Kategori: Sayı 15 / Eylül – Ekim 2018

  • Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü Olarak Baroların Anayasal Konumu ve Güvenceleri

    1) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olarak baro ve zorunlu üyelik usulü

    Üyelerinin çokluğu, ürettikleri hizmetlerin temel toplumsal ihtiyaçlara yönelik olması ve ülke genelinde yaygınlığı düşünülerek çoğulcu bir örgütlülüğün getirdiği yararlar ile toplum çıkarlarının dengelenebilmesi ve demokratik toplum kültürünün, kamu düzeninde olumsuzluk yaratmadan derinleştirilebilmesi gerekçesiyle bazı meslek örgütlerine kamusal nitelik kazandırılmış ve bu örgütler “kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları” olarak nitelendirilmiştir. Adil yargılanmanın en önemli sacayaklarından biri olan savunma işlevini üstlenen avukatların örgütü barolar da, en önde gelen kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından birisidir.

    Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk baro 1878 senesindeİstanbul’da 62 kişinin katılımıyla Dersaadet Dava Vekilleri olarak kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde 1926 senesinde kabul edilen Muhamat Kanunu ve 1938 yılında kabul edilen Avukatlık Kanunu ile avukatlık bir meslek olarak kabul edilmiştir. Kamu hukuku tüzel kişiliğini kazanması ise Cumhuriyet’in kuruluşu sonrasında 1961 Anayasası ile mümkün olmuştur.

    Bu kısa çalışmada baroların bir kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olması vesilesiyle öncelikle bütün kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin genel anayasal ilkeler ve gelişmeler ortaya konacak; ardından barolara ilişkin gündeme gelen bazı hukuki sorunlar aktarılacaktır. Barolar ve diğer kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ilişkin hukuki sorunları bu kısa çalışmada tüketmenin zorluğu karşısında; bu yazıda zorunlu üyelik, merkezi idarenin meslek kuruluşları üzerindeki denetimi ve başta barolar olma üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının seçimi tartışılacaktır.

    Yazının devamını Hukuk Defterleri dergisinin 15. sayısında okuyabilirsiniz.

  • Mercek: Bir “Adli Yıl” Açılış Panoraması: Tarafsız Ve Bağımsız Yargı Mücadelesi Nasıl Verilemez Örneği

    3 Eylül 2018 Pazartesi günü yeni adli yıla Türkiye’de seçimle yerleşen yeni rejimin gölgesinde girmiş olduk.

    Yeni rejimin gölgesi derken…

    2017 Nisan ayında gerçekleşen Anayasa referandumu ile iktidar, erklerin tek bir merkezde -Cumhurbaşkanında- toplandığı anayasal düzenlemeyi uygulamaya koymuş, devlet yapısını tamamıyla değiştirerek gücü tek elde toplamanın önemli bir dönemeci olan rejim değişikliğini gerçekleştirmişti. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle de tam anlamıyla yeni rejime geçilmiş oldu.

    24 Haziran seçimleri sonrasında çıkarılan Cumhurbaşkanı kararnameleri, Cumhurbaşkanlığının adeta yasama erki gibi de çalışacağını hızlı bir sürede göstermiş, Meclis’in nasıl işlevsiz bırakılacağını gözler önüne sermiştir.

    Referandum ile yargının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı değiştirilerek tam anlamıyla siyasete bağımlı hale getirilmesi de amaçlanmıştı. Bu sebeple, Referandum sonrası iktidar, ilk olarak HSK yapısı ve üyelerini değiştirmiş, yine oluşan HSK da iktidarın isteği doğrultusunda birçok ilerici ve bağımsız yargıdan yana Yargıçlar Sendikası üyesi hâkim ve savcının içinde bulunduğu sürgün atamalarını gerçekleştirmişti.

    Yine iktidar, yargının sacayağı olan savunmayı bastırmak adına avukatları tutuklarken, KHK’lar ile de baskı uygulayarak avukatların siyasi davalarda mesleklerini icra etmelerinin önünü kapamaya, böylece savunmayı işlevsizleştirmeye çalışmaya devam etti, etmeye de devam ediyor. Yeni adli yılın ikinci haftasında duruşmaları başlayan tutuklu yargılanan ÇHD’li avukatların davası bunun en çarpıcı örneği.

