Söyleşi: Publicisteturc: Yeni Bir Kamu Hukuku Araştırmaları Platformu ( 7.1.2021)

Publicisteturc, Gisèle Halimi’nin “Hukukçu olarak mevkim, kadın olarak özgürlüğümü susturamaz.” sözünden hareketle genç iki hukukçu Pınar Dikmen ve Deniz Bilgehan’ın kurduğu Türk- Fransız kamu hukuku araştırmaları platformu. Platform kurulduğu günden itibaren akademinin ve özellikle kamu hukukuyla ilgilenenlerin dikkatini çekti. Biz de Hukuk Defterleri olarak Publicisteturc’un kurucularıyla sizler için konuştuk.

 

Öncelikle Publicisteturc ne anlama geliyor?

İkili bir anlamı var. Yaygın bilinen şekliyle publiciste yayıncı demek. Daha az bilinen ve hukukçular tarafından kullanılan haliyle, kamucu; kamu hukukçusu demek.

Ancak biz “kamucu” ifadesini kullanmayı tercih ettik. Bu ifade, kamu hukuku üzerine çalışmalar yapma anlamı dışında daha derinlikli daha ilkesel bir anlam, bir nüans barındırmakta.

Bize kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Deniz: Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İdare Hukuku Ana Bili Dalı’nda araştırma görevlisiyim. Galatasaray Üniversitesi’nde kamu hukuku doktorama devam ediyorum.

Pınar: Marmara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Fransızca Programı’nda araştırma görevlisiyim. Doktoramı anayasa yargısı üzerine tamamladım.

Yollarınız nasıl kesişti?

Bir araya gelmemize sevgili Mert (Duygun) vesile oldu. 2017 yılında ikimiz de tez araştırması için Fransa’ya gitmek üzereydik, yabancı bir memlekette tek başına olmanın zorluğunu bildiğinden ve ortak noktalar paylaştığımızı düşünerek bizi bir araya getirdi.

Sonrasında ikimiz için de dayanışma ve eğitimle geçen dolu dolu bir sene geldi. Birlikte hem Fransız kamu hukuku kültürünü her yönüyle keşfe daldık hem de o ülkenin eğitim imkânlarından sonuna kadar yararlanmaya çalıştık.

Pazar günleri bile bir şeyler okumak için kütüphanelere giden insanlar nedeniyle oluşan uzun kuyruklar, metroda kafasını okuduğu kitaptan kaldırmadan ineceği durağı bekleyen yolcular ikimizi de çok etkiledi.

Tam da Macron’un ekonomi politikalarını yürürlüğe soktuğu ve ödün vermeden uygulamaya başladığı bir dönemdi. Sorbonne ve Fransa’daki diğer üniversitelerde, demiryollarının özelleştirilmesine ve üniversiteye giriş sınavının fırsat eşitliğini ortadan kaldırır bir şekilde değiştirilmesine karşı gerçekleşen önemli öğrenci işgalleri ve direnişler nedeniyle okullar uzun süre kapalı kaldı. Hele ki tam da o sene 1 Mayıs’ta République Meydanı’nda bu politikalara karşı simgesel öneme sahip bir kutlama gerçekleştirildi. Bütün bunlara birlikte tanık olmak bu kesişimi daha ileri bir seviyeye ulaştırdı diyebiliriz.

Publicisteturc platformu fikri ilk kimin aklına geldi ya da nasıl ve ne amaçla oluştu?

Deniz: Pınar’ın aklına geldi.

Pınar: Aslında ikimizin de aklında birlikte bir şeyler gerçekleştirme projesi vardı ancak bir blog önerisiyle gelerek bu projeyi ben somutlaştırmış oldum herhalde.

Bloğumuzun nasıl ve ne amaçla oluşturulduğuna gelirsek, Publicisteturc’ü öncelikle kendi akademik gelişimimiz için kurduk. Fransız hukukunda okuduğumuz kararları ya da oradaki gelişmeleri sırf okumaktansa, yazıya dökelim daha kalıcı olur bizi de araştırmaya sevk eder fikriyle yola çıktık. Gerçekten de öyle oldu. Belli bir konuda yazı yazma, bunu sunma ve yayımlama vakit alıyor ancak ister istemez belirli bir titizlikle hareket etmemizi ve daha derinlikli düşünmemizi sağlıyor.

