Yazar:

  • OHAL’in İkinci yılında Yeni Bir Adli Yıla Girerken…

    OHAL’in sürdüğü ikinci bir adli yıl önümüzde duruyor…

    Geçen adli yıl başlangıcından bu yana OHAL kapsamında yeni KHK’lar ile kamuda tasfiyeler sürer, emekçiler aleyhine birçok düzenlemeler getirilirken; Nisan ayında gerçekleşen Anayasa referandumu ile iktidar, erklerin tek bir merkezde -Cumhurbaşkanında- toplandığı anayasal düzenlemeyi uygulamaya koydu. Böylece II. Cumhuriyet’in hukuki olarak “meşru zeminini” yaratmanın ve devlet yapısını tamamıyla değiştirerek gücü tek elde toplamanın önemli bir dönemeci olan sistemsel değişikliği gerçekleştirmiş oldu.

    Referandum ile yasama erki, yani Meclis etkisizleştirilerek adeta işlevsiz hale getirilirken; yargının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı değiştirilerek tam anlamıyla siyasete bağımlı hale getirilmesi amaçlanıyor.  Bu bağlamda referandum sonrasında ilk atılan adımlardan biri, HSK üyelerinin değiştirilmesiydi. Yapısı ve üyeleri değişen HSK, iktidarın isteği doğrultusunda birçok ilerici ve bağımsız yargıdan yana Yargıçlar Sendikası üyesi hâkim ve savcının içinde bulunduğu sürgün atamalarını gerçekleştirdi. Yine iktidar, yargının sacayağı olan savunmayı bastırmak adına avukatları gözaltına alır ve tutuklarken, KHK’lar ile de baskı uygulayarak siyasi davalarda mesleklerini icra etmelerinin önünü kapamaya, böylece savunmayı işlevsizleştirmeye çalışmaya devam etmektedir. Bunun yanında yargının tamamıyla iktidara bağımlı hale geldiği ülkemizde, hâkim/savcılar da dahil olmak üzere hiçbir vatandaşın hukuki güvenliği kalmamıştır.

    Aslında bu düzenlemeler ve sürgünler ile yargı, sermaye sınıfı ve iktidar için dikensiz bir gül bahçesine dönüştürülmeye çalışılmaktadır. İktidarın istediği bu yargı tam da kendini, Anayasa Mahkemesi başkanı Zühtü Arslan’ın 30 Ağustos resepsiyonunda Cumhurbaşkanı önünde eğilmesinde, Danıştay başkanı Zerrin Güngör’ün ana muhalefet partisine ilişkin siyasi eleştiri yaparken yargının şimdiye kadar hiç bu kadar bağımsız olmadığını vurgulayarak iktidar savunuculuğu yapmasında kendini göstermektedir.

    Gelinen bu noktada günümüz yargısında, adaleti tesis edecek hâkim/savcılar tasfiye edilmekte, adaletin tesisi için mücadele edecek avukatlara mahkemelerde alan bırakılmamaya çalışılmaktadır. O zaman bize düşen, mücadeleye ne şekilde devam edeceğimiz tartışmasının ivedilikle ele alınmasıdır. Bu tartışma, adaletin nasıl bir yargı sisteminde tecelli edeceğine dair bir tartışmadır ve nasıl bir ülke/cumhuriyet sorusuyla birlikte düşünülmelidir. Yine bu tartışma, hâkimi, savcısı, avukatı, akademisyeni ile birlikte tüm hukukçular tarafından yapılmalı ve hayata geçirilmelidir.

    Hukuk Defterleri dergisi olarak yeni adli yılda ülkenin ilerici birikimine sahip hukukçuları, yeni bir yargıyı ve kurulacak adaletten, eşitlikten, özgürlükten, emekten yana yeni bir cumhuriyeti tartışmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

    Hukuk Defterleri

    05.09.2017

  • HSK’nın Kararnamesi Yargının Tamamıyla El Değiştirmesinin İlanıdır

    Anayasa referandumu ile yapısı tekrar değiştirilen ve akabinde bu yeni yapıya göre üyeleri seçilen Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun dün gece açıklanan kararnamesi ile 780 hâkim ve savcının görev yeri değiştirildi.

