657 sayılı DMK’nin(Devlet Memurları Kanunu’nun) 13. maddesi uyarınca; “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kâğıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.”
İdarenin eylem veya işleminden kaynaklanan zarar, hizmet kusurundan veya kişisel kusurdan kaynaklanabilir. Hizmet kusurunun tanımı konusunda tam bir birlik bulunmasa da genel kabul gören tanım; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması hali olduğudur. Hizmet kusuru; genel, anonim, asli, bağımsız ve esneklik özelliklerine sahip, idare hukukuna özgü bir kavramdır. Kendine has kural ve ilkeleri bulunan idare hukukuna özgü bir kusur türüdür. Sadece bünyesinde barındırdığı kendine özgü kural ve ilkelerle değil, tespitinin idari yargı mercilerince yapılması ve hizmet kusurunun bulunması durumunda idarenin sorumluluğuna idari yargı mercilerince karar verilmesi yönüyle de özel hukuktaki kusur ve haksız fiil sorumluluğundan farklıdır[foot]SÖYLER, Yasin; Yargıtay Kararları Işığında Kişisel Kusur, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2010, Sayı 2, s.563.[/foot].
Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin hiç işlememesi, kötü işlemesi veya geç işlemesi sonucunda ortaya çıkan zararın giderilmesini öngören bir sorumluluk türüdür[foot]BOZDAĞ, Ahmet; “İdare Hukukunda İdarenin Hizmet Kusuru ve Danıştay Uygulaması”, Türk İdare Dergisi, Sayı 468, Eylül 2010, s.33.[/foot]. Herhangi bir kamu görevlisine izafe edilsin veya edilmesin ondan bağımsız olarak nesnel, asli ve objektif bir şekilde bizzat idari bir faaliyetin yürütülmesindeki aksaklık veya bozukluğu ifade eder[foot]SÖYLER, Yasin; s.563.[/foot].
Hizmet kusuru, kamu görevlisinin kusurundan bağımsızdır. İdarenin ajanı kusurlu da kusursuz da olsa, idarenin işleyişinde, kuruluşunda veya düzenlenmesinde bir aksaklık varsa hizmet kusuru vardır[foot]EVREN, Çınar Can; Hizmet Kusuru – Haksız Fiil Ayrımı ve Yargı Düzeni, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Yıl 2011, Sayı 95, s.180.[/foot].
Kişisel kusur kavramı da idare hukukuna özgü bir kavramdır. Bu kavram 1870’li yıllardan itibaren Fransız Danıştayı ve Uyuşmazlık Mahkemesinin kişisel kusuru hizmet kusurundan ayırt etmesiyle ortaya çıkmış ve gelişmiştir[foot]SÖYLER, Yasin; s.559.[/foot].
Ülkemizde yürürlükte olan mevzuatta kişisel kusuru tanımlayan bir hüküm yoktur. Bu kavram yargısal içtihatlar ile ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Kamu görevlilerinin, görevleri içerisinde ve fakat yaptıkları görevden ayrılabilen kimi kusurlu davranışları kişisel kusur kavramı içerisinde değerlendirilmektedir[foot]AKYILMAZ, Bahtiyar/ SEZGİNER, Murat/ KAYA, Cemil; Türk İdare Hukuku, 4. Baskı, Ankara 2013, s.658, 659.[/foot]. Bu bakımdan kişisel kusur kavramını; görev içerisinde ve fakat görevden ayrılabilen, yürütülen hizmet ile ilgili olmayan kusurlu davranışlar olarak ifade etmek mümkündür.
Yargıtay kişisel kusuru; idare ajanının, kamu görevini yerine getirirken, idare fonksiyonu, kamu görevi gerek ve koşullarına aykırı ve yabancı olan, bu nedenle idareye atıf ve isnat olunamayan, doğrudan doğruya ajanın şahsına isnat olunan ve şahsi sorumluluğunu gerektiren tutum ve davranışlar olarak tanımlamaktadır[foot]Y. İBK. 22.10.1979 gün ve 1978/7 – 1979/2 sayılı kararı. Aktaran AKYILMAZ, Bahtiyar/ SEZGİNER, Murat/ KAYA, Cemil; s.663.[/foot].
Hizmet kusuru ile kişisel kusur ayrımının açıklanmasına ilişkin farklı farklı ölçüt ve görüşler bulunmakta ise de; kamu görevlisinin görevini yerine getirirken zarar verme kastıyla hareket etmesi, fiilin suç teşkil etmesi, kamu görevlisinin ağır kusuru ve hizmetten ayılabilir kişisel kusur kriterleri hizmet kusuru ile kişisel kusurun açıklanmasında esas alınan başlıca ölçütlerdir[foot]Bu ölçütler hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz. SÖYLER, Yasin; s.574 vd.[/foot].
