Kategori: Sayı 16 / Kasım – Aralık 2018

  • Devlet Personel Rejiminde Karmaşa

    I. Giriş

    Türkiye Büyük Millet Meclisi ( TBMM) tarafından 25.07.2018 tarihinde 7145 sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına DairKanun”kabul edildi. Toplam 28 maddeden oluşan bu Kanun ile organik niteliği olan 15 kanun ve kanun hükmünde kararname (KHK) değiştirilmiş ve bir kanun da ilga edilmiştir.1 Ayrıntılı hükümleriyle birden çok ve farklı konuları düzenleyerek çeşitli kanunlarda ve KHK’lerde değişiklik yapan bu Kanun, her şeyden önce bir “torba kanun” olması sebebiyle eleştiriye açıktır. Olağanüstü halden olağan hale geçişi sağlayacak şekilde2 temel hak ve özgürlüklere ilişkin çok önemli hususların bu şekilde bir torba kanunla düzenlenmesi, yasama organındaki demokratik müzakere sürecini askıya alanbir usul saptırmasıdır3 ve yalnızca bu yönüyle bile hukuk devletini açıkça ihlaletmektedir.

    Ancak bu yazı kapsamında 7145 sayılı Kanun’un sadece görevden alınmış ve alınacak olan kamu personeliyle ilgili hükümlerinin hukuksal bir değerlendirmesi yapılacaktır.

    ***

    Yazının devamını Hukuk Defteleri’nin 16. sayısında okuyabilirsiniz.

  • Mercek: Çağdaş Avukatlar Geleneğini ve Geleceğini Arıyor

    2 yılda bir yapılan baro seçimleri geldi ve geçti.

    Üye sayısı ile üç büyük baro arasında yer alan Ankara ve İzmir barolarında yeni gruplar yönetime gelirken, İstanbul Barosu seçimlerini önceki ekip kazandı. Ankara ve İzmir’in yeni yönetimlerine ilişkin ilk izlenimler “etkin” bir çalışma içerisinde olacakları yönünde. Umarım bu çizgileri süreklilik kazanır. Bununla birlikte İstanbul Barosu’nun yönetimine tekrar gelen ekip uzunca bir süredir başını kuma gömmüş bir şekilde duruyor. Bu halin doğal sonucu olarak da mesleğe yönelik saldırılara dahi cevap veremez bir konuma gelmiş durumdalar. Ne yazık ki, seçimin üzerinden daha bir ay bile geçmemesine rağmen, bu hallerinin değişmeyeceği de görüldü.

    Ancak bu yazının konusu spesifik olarak bu senenin seçim sonuçları değil.

    İstanbul Barosu 2018 yılı seçimlerine 10 grup/aday katıldı. Bugüne kadar görülmeyen sayıda adayın seçime katılmasının bir arayışın sonucu olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Esasen ülkedeki arayış, İstanbul Barosu seçimlerine de yansıdı.

    Bu gruplardan/adaylardan yedisinin, ince elemeden söylersek, kökleri Çağdaş Avukatlar Grubu’ndadır. Bununla birlikte seçimlere Çağdaş Avukatlar Grubu katılmamıştır. Aslında Çağdaş Avukatlar Grubu bir süredir grup olarak seçimlere doğrudan katılmamakta, çeşitli “ek”ler ile seçimlere girmektedir. Eklerin grubu adlandırmanın ötesinde, çizgisine dair olduğunu söylemek gerekiyor.

    Ancak bu yazının konusu Çağdaş Avukatlar Grubu da değil.

    Onu da kapsayacak (ve aşacak) şekilde, “geleceğe” dair.

    Çağdaş Avukatlar Grubu’nun temelleri atılalı 40 yılı aştı. Solun tüm çizgilerini içinde barındırarak yola çıkan grup, doğal olarak yıllar içerisinde çeşitli dönemeçlerde yol ayrımları da yaşadı.

    Farklı düşünenler olsa da, bunların hiçbirinin suni olduğunu söylemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Her birinin gerçek, elle tutulur nedenleri bulunmakta.

    Gelinen noktada Çağdaş Avukatlar Grubu’nun artık tek elden temsil edildiğini söylemek mümkün değil. Kastedilenin tek başına bir isimlendirme sorunu olmadığı sanırım anlaşılmaktadır. Kuşkusuz isimlendirme önemlidir. Ancak kastedilen geleneğin ve geleceğin taşınmasına sahip çıkacak bir iradeye yapılan vurgu olup, bugünden yarına hemen çözülmesi beklenmemelidir. Bu bir iddiadır ve süreç içerisinde şekillenecektir. Yolu, yöntemi ise ayrı bir tartışmadır.