    Kararname ile Yargıçlar Sendikası üyesi hâkim ve savcıların yanında Soma vb. önemli davaların hakimleri, Anadolu’nun farklı yerlerine atanarak sürgün edilmiş, AKP’ye yakınlığı ile bilinen hâkim ve savcılar ise merkezi yerlere atanmış oldular.

    Daha önce de sendikanın başkanı hâkim Mustafa Karadağ, Ankara’dan Şanlıurfa’ya sürülmüş ve birçok sendika üyesine soruşturma açılmıştı. Bununla birlikte, son dönemki davalarda iktidarın onaylamadığı şekilde hareket eden mahkeme heyetlerinin değiştirildiği ve savcıların görevden el çektirildiği görülmüştü.

    Bu Kararname ile yargı bağımsızlığını savunan hâkim ve savcılar merkezi yerlerden sürülmüş olurken, yargılamaların seyrinin iktidar tarafından daha fazla belirlenebilmesinin yolu açılmıştır. Böylece yargı tamamıyla el değiştirmiş, hâkim ve savcıların teminatları yok edilmiş, yurttaşların hukuk güvenliği bitirilmiştir.

    Hukuk Defterleri Dergisi olarak bu durumun asla kabul edilemeyeceğini belirtir, yargının bağımsızlığını savundukları için susturulmak istenen hâkim ve savcıların her zaman bu hukuksuzluğa karşı verecekleri mücadelede yanlarında olacağımızı ifade ederiz.

    Bağımsız bir yargıdan yana tüm ilerici hukukçuları, bu hukuksuzluğa karşı çıkmaya çağırıyoruz.

     

    Hukuk Defterleri

    4 Temmuz 2017

  • Söyleşi: Her Zaman Her Yerde Beraberiz (11.07.2017)

    3 Temmuz günü yayınlanan Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun yaz kararnamesi ile 780 hâkim ve savcı sürgün edildi. HSK’nın liyakat esasına dayanmayan bu hukuksuz kararnamesi ile ilgili olarak sendikası üyesi hâkim ve savcı dostlarımızla konuştuk.

                 

    Savcı Bayram Kapucu:

    Yargıçlar Sendikası Yönetim Kurulu üyesiyim. İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görev yapmakta iken 3 Temmuz’da çıkartılan ve özellikle sendikamızı hedef alan sürgün kararnamesinde yer aldım. Bakırköy adliyesine atandım. Bize bir mesaj verilmek isteniyor o da “Sizi yargıda istemiyoruz. Siz bizim yargıç ve savcılarımız değilsiniz. Siz bizim isteklerimizi yerine getirmiyorsunuz, biz de sizi istemiyoruz. Emekli olun.” mesajıdır. Biz bu baskılara karşı duracağız. Tüm haksızlıklara hukuksuzluklara karşı durduğumuz gibi bunun da karşısında olacağız. Teslim olmadık olmayacağız, mücadelemiz gittiğimiz yerlerde de sürecek. Yargıçlar Sendikası, bu sürgün kararnamesiyle dağılmayacak hatta biraz daha güçlenerek devam edecek.

    Hâkim Tamer Akgökçe:

    Yargıçlar Sendikası’nın 15 yöneticisi ve üyeleri sürgün dediğimiz bir kararname ile Türkiye’nin başka yerlerine adeta savruldular. Gerçekten bu kişiler, tüm hukuksal mücadeleler içerisinde yargıyı bütünsel görüp yer alan kişiler. Bu kişiler yargının sadece hâkim, savcı ve avukattan ibaret olmadığını söyleyen, yargının halkla birlikte ele alınması, halkla yargı arasındaki ilişkinin kurulması ve yargının halkın yargısı olması gerektiğini düşünen kişiler. Bu kişiler, bu düşünceler üzerine varolan duruşa sahip olan belli pratikler içerisinde yer alan kişiler. İktidara, HSK’ya en sevimsiz gelen şey de bu. Onlar açıklanmasın, konuşulmasın, onların yaptığı haksızlıklar ve hukuksuzluklar örgütlü olarak ifade edilmesin istiyorlar. Örgütlenmenin demokrasilerde en temel hak olduğunu biliyorlar ama örgütlenmeye karşı çıkıyorlar. Kendileri dışında bir örgütlenmeyi adeta kendilerine karşı bir örgütlenme olarak görüyorlar. O nedenle, her türlü örgütsel yapıyı engellemeye, dağıtmaya ve faaliyet yapamayacak duruma getirmeye çalışıyorlar. Yargıçlar Sendikası için yapılmak istenen budur. Yöneticileri sağa sola savurarak, fiilen bunu yapıyorlar. Yöneticileri ayda bir toplanamaz hale getirdiler. Amaç bu biliyoruz, onlar bizi biz de onları tanıyoruz. Gerçekten belki bizi bu sürgünlerle, savrulmalarla uzaklaştırabiliyorlar ama biz yaşadığımız müddetçe özgür demokratik bağımsız bir toplumda yargı olana kadar, bu alanının dışında da mücadeleye devam edeceğiz. Bunu böyle bilsinler.