Kamu görevlisinin neden olduğu zararı karşılayan idare, yaptığı ödemeyi kural olarak zarara neden olan kamu görevlisine rücu[foot]Hukuki anlamda rücu “bir ödemede bulunmuş kimsenin bu ödeme için bundan yararlananlara başvurabilmesi, ödediğini onlardan geri alma hakkı” olarak tanımlanabilir. (PÜSKÜLLÜOĞLU, Ali, Türkçe Sözlük, s.1454.)[/foot] etme hakkına sahiptir. Rücu için harekete geçip geçmeme kararı, idari işlem niteliğinde bir karardır[foot]BAYINDIR, M. Savaş; Sağlık Hizmetlerinde İdarenin ve Hekimlerin Sorumluluğu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakülte- si Dergisi, Yıl 2007, Sayı 1-2, s.567.[/foot]. İdare ödediği zararı ilgili kamu görevlisine rücu ettiğinde veya etmediğinde bir idari işlem yapmış olur.
İdarenin ödediği zararı ilgili kamu görevlisine rücu etmesine ilişkin olarak Anayasa, DMK ve diğer kanunlarda yer alan hükümlerin birbirinden farklı olması, idarenin rücu yetkisinin niteliği ve kullanılış biçimi konusunda sorunlara yol açmaktadır. Anayasa’nın 40. maddesi ve DMK’nin 13. maddesi idareye rücu konusunda bir takdir yetkisi verirken Anayasa’nın 129. ve DMK’nin 12. maddesi idareyi rücu konusunda bağlı yetki ile bağlamaktadır. Buna göre Anayasa bağlı yetki, DMK’nin 13. madde ise takdir yetkisi vermektedir. Bu durumda Anayasal hükmün uygulanması gerektiği, bu nedenle idarenin kişisel kusuru bulunan kamu görevlisine karşı rücu yolunun uygulanmasının anayasal bir zorunluluk olduğu ileri sürülmüştür[foot]BAYINDIR, M. Savaş; s.568.[/foot].
DMK m.13/son’da yer alan “12 nci maddeyle bu maddede belirtilen zararların nevi, miktarlarının tespiti, takibi, amirlerin sorumlulukları ve yapılacak işlemlerle ilgili diğer hususlar Başbakanlıkça düzenlenecek yönetmelikle belirlenir.” hükmü uyarınca çıkarılan Rücu Yönetmeliği[foot]Yönetmeliğin tam ismi “Devlet Memurlarınca Verilen Zararların Nevi ve Miktarlarının Tespiti, Takibi, Amirler- inin Sorumlulukları, Yapılacak Diğer İşlemler Hakkında Yönetmelik” olup, 27/05/1983 gün ve 83/6510 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilmiş ve 13/08/1983 gün ve 18134 sayılı Resmi Gazetede Yayınlanmıştır.[/foot], zararın mevcut olması ve zararın doğrudan doğruya memurun fiilinden doğması halinde rücu edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Yönetmelikte belirtilen şartların oluşması halinde idarenin rücu edip etmeme konusunda bir takdir hakkı bulunmamaktadır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71. maddesindeki tanıma göre kamu zararı; “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.” Aynı Kanunun 71/3 maddesi uyarınca; “Kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararı, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edilir.”
Bu hükümler ile Anayasanın 129/5 maddesi birlikte değerlendirildiğinde; rücu, idarenin takdir yetkisinden çıkarılarak bağlı yetki haline getirildiği sonucuna varılabilir[foot]AKYILMAZ, Bahtiyar/ SEZGİNER, Murat/ KAYA, Cemil; s.664.[/foot]. İdare meydana gelen zarardan asli olarak sorumludur. Bu sorumluluğunun gereği olarak yaptığı ödemeyi asıl sorumlu olarak yapar. Bir başka anlatımla, idarenin sorumluluğu asli ve doğrudan doğruyadır.
Sonuç
667 ve 668 sayılı KHK’lerde yer alan sorumluluğa ilişkin hükümler; kamu görevlisinin kişisel kusurundan kaynaklanan zararların idare tarafından giderilmesi durumunda, bu zararın kamu görevlisine rücu edilmesi imkanını ortadan kaldırmaktadır. Söz konusu KHK hükümleri kamu görevlilerine suç sayılan fiilde bulunma imkanı vermemektedir.