İkinci amacımızsa, özellikle idare hukukundaki gelişmeleri Türk hukukçularına “doğru” şekilde aktarabilmek. Fransızca eski önemini kaybetti algısı var. Halbuki idari yargı sistemimizin temelini oluşturan Fransız idare hukuku hala idare hukukçularının etüt ettikleri ve içtihatlarıyla idare hukukunu etkileyen bir hukuk sistemi. Dil problemi nedeniyle bu kararlara ulaşamayanlar açısından bir bilgi kirliliği oluştuğunu söyleyebiliriz. Bunu düzeltmeye çalışıyoruz.

Günümüzde Fransız kamu hukuku, Türk hukukunun en çok hangi alanlarını etkiliyor?

Bu soruyu iki açıdan düşünebiliriz: ilki Fransız kamu hukukunun bugüne kadar olan etkileri, ikincisi bundan sonra etkilemesi gerekli kısımlar.

Her şeyden önce kamu hukukuna ait birçok ilkenin Fransız hukukunun etkisiyle Türk hukukunda var olduğunu söyleyebiliriz. Kamu hukukunda yetkinin istisna olması, kamu tüzel kişiliğinin oluşumu, idari işlem teorisi gibi pek çok konu Fransız doktrini ve içtihadı üzerine kurulmuştur. Günümüzde de bir farklılık getirilmek istendiğinde kanun koyucunun Fransız yargısını takip ettiği söylemi dikkat çekmektedir. 2014’te idari yargıya gelen ivedi yargılama usulü, ilk kez ortaya atıldığında Fransız hukukunun örnek alınması gereğiyle dile getirilmiştir. Ne yazık ki, kanunda yer alan ivedi yargılama usulünün Fransız hukukundaki usulle bir benzerliği yoktur. Ancak bu bizim doldurulması gerektiğini düşündüğümüz boşluğun da en önemli örneklerinden biridir. Kanun çalışmaları sırasında ivedi yargılama usulü için Fransa’nın referans gösterilme ihtiyacı duyulmuş ancak Fransa’daki örneğinden çok farklı bir usul oluşturulmuştur. Fransa’daki ivedi yargılama usulü hakkında bilgi sahibi olduğumuzda ise bu soruna olan tepkimiz de doğal olarak farklılaşıyor ve daha etkili oluyor.

Etkilemesi gereken alanlarda da pek çok konu sayabiliriz ancak en acil ve güncel olandan bahsedelim. Fransa şu anda sığınmacı ve mültecileri kabul etmek konusunda siyasi anlamda oldukça sorunlu bir tavır sergilese de önceden bu alanda kurmuş oldukları yargı düzeni Türkiye’ye örnek olabilecek niteliktedir. Kayıtsız sığınmacıları da saydığımızda şu anda dünyanın en çok sığınmacı barındıran ülkesiyiz. Mülteci hukuku kendine özgü özellikleri olan ve yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren bir alan ancak biz sıradan idari işlem muamelesiyle idari yargıda bu alandaki uyuşmazlıklar çözmeye çalışıyoruz. Fransa’da ise buna idari yargı içinde kendi özelliklerini yaşatan bir alan tahsis edilmiş. Türkiye’nin idare hukukunu aldığı Fransa’da, şu anda gündemini en çok meşgul eden konuyla ilgili bir çözüm geliştirilmiş ve buna çok dikkat çekilmesi gerekir. Bunlar gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Fransız kamu hukuku önemli bir damar ancak Türkiye’de eskisine oranla etkisi daha sınırlı ve özellikle kamu hukuku alanında Anglo-Sakson hukuku daha etkin. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Tüm dünyayı etkileyen neo-liberal politikalar, idare hukuku açısından da bir “Amerikalılaşma” görüngüsü yarattı. Bağımsız idari otoriteler örneğin, idare hukukundaki değişikliklere bir örnek olarak gösterilebilir. Dünya çapındaki bu değişiklikler aslında Fransa’da da gerçekleşiyor. Özellikle Macron hükümetinden sonra gerçekleşen yasal düzenlemelere baktığımızda onların üzerinde bu etkinin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Fransız idari yargıcı bu politikalara karşı direniyor. Neoliberal politikaları direten yasaları temel hak ve özgürlükler lehine yorumlamak için çaba sarf ediyor.

Unutmamak gerekir ki, Fransa’da anayasa yargısı kurumsallaşana ve gerçek bir anayasa yargısı haline gelene kadar ki hala bu gelişimini sürdürmekte, “anayasanın bekçiliğini” bir nevi Fransız Danıştayı üstlenmişti. Hala da verdiği kararları incelediğinizde beslendiği geleneği net bir şekilde görebilirsiniz. Bir üst yapı kurumu olarak hukukun uygulayıcısı olan Fransız Danıştayı nereye kadar buna direnebilir o ayrı bir mesele ancak, şunu da sormak gerekiyor; niçin Türk yargıcı direnmesin? Ki geldiğimiz şu noktada dahi, kendisine bırakılan alanda direnmeye çalıştığını görmekteyiz.