    Hâkim Nuh Hüseyin Köse:

    Türkiye’de yargının temel sorunu diğer mesleklerde olduğu gibi adalet ve liyakat esaslarına uyulmamasıdır. Bizim kavgamız bunun üzerine. Yoksa biz barışçı bir sendikayız. Yargının bağımsız olmasını istiyoruz. Yargının sadece siyasal iktidara karşı değil, sokağa karşı, zengin sofralarına karşı, basına karşı ve hatta kendi dünya görüşüne karşı bağımsız olmasına uğraşıyoruz, uğraşacağız. Gelecek nesiller de bunlar için umarım uğraşırlar. Bunun bedeli elbette ki oluyor. Bunun bedelini, bu ülkede 1876 Anayasası ile Sultan Abdülhamit’in kaldırdığı sürgün cezasının memurlara ve yargıçlara karşı uygulanması olarak görüyoruz. Bu ülkede kaldırılmış olan sürgün cezasını çeken yargıçlar olarak Türk yargı tarihine geçmiş olacağız. Hep birlikte düzeleceğiz, hep birlikte düzelteceğiz. Elele vererek düzelteceğiz. Bizim mücadelemiz A partisine B partisine karşı değildir. Bizim mücadelemiz, iktidarı ele geçiren kim olursa olsun öteki olarak gördüğü kimselere karşı uygulamış olduğu ayrımcılığa karşıdır. Bu ayrımcılığı kaldırmak için varız. Aslında bu ülkenin tüm halkı böyle düşünüyor ancak eyleme geçmek için eksiklerimiz var. Umarım bunları tamamlayıp eyleme geçeriz ve Türkiye bir gün hukuk devleti olur.

    Hâkim Naciye Füsun Çağlar:

    Bu olay bizim için beklenen bir durumdu. Biz biat etmeyen yargıç ve savcılarız. Biat etmeyeceğiz. Bu şekilde yapılan atamalar yani sürgünler bizim onurumuzdur. Bizi hiç kimse mağdur edemez. Çünkü biz doğru yolda olduğumuza son derece inanıyoruz. Ve bundan sonra bunlardan gelebilecek bizi mağdur etmeye yönelecek herşey bizi daha fazla güçlendirecektir. Mağdur değiliz.

    Savcı Ali Hacıibrahimoğlu:

    Yargıçlar Sendikası’nın yönetim kadrosundan 4 arkadaşımız toplam 15 üyemiz istek dışı sürgüne tabi tutulmuşlardır. Yargıçlar Sendikası’nın faaliyetine engel olmak amacıyla çeşitli illere dağıtmışlardır. Bu kararname sürgün niteliğindedir. Bu kararnameyi kabul etmiyoruz. Biz evrensel hukuk ilkelerine inanan, insan haklarına dayanan Yargıçlar Sendikası üyeleri olarak faaliyetlerimize devam edeceğiz. Yabancı bir kadın yazarın söylediği gibi yargı kavramı bir insanın zihinsel yeteneklerinin politik olanıdır. Biz politik olan zihinsel faaliyetlerimize devam edeceğiz, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Yargıçlar Sendikası’na destek veren, dayanışma gösteren tüm meslektaşlarımıza ve adliye çalışanlarına çok teşekkür ederiz.