    Bununla birlikte çağdaş avukatların geleceği açısından bir dizi sorunun tartışılmasına ve cevaplanmasına bugünden başlanmalıdır. Bu soruların bir kısmı geçmişten taşınmış olmakla birlikte, bir kısmı dönemin önümüze koyduğu sorulardır.

    Kuşkusuz herkes açısından sorular bunlardan ibaret değil. Keza sorular, aynı nitelikte de olmayabilir. Bu anlamı ile bu sorular tartışmaya bir giriş denemesi olarak da düşünülebilir. Her durumda, yürüyüşümüzün yönü açısından söz konusu tartışma kaçınılmaz.

    ***

    İlk soru doğal olarak ilkelere yönelik. Öncelikle temel ilkeler ortaya konulmalı, bunlarda ortaklaşılmalıdır. Bu sorunun yanıtı ise öncelikle çağdaş avukatların köklerinden başlayarak tarihsel gelişimi içerisinde oluşturduğu değerlerinde aranmalıdır. Kuşkusuz buradan hareketle her kilidi açan bir anahtara sahip olamayacağız. Bununla birlikte, böylesi bir yaklaşım öncelikle ilkeleri önemsizleştiren/silikleştiren sonra da gerek görmeyen, böylece seçimleri kazanmak için her tür yöntemi mübah gören anlayışlarla farkı ortaya koyacaktır.

    Ardından, ülkeye ve mesleğe dair sorular peş peşe gelecektir. Hem ülkede hem meslekte yaşanan dönüşüm oldukça kapsamlı bir çalışmayı önümüze koymaktadır. Ancak burada ilk cevaplanması gereken soru sanırım meslekçi bir yaklaşımla siyaset dışı kalınarak bu başlıkta yol alınıp alınamayacağı olacak. Bu bölüm içerisinde, barolara duyulan toplumsal gereksinim ile baroların diğer toplumsal muhalif kesimlerle yan yana gelmesinin önemini de tartışabiliriz.

    Kuşkusuz baro(ların) yönetimine gelmek önemli. Programların ete kemiğe bürüneceği yerler buraları. Ancak bunun ötesinde, yönetime gelinemese de avukatlığa, yargıya ve hukuka ilişkin politikaların dile getirileceği bir yapılanma içinde olunmalı mıdır? Bu da önümüzdeki sorulardan biridir.

    Kuşkusuz herkes bir şekilde ortaklaştığı için bir soru olarak formüle edilemese de, yöntemine dair birçok farklı fikir olduğundan dolayı, grup içi katılımın hayata geçmesinin yol ve yöntemlerine dair de bir tartışma yürütülmesi gerekmektedir. Bu nedenle katılımcılık da sorulardan biridir.

    ***

    Çok uzun bir süredir bir mücadele alanına dönüşen bir yargıdan ve hukuktan bahsediyoruz. Böylesi bir süreçte memlekete, yasalara bakarak, bir hakem edası ile kendi hukuk siyasetimizden bağımsız olarak ortaya bir görüş koyamayız. Zemin (yeniden) tarif edilmelidir. Bunu ise ancak bu toprakları, yaşananları doğru okuyarak, doğru analiz ederek ve nihayetinde bunlarda ortaklaşarak yapabiliriz.

    Özne olunması önemlidir.

    Adaletten ve emekten yana güçlü ve bağımsız barolar için ihtiyacımız budur.

  • Geçmiş Gündem

  • Kriz Gerçekleri

    15. sayımızda belirttiğimiz gibi, ekonomik kriz Türkiye’nin gündemine uzun bir süredir oturmuş durumda. İktidar, krizi dış güçlere bağlayarak işin içinden çıkmaya çalışıyor. Geçen ay, hükümet tarafından krizin aşılmasının yol haritası olarak yeni orta vadeli program açıklandı. 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da buna dair adımlar yer alıyor. Peki bu kriz nasıl çıktı, bu programlar krizin aşılmasını sağlar mı? İşte tüm bu konuları, bu sayımızın dosya konusunda inceledik.