Yaptığınız çeviriler büyük bir boşluğu doldurdu. Takipçilerden, akademisyenlerden ve öğrencilerden nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?

Teşekkür ederiz. Şu zamana kadar geri dönüşler hep olumluydu. Hatta böyle bir girişim başlattığımız için teşekkür edenler de oldu.

Çevirileri sadece siz mi yapıyorsunuz? Ekibinizi uzun erimde genişletmek gibi bir fikriniz var mı?

Blogdaki içeriklerin çoğunu biz üretiyoruz. Bağımsız olarak çeviri sunanların yazılarını da kabul ediyoruz. Ekibimizi genişletme ve daha fazla sayıda akademisyenin yazılarını yayımlama fikri tabii ki var. Bu soru vesilesiyle Fransız kamu hukuku çalışan kamuculara yazı çağrımızı buradan da iletelim. Özellikle uluslararası hukuk, ceza hukuku gibi farklı alanlarda katkılara ihtiyacımız var.

Platform internet dışında bilimsel etkinlik, toplantı gibi başka alanlara da yayılacak mı? Geleceğe dair projelerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Şu an için ilk hedef platformun içeriğini genişletmek. Blog yayına gireli daha dört ay oldu. Vakit buldukça daha da çok karar çevirip, daha fazla yazı üretmek ilk hedefimiz. Böylece ilk misyonumuza ulaşmış olacağız.

Bunun dışındaki ikinci hedefimiz ise Türk kamu hukukunu belirli bazı yönleriyle Frankofon dünyaya aktarabilmek. Bu çerçevede anımsatmak gerekir ki, bizim anayasa yargıcımız da bir dönem anayasa hukuku açısından önemli karar teknikleri kullanmıştı; “eylemli içtüzük değişikliği” ve “yürürlüğün durdurulması” akla ilk gelen örneklerden. Bu bilgi alışverişiyle de karşılıklı bir etkileşim kurmayı hedefliyoruz.

Bu güzel söyleşi için ikinize de çok teşekkür eder, gelecek projelerinizde başarılar dileriz.

print

Söyleşi: Publicisteturc: Yeni Bir Kamu Hukuku Araştırmaları Platformu ( 7.1.2021)

Publicisteturc, Gisèle Halimi’nin “Hukukçu olarak mevkim, kadın olarak özgürlüğümü susturamaz.” sözünden hareketle genç iki hukukçu Pınar Dikmen ve Deniz Bilgehan’ın kurduğu Türk- Fransız kamu hukuku araştırmaları platformu. Platform kurulduğu günden itibaren akademinin ve özellikle kamu hukukuyla ilgilenenlerin dikkatini çekti. Biz de Hukuk Defterleri olarak Publicisteturc’un kurucularıyla sizler için konuştuk.

 

Öncelikle Publicisteturc ne anlama geliyor?

İkili bir anlamı var. Yaygın bilinen şekliyle publiciste yayıncı demek. Daha az bilinen ve hukukçular tarafından kullanılan haliyle, kamucu; kamu hukukçusu demek.

Ancak biz “kamucu” ifadesini kullanmayı tercih ettik. Bu ifade, kamu hukuku üzerine çalışmalar yapma anlamı dışında daha derinlikli daha ilkesel bir anlam, bir nüans barındırmakta.

Bize kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Deniz: Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde İdare Hukuku Ana Bili Dalı’nda araştırma görevlisiyim. Galatasaray Üniversitesi’nde kamu hukuku doktorama devam ediyorum.

Pınar: Marmara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Fransızca Programı’nda araştırma görevlisiyim. Doktoramı anayasa yargısı üzerine tamamladım.

Yollarınız nasıl kesişti?

Bir araya gelmemize sevgili Mert (Duygun) vesile oldu. 2017 yılında ikimiz de tez araştırması için Fransa’ya gitmek üzereydik, yabancı bir memlekette tek başına olmanın zorluğunu bildiğinden ve ortak noktalar paylaştığımızı düşünerek bizi bir araya getirdi.

Sonrasında ikimiz için de dayanışma ve eğitimle geçen dolu dolu bir sene geldi. Birlikte hem Fransız kamu hukuku kültürünü her yönüyle keşfe daldık hem de o ülkenin eğitim imkânlarından sonuna kadar yararlanmaya çalıştık.