     

  • İşçi ve emekçilere düşenler…

    Kapitalizmin ekonomik sıkıntı ve krizlerinin en fazla vurduğu kesim işçi ve emekçiler oluyor. Günümüzde de yaşanılan sürece baktığımızda, sermayenin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için işçi ve emekçilerin daha güvencesiz, gelecek beklentisinin olmadığı, insani olmayan koşullarda çalışmaları için neredeyse her gün yeni hukuki bir düzenleme çıkarılıyor. 15 Temmuz darbe teşebbüsü bahanesiyle çıkarılan KHK’larla işçi ve emekçilerin hakları birer birer gasp ediliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, geçen hafta Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde yaptığı konuşmada; “Şu anda OHAL ile uğraşıp duruyorlar. OHAL olmamış olsaydı bu kadar rahat, bu kadar huzurlu olarak bu adımlar atılamazdı. OHAL’in sınırlarını da biz belirleriz. OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı, ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” diyerek bunu itiraf etmiş oldu.

    Biz de 8. sayımızda dosya konumuzu tam da bu sebeplerle “Türkiye’de işçi ve emekçilerin durumu” olarak belirledik. Dosyamıza değerli dostumuz Dr. Orkun Sair Durmaz, Türkiye’de iş hukukunun nasıl bir süreçte doğduğunu ve geliştiğini kaleme aldığı “Türkiye’de İş Hukukunun Doğuşu (1909-1947) Üzerine Bir Deneme” başlıklı yazısıyla katkısını sunarken, Türkiye’de anayasal hak olmasına rağmen iktidarın her fırsatta sınırlamaya çalıştığı grev hakkını yayın kurulu üyemiz Güneş Selduman “İşçilerin Hak ve Özgürlüklerinin İnsan Hakkı Niteliği Çerçevesinde Anayasa’nın 90/5. Maddesi” başlıklı yazısıyla Anayasa m.90/5 hükmü ve uluslararası sözleşmeler kapsamında ele aldı. Av. Dr. Murat Özveri grevleri adeta yasaklamak için kullanılan grev ertelemesi kurumunu dergimiz için “Grev Yasağının Adına Grev Ertelemesi Denilmiştir” yazısında değerlendirdi. Yine dosyamızda gündemde hala sıcaklığını koruyan ve çalışanların büyük tepkisini çeken kıdem tazminatı fonuna ilişkin değerlendirmelerini Necdet Okcan “AKP İktidarının Kıdem Tazminatında Bitmez Tükenmez Fon Sevdası” başlıklı yazısında paylaşırken, dostumuz Demir Silahtar geçen sene sonunda hızlıca kabul edilen ve 2017 yılının başında uygulamaya geçen zorunlu bireysel emeklilik sisteminin işçi ve emekçiler açısından ne anlama geldiğini “Emekçilerin Sosyal Güvenlik Hakkına Yeni Bir Saldırı Daha: Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi” başlıklı yazısında ortaya koydu. İş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanında çalışan Ar. Gör. Hande Heper ise, dünyadaki ve Türkiye’deki ekonomik ve siyasi dönüşümler ışığında iş hukukunun geldiği noktayı ve Türkiye’de bu sürecin AKP hükümeti döneminde işçi ve emekçilerin hakları bakımından ne şekilde somutlandığını “Esnekleşme bağlamında çalışma ilişkilerinin geldiği nokta: güvencesizlik” başlıklı yazısında değerlendirerek dergimize katkısını sundu.

    Bilindiği üzere, Anayasa referandumu ile yapısı tekrar değiştirilen ve akabinde bu yeni yapıya göre üyeleri seçilen Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun 3 Temmuz’da yayımlanan bir kararnamesi ile 780 hâkim ve savcının görev yeri değiştirildi. Bu kararname ile Yargıçlar Sendikası üyesi hâkim ve savcıların yanında kimi önemli davaların hakimleri, Anadolu’nun farklı yerlerine atanarak sürgün edilmiş, AKP’ye yakınlığı ile bilinen hâkim ve savcılar ise merkezi yerlere getirilmiş oldular. Bu sayımızda İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görev yaparken bu kararname ile sürgün edilen Yargıçlar Sendikası üyesi hâkim ve savcılarımızın açıklamalarına da yer verdik. Bu vesileyle, söz konusu hukuksuz ve haksız uygulamayı kabul etmediğimizi, bağımsız yargı için Yargıçlar Sendikası ve üyeleriyle her zaman her yerde birlikte mücadele etmeye devam edeceğimizi belirtmek isteriz.