    Yani yeni rejim gölgesi Meclis’in işlevsizleştirildiği, vatandaşın hak arama özgürlüğünün anlamsızlaştırıldığı, hukuk güvenliğinin kalmadığı, birçok hâkim ve savcının pasifleştirildiği, diğerlerinin de Cumhurbaşkanı olsa ne karar verirdi diye düşünerek hareket ettiği ve avukatlığın değersizleştirildiği bir gölgedir.

    İşte böyle bir dönemde Yargıtay adli yıl açılış töreni, Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı’nda gerçekleştirildi. Bu tören, Beştepe’de yapılan ikinci Yargıtay adli yıl açılış töreniydi. İlki 2016 yılında gerçekleştirilmiş, yoğun tepkiler sebebiyle 2017’deki açılış töreni Yargıtay binasında yapılmıştı.

    Törende Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in 28 sayfalık konuşmasının ana teması hukuk devleti ve yargı bağımsızlığıydı. Ancak
    Cirit yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı diyedursun, aynı konuşmasında siyasi parti başkanı Cumhurbaşkanına teşekkürü eksik etmedi. Cirit’in, daha önce Erdoğan’la çay toplamaya gittiğini de unutmamak gerekiyor.

    Tarafsız ve bağımsız olması gerektiği söylenen hâkim ve savcıların törene katılımı ise zorunlu tutuldu ve belediye otobüsleri hâkim ve savcılara tahsis edildi. Hâkim ve savcıların boş otobüs aradığı anlar AKP’nin seçim mitinglerine belediye otobüsleriyle götürülüp getirilenlere benzer bir tabloyu ortaya çıkarırken, yargının geldiği noktayı özetliyordu.

    Hâkim ve savcıların durumu bu iken Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, Beştepe’deki törene katılmadı. Törene katılmadı ama Adli Yıl açılışını Adalet Bakanını ziyaret ederek gerçekleştirdi. Ve Bakan’a avukatların sorunlarına ilişkin listeyi iletti. Yeni rejimde normalleşme ve uyumlaşma arayan Feyzioğlu, TBB ve barolara müdahale etmeye çalışan, avukatlık mesleğini yargıdan adeta silen bir iktidarın bakanına, sorun listesi ileterek görevini yerine getirdiğini düşünüyor.

    Bunun yanında, Türkiye’nin en büyük barosu olan İstanbul Barosu’nun Başkanına Çağlayan’da yapılan adli yıl açılışında söz verilmedi. İstanbul Barosu tarafından adli yıla ilişkin yapılan açıklama ise çekingen, sorunları yarım ağız dile getiren bir açıklamadır. Aslında hiçbir şey dememektedir, demeye de niyeti yoktur.

    ***

    Yeni Türkiye’de korku ve susma ile ne meslek ne de meslek odaları korunabilir. Geçen sayıda belirttiğim gibi ya yeni sistemin bir aktörü olunacak ya da bu sistemin karşısında durulacaktır. Bizlerin ikincisini seçeceği açık.

    Bu sebeple, nasıl bir mücadele vereceğimize karar vermeliyiz.

    Bu mücadelenin en önemli ayağı ise TBB ve barolar.

    Meslek odalarının hem memleket hem de meslek sorunlarını sahiplenen ve bunun için gerçekten mücadele eden bir hatta oturması lazım. Bunu sağlayabilme imkânımızın olduğu bir döneme giriyoruz. Önümüzde baro seçimleri duruyor.

    Seçimlerde vereceğimiz karar, bu mücadeleyi nasıl yürüteceğimizin de kararı olacaktır.

  • Geçmiş Gündem

  • Baro seçimlerine doğru

    İki yılda bir yapılan baro seçimleri Ekim-Kasım aylarında gerçekleşecek. Türkiye’de yaşanan dönüşüm ve hukukun bu dönüşümdeki durumu değerlendirildiğinde, avukatların meslek odaları olan baroların tarihsel görevlerini hatırlamanın ve günümüzde bulunmaları gereken konumu değerlendirmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple, 15. sayımızın dosya konusunu “Barolar” olarak belirledik.

