kalsanız bile masumiyetiniz ispat edilebilir, siz de “aklanır”, tekrar topluma karışabilirsiniz. Sistem, böylece ona güveninizi korur, aslında kendini korur.

    Diyalektik Ölmedi: Devrimci Avukatlık

    Avukatlık burjuva hukukunun gerçek anlamda temel unsurlarından olmakla ve esas olarak kapitalizme hizmet etmekle birlikte, her şeyin karşıtını içermesi kaçınılmaz olduğundan, kim tarafından kullanıldığına bağlı olarak sistemi zorlayan, özgürlüklerin sınırlarını genişleten, iktidarı sınırlama olanağı da sağlayan bir araca dönüştürülebiliyor.

    Devrimci yaklaşımla üstlenilen avukatlık, siyasi davalarda bir yandan duruşma salonlarının mücadele platformuna dönüştürülmesini ve duruşma tutanaklarının sözlü tarihin belgesi niteliğine büründürülmesini sağlarken diğer yandan duruşma salonlarının dışında müvekkilinin mücadelesini onunla birlikte sürdürmeyi de üstleniyor.

    Yalnız Yürümeyeceksin

    Bu dönemin en önemli baskı yöntemlerinden olan düşmanlaştırma, olmadı ötekileştirme, itibarsızlaştırma, hemen bir suçlamada bulunarak gözaltına aldırma, tutuklama, dava açma öyle bir boyuta ulaştı ki; her gün farklı kişi/gruplara ya da aynı kişi/gruplara defalarca yapılan hukuki operasyonla uyanıyoruz.

    Operasyonlarla toplumdan soyutlanan, yalnızlaştırılan muhalifler /müvekkillerimiz, bu yetmezmiş gibi bir de iktidarın siyasi yetkilileri tarafından kamuoyu önünde, haklarında medya üzerinden yapılan tek yanlı, asılsız suçlamalara, tehditlere de maruz bırakılıyorlar.[foot]1 Mayıs Davaları, Gezi Davaları, Dündar/Gül davası, ÇHD davası, KCK davası, Berkin Soruşturması, Çarşı Davası, BAK Bildirisi ve neredeyse her ifade özgürlüğü davasında yapılan açıklamalar. (Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi’ye ilişkin açıklaması: http://www.milliyet.com.tr/basbakan-4-gun-yok/siyaset/detay/1717873/default.htm, Berkin Elvan’a ilişkin açıklaması: http://www.birgun.net/haber-detay/unutulmasin diye-berkin-icin-nerede-ne-demisti-82892.html, Akademisyenler Bildirisi’ne ilişkin açıklaması: http://www.hurriyet.com.tr/erdogandan-akademisyenler-bildirisine-sert-sozler-40040876[/foot] Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığına doğrudan müdahale olan bu açıklamalar, bir yandan da müvekkillerimizin kendilerini topluma anlatma ihtiyacını doğuruyor.

    Haklarında operasyon başladığı andan itibaren müvekkillerinin yanında yer alan avukatlar, dosyaya ulaşma gibi çabalarının yanı sıra, tecrit edildiklerinde onların varlığı, konuşturulmadıklarında sesi oluyor, onları yalnız bırakmayarak birlikte yürüyor.[foot]ÇHD davasına ilişkin ÇHD tarafından yapılan açıklama: http://chd.org.tr/708.html [/foot]

    Torba Davalar

    Bu dönemin en belirgin özelliklerinden biri, birbiri ile ilgisiz her şeyi bir araya getirmek. Bu önceleri beceriksizlikten ortaya çıktı. İlk olarak yasalarda gündeme gelen “torba” yöntemi, sonradan davalara da uygulanır oldu. Bazen çok sanıklı dosyalar bunun örneği oldu, bazen de çok suçlamanın bulunduğu dosyalar bunlara örnek oldu.

    Torba davadan amaç ortada büyük bir suç varmış izlenimi yaratmak, böylece davaların uzun sürmesine olanak sağlamak. Bu yöntemle sanıklar hem toplum gündeminde suçluymuş gibi görünüyorlar hem de tutuklama varsa daha uzun zaman toplumdan soyutlanmış oluyorlar.

    Kişi Sayısı Bakımından Büyük Davalar

    Bazen sanıklar açısından ilgisiz birçok kişiyi biraraya getirip tek bir davada çok sanıklı yargılamalar yapıldı.[foot]Gezi davası: http://m.milliyet.com.tr/-gezi-parki-ana-davasi-nda-karar-gundem 2136781/[/foot]

    Suçlamalar Bakımından Büyük Davalar

    Bu dönemde birçok davada bu yöntem uygulandı, sanıklar hakkında ne var ne yoksa dosyalara eklendi ve hem suçlamalar sayıca arttırılmış oldu, hem de kişisel – özel yaşama ilişkin bilgiler bahaneyle kamuoyuna yayıldı.