    ***

    8. sayının Mercek sayfasında yayın kurulu üyemiz Av. Bilgütay Hakkı Durna, I. Cumhuriyet’in yıkılarak yeni rejimin inşa edilmesinde AKP’yi destekleyen ve 2010 Anayasa Referandumu’nda ‘Yetmez ama Evet’ diyen ancak günümüzde AKP’ye muhalif kesimler içerisinde yer alanların konumlanışını, “Yetmez Ama Evet(Çiler): Bizimki Bir Kan Davası Mı?” başlıklı yazıyla değerlendirdi.

    Aynı zamanda bu sayıda ceza hukuku alanında çalışan değerli dostumuz Ar. Gör. Baran Kızılırmak, Anayasa referandumu ile cumhurbaşkanının partili olabilmesinin önünün açılmasıyla birlikte ceza hukukunda yer alan cumhurbaşkanına hakaret suçunu yeniden değerlendirirken, Av. Ertekin Aksüt ceza muhakemesinde en sorunlu uygulamalardan biri olan tutuklama kurumuna ilişkin değerlendirmelerini paylaşarak dergiye katkılarını sundu. Av. Duygu İnegöllü ise Türkiye’de mültecilerin yaşadıkları hukuksuzlukları ve sorunları uygulamanın içinden bir gözle değerlendirdi. Mültecilerin karşılaştıkları haksızlıklara ve hukuksuzluklara dikkat çekmek için dergimizin sonraki sayılarında da bu konuya yer vereceğimizi belirtmek isteriz.

    Yine 8. sayımızda yayın kurulu üyemiz Av. Afşin Burak Umar, baro odalarında ilk sayısıyla geçen ay karşılaşmış olduğumuz ve ‘hukuk ve daha fazlası’ mottosuyla çıkan h+ dergisini değerlendirdi. İktisat Notları sayfasında, iktisatçı Tunç Özdemir, dosya konusuyla bağlantılı olarak özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası OHAL döneminde iktisadi açıdan çalışma ilişkilerine ilişkin düzenlemeleri yorumlarken; Hukuk Felsefesi sayfasında genel kamu hukuku anabilim dalında araştırma görevlisi olan Ar. Gör. Buket Karaman adalet arayışını Marx’ın görüşlerini de değerlendirerek ele aldı. Hukuk ve Sanat sayfasında ise yayın kurulu üyemiz Av. Selin Aksoy’un, Nazım Hikmet’in yazmış olduğu ‘Yusuf ile Menofis’ oyununa dair keyifle okunacak yazısı da bu sayımızda yer aldı.

    ***

    Yıllardan beri süregelen Avrupa Birliği’nin, ABD’nin ve sermayenin yerelleşmeye ilişkin görüş ve talepleri, Türkiye’de AKP hükümeti iktidarı boyunca belirli bakımlardan onay gördü ve uygulandı. Ancak Anayasa referandumu ile cumhurbaşkanlığını güçlendiren sistemsel değişiklik ve Kürt sorununun Ortadoğu’daki gelişmelerle beraber durumu değerlendirildiğinde, yerelleşme, yerel yönetimler, üniter devlet, federasyon gibi kavramların kısa süre içerisinde tekrar tartışılacağını öngörmek mümkün. 9. sayımızda bu konulara bizim nasıl baktığımızı ve bunları nasıl ele aldığımızı tartışmaya başlamak istedik. Bu konuda sizlerden gelecek öneri, yazı ve katkıları beklediğimizi hatırlatmak isteriz.

    ***

    Geçen sayıda belirtmeyi unuttuğumuz bir hususu da geç de olsa açıklamak istedik. Okurlarımızın farkına varacağı üzere, ekonomik sebeplerle 2. yılımızda dergimizin ücretini 15 TL olarak belirlemek mecburiyetinde kaldık. Bununla birlikte, dergi kapağında öğrenciler için ikili fiyat uygulamasını da kaldırmak zorunda kaldık. Bunun derginin kitabevlerinde satışına ilişkin teknik bir sorundan kaynaklandığını belirtmek ister, okuyucularımızın bu değişiklikleri anlayışla karşılayacağını umarız

    9. sayıda görüşmek dileğiyle, iyi okumalar…

    Yayın Kurulu

  • İkinci senemize girerken…

    Geçen sene başlarken, ülkenin bir yol ayrımında bulunduğunu, önce “tasfiye” sürecine sokulan Türkiye Cumhuriyeti’nin o dönemde ise “yeniden yapılandırılmasının’’ adımlarının atıldığını belirtmiştik. Bu bir senede söz konusu yapılandırmada iktidar büyük adımlar attı ve kısmen de bunu gerçekleştirdi. Bu adımlardan en önemlilerinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasındaki OHAL döneminde KHK’lar ile yapılan düzenlemeler, kamudan ihraçlar ve 16 Nisan Anayasa değişikliği referandumu olduğunu söyleyebiliriz.