Pazar günleri bile bir şeyler okumak için kütüphanelere giden insanlar nedeniyle oluşan uzun kuyruklar, metroda kafasını okuduğu kitaptan kaldırmadan ineceği durağı bekleyen yolcular ikimizi de çok etkiledi.

Tam da Macron’un ekonomi politikalarını yürürlüğe soktuğu ve ödün vermeden uygulamaya başladığı bir dönemdi. Sorbonne ve Fransa’daki diğer üniversitelerde, demiryollarının özelleştirilmesine ve üniversiteye giriş sınavının fırsat eşitliğini ortadan kaldırır bir şekilde değiştirilmesine karşı gerçekleşen önemli öğrenci işgalleri ve direnişler nedeniyle okullar uzun süre kapalı kaldı. Hele ki tam da o sene 1 Mayıs’ta République Meydanı’nda bu politikalara karşı simgesel öneme sahip bir kutlama gerçekleştirildi. Bütün bunlara birlikte tanık olmak bu kesişimi daha ileri bir seviyeye ulaştırdı diyebiliriz.

Publicisteturc platformu fikri ilk kimin aklına geldi ya da nasıl ve ne amaçla oluştu?

Deniz: Pınar’ın aklına geldi.

Pınar: Aslında ikimizin de aklında birlikte bir şeyler gerçekleştirme projesi vardı ancak bir blog önerisiyle gelerek bu projeyi ben somutlaştırmış oldum herhalde.

Bloğumuzun nasıl ve ne amaçla oluşturulduğuna gelirsek, Publicisteturc’ü öncelikle kendi akademik gelişimimiz için kurduk. Fransız hukukunda okuduğumuz kararları ya da oradaki gelişmeleri sırf okumaktansa, yazıya dökelim daha kalıcı olur bizi de araştırmaya sevk eder fikriyle yola çıktık. Gerçekten de öyle oldu. Belli bir konuda yazı yazma, bunu sunma ve yayımlama vakit alıyor ancak ister istemez belirli bir titizlikle hareket etmemizi ve daha derinlikli düşünmemizi sağlıyor.

İkinci amacımızsa, özellikle idare hukukundaki gelişmeleri Türk hukukçularına “doğru” şekilde aktarabilmek. Fransızca eski önemini kaybetti algısı var. Halbuki idari yargı sistemimizin temelini oluşturan Fransız idare hukuku hala idare hukukçularının etüt ettikleri ve içtihatlarıyla idare hukukunu etkileyen bir hukuk sistemi. Dil problemi nedeniyle bu kararlara ulaşamayanlar açısından bir bilgi kirliliği oluştuğunu söyleyebiliriz. Bunu düzeltmeye çalışıyoruz.

Günümüzde Fransız kamu hukuku, Türk hukukunun en çok hangi alanlarını etkiliyor?

Bu soruyu iki açıdan düşünebiliriz: ilki Fransız kamu hukukunun bugüne kadar olan etkileri, ikincisi bundan sonra etkilemesi gerekli kısımlar.

Her şeyden önce kamu hukukuna ait birçok ilkenin Fransız hukukunun etkisiyle Türk hukukunda var olduğunu söyleyebiliriz. Kamu hukukunda yetkinin istisna olması, kamu tüzel kişiliğinin oluşumu, idari işlem teorisi gibi pek çok konu Fransız doktrini ve içtihadı üzerine kurulmuştur. Günümüzde de bir farklılık getirilmek istendiğinde kanun koyucunun Fransız yargısını takip ettiği söylemi dikkat çekmektedir. 2014’te idari yargıya gelen ivedi yargılama usulü, ilk kez ortaya atıldığında Fransız hukukunun örnek alınması gereğiyle dile getirilmiştir. Ne yazık ki, kanunda yer alan ivedi yargılama usulünün Fransız hukukundaki usulle bir benzerliği yoktur. Ancak bu bizim doldurulması gerektiğini düşündüğümüz boşluğun da en önemli örneklerinden biridir. Kanun çalışmaları sırasında ivedi yargılama usulü için Fransa’nın referans gösterilme ihtiyacı duyulmuş ancak Fransa’daki örneğinden çok farklı bir usul oluşturulmuştur. Fransa’daki ivedi yargılama usulü hakkında bilgi sahibi olduğumuzda ise bu soruna olan tepkimiz de doğal olarak farklılaşıyor ve daha etkili oluyor.