    Bu davalar iktidara büyük olanaklar sağladı.

    Avukatların İş Yükü

    Bu davalar savunma açısından büyük zorluklar oluşturuyor.

    Dosyaların soruşturma aşamasının, delil toplamanın, gizliliğin, masumiyet karinesinin ihlalinin, hukuksuzlukların her aşamada yaşanması karşısında yapılacak çok fazla itiraz vs. hukuki işlem olması, dosya kapsamının çok fazla emek gerektirmesi, bilgilere ulaşmada, müvekkile ulaşmada yaşanan engeller avukatın iş yükünü inanılmaz ölçüde arttırıyor, başka dava ile uğraşamaz oluyorlar.

    Tüm dosyaya hakim olmak ve sürekli mesai vermek başka iş yapamamalarına neden oluyor. Silivri yerleşkesinde görülen davalardan bazılar haftada üç gün sabahtan akşama kadar sürerek, avukatların tüm zamanını alabiliyor.[foot]Ergenekon davası: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_davalar%C4%B1[/foot]

    Savunmanın Etkisizleştirilmesi Girişimleri

    İktidar tüm kurumlarıyla savunmayı, genel olarak davalarda yaratılan yeni koşullar ve güçlüklerle daraltmaya çalışırken bir yandan da doğrudan avukatları, varlık- birey olarak etkisizleştirmeye çalışıyor.

    Avukatların Etkisizleştirilmesi:
    İtibarsızlaştırmak –Tutuklamak – Öldürmek

    Toplumsal muhalifleri savunan avukatlar da totalitarizmin yok etme girişimlerinden paylarını almaktalar.

    Avukatlar tutuklama yolu ile fiilen yargılamadan uzaklaştırılmak istendikleri gibi, itibarsızlaştırılmaktan öldürülmeye kadar derece derece toplumdan uzaklaştırılmaktalar.[foot]Son kaybettiğimiz Tahir Elçi’yi de bu vesileyle bir kez daha sevgiyle analım.[/foot]

    Avukatların Topluca Yargılanmaları

    Bu dönemlerde en çok görülen baskı biçimlerinden biri de avukatların toplu olarak bir davaya dahil edilmeleri, neredeyse avukatlardan örgüt oluşturulmaya çalışılması.

    Toplu olarak yargılanmada mutlaka örgütsel bir bağ kurulmak isteniyor, avukatlık işlemleri de soruşturmaya, davaya dahil ediliyor. Bu süreç önce Öcalan’ın avukatlarının yargılanmaları ile başladı, ÇHD davasında daha da genişletildi.[foot]http://m.radikal.com.tr/turkiye/kurt-avukatlar-hakkinda-4-yildir-gizli sorusturma-yapiliyor-1502155.[/foot]

    Avukatların, Temsil Ettikleri Müvekkiller Nedeniyle Yargılanmaları

    Avukatların temsil ettikleri müvekkiller ile özdeşleştirilmeleri son dönemde en çok rastlanan durum. Aslında zaten bunun için yargılanıyorlar, cezalandırılmak isteniyorlar.

    Bazen tek bir müvekkil ile özdeşleştirilen avukatlara neden hep belli bir görüşteki kişileri savundukları da soru olarak yöneltilebiliyor. (ÇHD davası)

    Avukatların Savunma Stratejisi Savcı’nın Beğenisine Sunulmak İsteniyor

    Savcılar ve polis iktidar tarafından öylesine desteklenip cesaretlendirildiler ve yanlışlarından hesap sorulmayarak teşvik edildiler ki, birisi hakkında soruşturma yapmak istediklerinde kimse itiraz etmesin, ettirilmesin istiyorlar. İfade almak istediklerinde ne sorulursa söylesinler, kişisel bilgiler ve veriler itirazsız verilsin istiyorlar. Adil soruşturma, yargılanma hakkı tamamen rafa kaldırılmış, ortaçağdaki failden delile ulaşma anlayışına dönmüş durumdayız, ne yazık ki.

    Avukatların özellikle müvekkillerine susma hakkı kullanabileceklerini önermeleri savcıların hiç hoşuna gitmiyor, bunu da suç oluşturan eylem yapmaya çalışıyorlar.[foot]ÇHD hakkında açılan dava: http://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/154352-chd-li bes-avukata-tahliye[/foot]

    Avukatların Savunmalarındaki Sözler Nedeniyle Yargılanmaları

    Avukatların bu nedenle yargılanmaları yeni başlamadıysa da , bu dönemde gittikçe artan bir şekilde devlet büyüklerine hakaret nedeniyle de artık haklarında dava açılıyor.[foot]Nuh Köklü davası: http://www.imctv.com.tr/nuh-koklu-davasi-13-mayisa-ertelendi[/foot]

    Salon Yetersizliği

    Torba dosyaların en büyük engellemelerinden biri duruşma salonlarının yetersizliğine yol açması.