    İçinden geçtiğimiz bu dönem bu dergiyi çıkarma kararımızın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösterdi. Dergimize katkılarını sunan yazarlarımız ve sayısı her geçen gün artan okurlarımız da bu önemli ve doğru adımı yürütmemiz, ilerletmemiz için bize güven aşıladı ve cesaret verdi. İkinci yılımızda, dergi ile yaratmaya çalıştığımız tartışma ve üretme alanını büyütmenin ve somutlaştırmanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda hızlıca adımlar atmayı hedefliyoruz.

    Bizimle bu bir sene boyunca birlikte olan, desteklerini sunan yazar ve okurlarımıza teşekkür ederiz.

    ***

    İkinci seneye girerken yayın kurulunda bazı değişikliklerimiz oldu. Yayın kurulundan iki arkadaşımız başka çalışmalarına yoğunlaşmaları gerektiğinden ayrıldılar. Yazılarıyla katkılarını sunan dört arkadaşımız da yayın kurulumuza katıldı. Giderek büyüyen yayın kurulumuz ile üretimimizin ve ulaşım ağımızın daha da yaygınlaşacağı kanısındayız. Ayrılan arkadaşlarımıza bugüne kadar olan ve bundan sonra da başka şekillerde olacak katkılarından dolayı teşekkür ediyor, yeni gelen arkadaşlarımıza ise tekrar “hoş geldiniz” diyoruz.

    ***

    Bu sayımızda dosya konumuzu “Referandum Sonrası Türkiye” olarak belirlemiştik. Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, dosya konumuza “Modern Anayasal Devlet: Amerikan, Alman ve Türk Anayasaları Üzerinden Bir Deneme” başlıklı yazısıyla katkısını sunarken, Ar. Gör. Ahmet Mert Duygun, “Yüksek Seçim Kurulu’nun 16 Nisan 2017 Halkoylamasına İlişkin Verdiği “Mühürsüz Zarf ve Pusula Kararı ve Bu Karara İlişkin Başvuru Yolları” yazısında seçimde yapılan usulsüzlükleri ve bunlara dair yapılacak yargı önünde itirazları değerlendirdi. Gazeteci, yazar Merdan Yanardağ, “Henüz 16 Nisan’ın Sonuçlarıyla Yüzleşmedik” ve siyasetçi, yazar Kurtuluş Kılçer de “Kapitalist Türkiye’nin Geldiği Yer: Başkanlık Rejimi” başlıklı yazılarıyla referandum ve sonrası Türkiye’ye ilişkin siyasi değerlendirmeleriyle dergimize katkılarını sundular.

    ***

    Yine bu sayımızda, “Mercek” adını verdiğimiz yeni bir sayfa daha dergimize katılıyor. Yayın Kurulu üyelerimiz memleketteki ve hukuktaki gelişmeleri Mercek’ten geçirerek sizlerin değerlendirmelerine sunacak. Bu sayıda yer alan ilk Mercek Bilgütay Hakkı Durna tarafından kaleme alındı. Durna, Türkiye’nin yapısal değişimini ve referandum sürecini “Anayasanın Genleri” başlığı altında inceledi.

    ***

    Ayrıca 7. sayımızda her zamanki gibi birbirinden önemli hukuki gündemlere ilişkin yazılar yer alıyor. Bunlardan biri Ertekin Aksüt’ün “Yargılanmanın Yenilenmesi Başvurularında Yeni Moda: Hakim/Savcı İhraçları” başlığıyla kaleme aldığı ve KHK’larla hakimlerin ihraçları sebebiyle yapılan yeniden yargılama konusuna ilişkin yazı. Diğer bir yazı ise Danıştay başkanının açıklamaları üzerine yargının geldiği durumu ele alan “Yargının Bugünü Üzerine…” başlıklı Yargıçlar Sendikası başkanı Mustafa Karadağ’ın yazısı.