Etkilemesi gereken alanlarda da pek çok konu sayabiliriz ancak en acil ve güncel olandan bahsedelim. Fransa şu anda sığınmacı ve mültecileri kabul etmek konusunda siyasi anlamda oldukça sorunlu bir tavır sergilese de önceden bu alanda kurmuş oldukları yargı düzeni Türkiye’ye örnek olabilecek niteliktedir. Kayıtsız sığınmacıları da saydığımızda şu anda dünyanın en çok sığınmacı barındıran ülkesiyiz. Mülteci hukuku kendine özgü özellikleri olan ve yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren bir alan ancak biz sıradan idari işlem muamelesiyle idari yargıda bu alandaki uyuşmazlıklar çözmeye çalışıyoruz. Fransa’da ise buna idari yargı içinde kendi özelliklerini yaşatan bir alan tahsis edilmiş. Türkiye’nin idare hukukunu aldığı Fransa’da, şu anda gündemini en çok meşgul eden konuyla ilgili bir çözüm geliştirilmiş ve buna çok dikkat çekilmesi gerekir. Bunlar gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Fransız kamu hukuku önemli bir damar ancak Türkiye’de eskisine oranla etkisi daha sınırlı ve özellikle kamu hukuku alanında Anglo-Sakson hukuku daha etkin. Bu durumu nasıl yorumlarsınız?

Tüm dünyayı etkileyen neo-liberal politikalar, idare hukuku açısından da bir “Amerikalılaşma” görüngüsü yarattı. Bağımsız idari otoriteler örneğin, idare hukukundaki değişikliklere bir örnek olarak gösterilebilir. Dünya çapındaki bu değişiklikler aslında Fransa’da da gerçekleşiyor. Özellikle Macron hükümetinden sonra gerçekleşen yasal düzenlemelere baktığımızda onların üzerinde bu etkinin daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Fransız idari yargıcı bu politikalara karşı direniyor. Neoliberal politikaları direten yasaları temel hak ve özgürlükler lehine yorumlamak için çaba sarf ediyor.

Unutmamak gerekir ki, Fransa’da anayasa yargısı kurumsallaşana ve gerçek bir anayasa yargısı haline gelene kadar ki hala bu gelişimini sürdürmekte, “anayasanın bekçiliğini” bir nevi Fransız Danıştayı üstlenmişti. Hala da verdiği kararları incelediğinizde beslendiği geleneği net bir şekilde görebilirsiniz. Bir üst yapı kurumu olarak hukukun uygulayıcısı olan Fransız Danıştayı nereye kadar buna direnebilir o ayrı bir mesele ancak, şunu da sormak gerekiyor; niçin Türk yargıcı direnmesin? Ki geldiğimiz şu noktada dahi, kendisine bırakılan alanda direnmeye çalıştığını görmekteyiz.

Yaptığınız çeviriler büyük bir boşluğu doldurdu. Takipçilerden, akademisyenlerden ve öğrencilerden nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?

Teşekkür ederiz. Şu zamana kadar geri dönüşler hep olumluydu. Hatta böyle bir girişim başlattığımız için teşekkür edenler de oldu.

Çevirileri sadece siz mi yapıyorsunuz? Ekibinizi uzun erimde genişletmek gibi bir fikriniz var mı?

Blogdaki içeriklerin çoğunu biz üretiyoruz. Bağımsız olarak çeviri sunanların yazılarını da kabul ediyoruz. Ekibimizi genişletme ve daha fazla sayıda akademisyenin yazılarını yayımlama fikri tabii ki var. Bu soru vesilesiyle Fransız kamu hukuku çalışan kamuculara yazı çağrımızı buradan da iletelim. Özellikle uluslararası hukuk, ceza hukuku gibi farklı alanlarda katkılara ihtiyacımız var.

Platform internet dışında bilimsel etkinlik, toplantı gibi başka alanlara da yayılacak mı? Geleceğe dair projelerinden biraz bahsedebilir misiniz?

Şu an için ilk hedef platformun içeriğini genişletmek. Blog yayına gireli daha dört ay oldu. Vakit buldukça daha da çok karar çevirip, daha fazla yazı üretmek ilk hedefimiz. Böylece ilk misyonumuza ulaşmış olacağız.

Bunun dışındaki ikinci hedefimiz ise Türk kamu hukukunu belirli bazı yönleriyle Frankofon dünyaya aktarabilmek. Bu çerçevede anımsatmak gerekir ki, bizim anayasa yargıcımız da bir dönem anayasa hukuku açısından önemli karar teknikleri kullanmıştı; “eylemli içtüzük değişikliği” ve “yürürlüğün durdurulması” akla ilk gelen örneklerden. Bu bilgi alışverişiyle de karşılıklı bir etkileşim kurmayı hedefliyoruz.

Bu güzel söyleşi için ikinize de çok teşekkür eder, gelecek projelerinizde başarılar dileriz.

print