    Adliye içinde yapılan yargılamalarda salon yetersizliği duruşmanın aleniliğini engelliyor. [foot]Beşiktaş Çarşı’ya karşı açılan dava: http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/spor/ 455489/Gezi_suc_sayilmadi…_cArsi_davasinda_beraat_karari.html[/foot]

    Avukatların Varlıklarının Uzaklaştırılması:

    Avukat Sayısını Sınırlandırma Çabası

    Salon yetersizliği tüm diğer olumsuzlukları yanında avukat sayısının da sınırlanması için gerekçe yapılıyor.

    Özellikle gizlilik kararı bulunan dosyalarda dar salon avukat sayısının da sınırlanması için bahane yapılmaya çalışılıyor. Böylece hem savunma hakkı sınırlanmak isteniyor hem de aleniyet ilkesi ihlal edilmiş oluyor.[foot]Can Dündar/ Erdem Gül davası: http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/03 /160325_dundar_gul_durusma[/foot]

    Avukatların Adliyeden Uzaklaştırılmak İstenmesi:
    Avukatların Aranması Sorunu

    Avukatların aranmaması gibi tüm toplumu ilgilendiren bir hakkın/aynı zamanda sorumluluğun, sanki basit bir ayrıcalıkmış gibi gösterilmesi de aslında savunma hakkının kısıtlanmasının bir şekli olarak görülebilir.

    Son dönemde avukatların çantalarının aranması da tartışma yaratmış, avukatların aramaya itiraz etmeleri kamu görevlisine direnme olarak soruşturma konusu yapılmıştır. [foot]İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/11498 CM sayılı dosyası ile avukatlar baroya şikayet ediliyor.[/foot]

    Avukatlara: İş Çok, Kısa Konuş

    Torba dosyaların bir etkisi de savunmanın süre açısından kısıtlanmasına yol açabilmesi. “Gördüğün gibi dosya kocaman, iş çok, az konuş.”[foot]ODTÜ öğrencileri davası: http://www.haberler.com/odtu-deki-olaylara-iliskin teror-davasi-5547011-haberi/[/foot]

    Duruşmaların günlerce sürmesi, hakimlerin yorgunluğu, bıkkınlığı da savunma konusunda sorun yaşanmasına neden oluyor.

    Savunmanın Etkisizleştirilmesi:

    Avukatların birey olarak etkisizleştirilmelerinin yanında bir de savunmanın etkisizleştirilmesi var. O da çeşitli yöntemler izlenerek yapılıyor.

    Dosyalardaki Gizlilik Kararları

    Soruşturma başlar başlamaz dosyalar hakkında gizlilik kararı veriliyor. Belgelere ulaşmada sorun yaşanıyor. 10 Ekim 2016’da Ankara’da yaşanan patlamanın dosyası da bu duruma tipik bir örnektir.[foot]https://tr.m.wikipedia.org/wiki/2015_Ankara_sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1 [/foot]

    Sürekli Mevzuat Değişikliği

    Kanunların sürekli değişmesinin getirdiği karmaşa, müvekkilerimizin haklarını koruyabilmek için yeniden üretilen itiraz yolları, bunları kaçırmamak için defalarca itiraz etmek zorunda kalmamıza neden oluyor.

    Toplumun / Avukatların Yargılamalarla Kilitlenmesi: Dayanışmanın Gücü

    Bu dönemin yaygın yöntemi olarak, yargılamanın tüm ülke için bir baskı aracı olarak kullanılması, toplumun neredeyse tüm zamanını mahkemelerde geçirmesine dolayısıyla avukatların da yargılama sarmalında sıkışmalarına neden oluyor.

    Avukatlar kimi davada asıl sorumlusu, kimi davada destek olarak, ülkenin her yerindeki adliyelerde oradan oraya koşuşturmak zorunda kalıyorlar. Bu zorunluluk ancak dayanışma ile aşılabiliyor.[foot]Soma Davası, Hopa Davaları gibi birçok dava[/foot]

    Sanıyorum, bu dönemin tarihinin önemli bir bölümü avukatların büyük mücadele verdikleri dava dosyalarından öğrenilecek, yine avukatların sürekli çekişerek yazdırdıkları duruşma tutanaklarından okunacak.

    Bu nedenle de savunmaya / avukatların mücadelesine yalnızca müvekillerimizi savunmak için değil, tarihe doğru notlar düşmek için de büyük ihtiyaç var.