    ***

    Yine bu sayımızda 23 Nisan’da kaybettiğimiz değerli Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Erdoğan Teziç anısına Sabri Kuşkonmaz’ın “Erdoğan Teziç Gibi Bir Bilim İnsanı…” yazısı bulunuyor. Yard. Doç. Dr. Ülker Yükselbaba’nın “Kamusal Alan, Kadın ve Hukuk” başlığıyla yazısı önemli katkılardan birini oluşturuyor. Ayrıca 7. sayımızda Özgür Erbaş, “Özelleştirmenin Aktif Ve Pasif Savunucuları ile Hukuk” başlığıyla sağlık hizmetinin özelleştirilmesine ilişkin süreci anlatırken, Emeğin Notları sayfamızda Necdet Okcan, hükümetin işçi hakları üzerine bir sene boyunca icraatlarını “1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a Emekçilerin Durumu, AKP İktidarının Emekçi Hakları Karnesi ve 16 Nisan Referandumundan Sonra Emekçileri Bekleyen Tablo…” başlıklı yazısıyla değerlendirdi. Hukuk Felsefesi sayfasında da değerli dostlarımız Ulaş Karadağ ve Abdullah Eroğlu “Hukukun Edebiyatla İlgisi Üzerine Düşünceler” başlıklı yazılarıyla dergiye katkılarını koydular. Öğrenci Gözünden sayfasında ise hukuk öğrencileri referandumu ve sonrasını ele aldıkları keyifle okunacak bir değerlendirmede bulundular.

    ***

    Birçok sayımızda tartıştığımız anayasal ve yapısal değişikliğin en büyük etkilerinden birini, işçi ve emekçilerin hakları üzerinde göstereceğini düşünüyoruz. Şu ana kadar KHK’larla yapılan değişiklikler ve gündemde olan kıdem tazminatı fonu tasarısı da bu konuda yanılmadığımızı gösteriyor. Bu sebeple, 8. sayımızda işçilerin/emekçilerin haklarına ilişkin bir dosya konusunu hazırlamayı doğru bulduk. Bu konuda sizlerden gelecek öneri, yazı ve katkıları beklediğimizi tekrar hatırlatmak isteriz.

    8. sayımızda buluşmak üzere…

    Yayın Kurulu

  • OHAL döneminde yapılan referandumda HAYIR’ı büyütelim…

    Temmuz’dan beri 8 ayı aşkın süredir OHAL ‘de yaşıyoruz…

    Ve yine OHAL’de Anayasa değişikliği referandumunu yapacağız. Bu referandumun bir sistem değişikliğine meşruluk talebi olduğu açık… İktidarın bu değişikliğine karşı HAYIR demeye devam edecek ve referandum günü de ülkenin geleceğini güvenceye almak için sandık başlarında olacağız.

    ***
    Bu sayının dosya konusu “Olağanüstü Hal ve Uygulamaları”. Memlekete baktığımızda bu konunun seçilmesi şaşırtıcı olmasa gerek.

    Dosya konusunu 4 değerli dostumuz değerlendirdi. KHK ile görevden çıkarılarak OHAL’den fazlasıyla etkilenen anayasa hukukçusu sayın Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu, “OHAL, KHK’ler ve Anayasa Referandumu” başlıklı yazısında, OHAL döneminde anayasa değişikliğinin yapılıp yapılamayacağını ve KHK’ların hukuki durumunu ele alırken, hakim Murat Aydın OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar bağlamında kamu görevlilerinin sorumluluğunu “OHAL Kanunu Kapsamında Çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler Uyarınca Yapılan İşlemlerde Sorumluluk” isimli yazısında değerlendirdi. “Olağanlaşan Olağanüstü Halimiz…” yazısıyla Av. Abdurrahman Bayramoğlu, OHAL sürecine nasıl gelindiği ve bu süreçte neler yaşandığı bağlamında konuyu incelerken, Av. H. Murat Yurttaş ise “Başkanlık ve Olağanüstü Hal: Türkiye’nin “olağan”ı Olacak mı?” başlıklı yazısında anayasa değişikliği maddelerindeki“ olağanüstü yönetim usulleri” bölümünü esas alarak konuyu inceledi.