    15. sayımızda Av. Berşan Kayıkcı, “Avukatlık Metodolojisi: Bir Düşünce Taslağı” başlıklı yazısında avukatlık mesleğinin ne olarak tanımlanabileceği sorusuna yanıtlar ararken; Av. Dr. Başar Yaltı “Baroların İşlevi Üzerine” adlı yazısında işlevin neler olması gerektiğini inceledi. Av. Abdurrahman Bayramoğlu ise baroların önemine ilişkin görüşlerini“Avukatlık ve Barolar” yazısında bizimle paylaşırken, Av. Bilgütay Hakkı Durna Türkiye’nin bu yeni döneminde baro siyasetinin uğraklarının neler olması gerektiğine ilişkin“Baro Siyaseti” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

    Dosya konumuzla bağlantılı olarak bu sayımızda çok önemli bir değerlendirme ile bir söyleşimiz bulunuyor. Dostumuz Araş. Gör. Ahmet Mert Duygun, cumhurbaşkanı tarafından baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin kapatılabileceği tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerini“CB kararnameleri hukuki sınırları içinde baro ve meslek odalarına müdahale edilebilir mi?” başlıklı yazısında bizlerle paylaştı. Yayın kurulu üyemiz Av. Bengisu İçten ise mesleğe ilk adımlarını atan stajyer avukatlar ile baro üyelerinin çok büyük bir kesimini oluşturan genç avukatlarla barolara ilişkin bir söyleşi gerçekleştirdi. Seçimlere giren baro gruplarının bu söyleşiyi ilgiyle okuyacaklarını düşünüyoruz.

    ***
    Bu sayımızın Mercek sayfasında “Bir “Adli Yıl” AçılışPanoraması:Tarafsız ve Bağımsız Yargı Mücadelesi Nasıl Verilemez Örneği” başlıklı yazısıyla yayın kurulu üyemiz Evrim Şenöz Türkiye’nin yeni sisteminde yeni adli yıl açılışlarını değerlendirdi.

    ***
    Yine 15. sayımızda çok değerli dostlarımız katkılarıyla dergimizi daha da zenginleştirdi: Öğretmen Dünyası Genel Yayın Yönetmeni Sayın Nazım Mutlu, eğitim-öğretim yılınınbaşlaması vesilesiyle yeni milli eğitim bakanı ve eğitim politikalarını ele alırken; sevgili dostumuz Av. Çağla Çinili, cadı avlarını kadına bakışa ilişkin tarihsel bir okumayla değerlendirdi.

    ***
    15. sayımızda Hukuk Felsefesi sayfamızda yayın kurulu üyemiz Dr. Gökçe Çataloluk, hukuktaki varsayımsal dönüşümü sistemsel olarak açıklamak, sistemin kendi terimleriyle kavramsallaştırmak, başka bir ifadeyle hukuk fonksiyonunda çözümlemek mümkün müdür sorusuna cevap ararken; Hukuk ve Sanat sayfasında yayın kurulu üyemiz Av. Selin Aksoy, Isaac Asimov’un “Ben, Robot”isimli kitabından çıkarımlarını bizimle paylaştı. İlk defa başladığımız Kitap Tanıtımı sayfamızda ise Yargıç Dr. Enver Kumbasar, Prof. Dr. Onur Karahanoğulları’nın “Marksizm ve Hukuk” isimli kitabını bizlere tanıttı. Mizah sayfasında da Hüsnü Niyetli arkadaşımız “avukatlıkta uzmanlaşma”ya ilişkin yaşadığı farklı bir deneyimi mizahi diliyle bizlerle paylaştı.

    ***
    Yeni dönemin atölyelerinin İstanbul ve Eskişehir’de Kasım ayında başlayacağını sizlere ileterek bu heyecanımızı paylaşmak isteriz. En kısa sürede atölye takvimlerini sosyal medya hesaplarımızdan duyuracağız.

    ***
    Ekonomik kriz kendini iyiden iyiye göstermeye başladı. Hükümet tarafından krizin aşılmasının yol haritası olarak yeni orta vadeli program açıklandı. Ekonomi, hukuk ve istihdam gibi başlıklarda krizin ve bu programın etkilerinin değerlendirilmesinin ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Bu sebeple, 16. sayımızın dosya konusunu “kriz” olarak belirledik. Sizlerden bu konuda yazılarınızı beklediğimizi hatırlatmak isteriz.

    Keyifli okumalar dileriz.