    ***
    6. sayımızda da dosya konumuz yanında birbirinden değerli yazılar bulunuyor. Doç. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz, referandum öncesi mutlaka okunması gereken yazısında, diğer başkanlık sistemleri ile anayasa değişiklik teklifindeki maddeleri karşılaştırarak derinlikli bir değerlendirmede bulundu. Ahmet Abakay, gazeteci kimliği üzerinden OHAL sürecini ve bu süreçte basına ve gazetecilere yapılan baskıları kaleme aldı. Av. Aysu Doğan Esgin, 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Yasası’nı uluslararası tükenme ilkesi bağlamında inceledi.

    Yine bu sayımızda, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle, İlerici Kadınlar Derneği GYK üyesi Umut Kuruç ile kadın haklarını ve sorunlarını ele aldığımız röportaj da dergide yerini aldı.

    ***
    5 Nisan Avukatlar Günü… Türkiye’de avukatlığın geldiği nokta düşünülürse, bunun için bir kutlama yapmak yerine “sorunlarımızla nasıl mücadele edebiliriz?”i tartışmak gerekiyor. Belki de avukatlık mesleğinin ne olduğunu bir kez daha hatırlama ihtiyacındayız. Bu sebeple, bu konuya ilişkin yazıyı stajyer avukat arkadaşımız Yekta Nevroz Avcı’nın yazmasını anlamlı bulduk. Ayrıca mesleğin ne olduğunu hatırlamak denilince akla ilk gelenlerden Av. Gülçin Çaylıgil ile ölümünden önce yayın kurulu üyemiz Evrim Şenöz’ün yapmış olduğu röportajı dergimizde de yayınladık. Çaylıgil’in vesilesiyle tüm ilerici ve mücadelede mihenk taşı olmuş ancak aramızdan ayrılmış hukukçuları saygıyla anıyoruz.

    ***
    Bu sayımızda İktisat Notları sayfasında Prof. Dr. İzzettin Önder, Türkiye Varlık Fonu’nu değerlendirirken, Hukuk Felsefesi sayfasında Dr. Gökçe Çataloluk, geçen sayıdaki yazısını bitirirken sorduğu “Çöken, Anayasa Değil de Grundnorm Olabilir mi?” sorusunun cevabını ele aldı. Hukuk ve Sanat sayfasında ise hukuk fakültesi mezunu ve iletişim fakültesi araştırma görevlisi arkadaşımız Onur Aytaç, çokça konuşulan ve 72. Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Abluka filmini inceledi. Bu sayıda uzun zamandan beri düşündüğümüz ve gerçekleşmesinden de çok memnun olduğumuz bir sayfamız daha oldu: Çeviri sayfası için sevgili dostumuz ceza hukuku anabilim dalı araştırma görevlisi Murat Ceyhan, Samuel Moyn’un makalesinin çevirisini “Güçsüz Bir Yol Arkadaşı: Neoliberalizm Çağında İnsan Hakları” başlığıyla yaptı.

    ***
    Portre sayfamızda ise Av. Bilgütay Hakkı Durna, 24 Mart 1978’de öldürülen yurtsever savcı Doğan Öz’ü, mücadelesini ve ölümü sonrasında yaşanan süreci kaleme aldı. Savcı Doğan Öz’ü her ölüm yıldönümünde yaptığımız gibi bu sene de Hukuk Defterleri dergisi olarak, 25 Mart Cumartesi günü saat 14.00’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde “Başkanlık Tartışmaları Işığında Türkiye Nereye Gidiyor?” başlıklı bir panelle anıyoruz. İlhan Cihaner, Doç. Dr. Şule Özsoy Boyunsuz ve yayın kurulu üyemiz Av. Bilgütay Hakkı Durna’nın konuşmacı olduğu panelimize, tüm dostlarımızı bekliyoruz. ***

    Birinci yılımızı altıncı sayıyla tamamlamış olacağız. Yedinci sayımızda ise dosya konusunu referandum sonrası Türkiye olarak belirledik.

    Yedinci sayımıza katkı sunmak isteyen okurlarımızın bizimle irtibata geçebileceğini belirtmek isteriz. Ve yine dergimizin yer almasının iyi olacağını düşündüğünüz kitabevlerini bizimle paylaşmanızı beklediğimizi tekrar hatırlatırız.

    Önümüzdeki sayımızda buluşmak üzere…

    Yayın Kurulu