    16. sayımızın “Kriz ve Gerçekleri” dosyamızda, değerli hocalarımız Prof. Dr. İzzettin Önder “Kriz” başlıklı yazısında krizin nedenlerini açıklarken; Av. Dr. Murat Özveri de “İşverenin Aciz Hali, Konkordato ve İşçi Alacakları” yazısında krizin işçi alacaklarına dönük yüzünü değerlendirdi. Yine sevgili arkadaşımız hukukçu, akademisyen Ulaş Karadağ, “Borca Politik Bakmak ve Kriz” başlıklı yazısıyla borçlandırmanın krizle bağlantısını ele alırken; yazar Irmak Ildır, “Krizin Yasallığı, Yasallığın Krizi” yazısında krizin emperyalist kapitalist sistemdeki yerini tartıştı. Son olarak yayın kurulu üyemiz Av. Afşin Burak Umar ise “Yeni Ekonomi Programı’nda Adalet – Yahut Neoliberalizm Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” başlıklı yazısında söz konusu programa ilişkin ilgili değerlendirmelerini sundu.

    ***
    İstanbul Üniversitesi’nin efsanevi medeni hukuk hocası Rona Serozan’ı 6 Kasım 2018 Salı günü kaybettik. Hocamızı yalnız medeni hukuk profesörü olarak anmak mümkün değil. Hukuka ve topluma katkılarının yanı sıra, tek başına kişilik özellikleri dahi tek bir yazıya sığdırılamayacak kadar çok ve derinliklidir. Yine de Yayın Kurulu olarak Hocamızı kaleme aldığımız bir yazıyla anmak istedik. Anısının önünde sevgi ve saygıyla eğiliyoruz.

    ***
    16. sayımızda dosya konumuzun yanında, yine önemli ve değerli yazılar yer alıyor.

    Mercek sayfasında “Çağdaş Avukatlar Geleneğini ve Geleceğini Arıyor” başlıklı yazısıyla Av. Bilgütay Hakkı Durna, geçen ay gerçekleşen İstanbul Barosu seçimlerini çağdaş avukatlar geleneğinin geleceği açısından ele alırken Av. Several Ballıkaya, Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarının yargılanmasına ilişkin dava sürecini başından itibaren“Avukatsız Adalet Arayışı” yazısında okuyucularımız için değerlendirdi.

    Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu ise “Devlet Personel Rejiminde Karmaşa” başlık yazısında 7145 sayılı Kanunun sadece görevden alınmış ve alınacak olan kamu personeliyle ilgili hükümlerini inceledi.

    Bu sayımızın Hukuk ve Sanat sayfasında yayın kurulu üyemiz Av. Selin Aksoy, bizlere her zaman yol gösterici olmuş Av. Necla Fertan Ertel ve Av. Gülçin Çaylıgil’i kaleme alırken; Mizah sayfasında Hüsnü Niyetli arkadaşımız İstanbul Barosu Genel Kurulu deneyimlerini mizahî diliyle bizlerle paylaştı. Öğrenci Gözünden sayfamızda ise bu sayımızda Eskişehir’de İlerici Hukukçular Topluluğu’nu kuran hukuk öğrenci arkadaşlarımızla söyleşimiz yer alıyor. Kendilerine buradan da başarılar diliyoruz.

    Portre sayfamızda ise katledilen Diyarbakır Barosu başkanı Tahir Elçi’yi ölümünün üçüncü yılında, aydınlanmanın ve bilimin savunucuları değerli hocalarımız Server Tanilli ve Bülent Tanör’ü de ölüm yıldönümlerinde saygı ve özlemle anıyoruz.

    ***
    Hukuk Defterleri atölyelerinin yeni dönemi hızla devam ediyor. Aralık ayındaki İstanbul atölyemiz, ‘Türkiye’nin Cezasızlık Meselesi ve Mevzuatı” başlığıyla ve Öğr. Üyesi Dr. Öznur Sevdiren yürütücülüğünde 20 Aralık 2018 Perşembe günü saat 19.00’da Carmela Cafe’de gerçekleşecek. Eskişehir’deki atölyemiz ise “Kadın Sorununa Tarihsel ve Hukuki Bakış” başlığıyla, Hande Durna ve Hande Heper yürütücülüğünde 22 Aralık Cumartesi günü Uçurtma Kitap Cafe’de saat 16.00’da olacak.

    ***
    Bu yılki Hukuk Defterleri Dayanışma Yemeğimiz için 14 Aralık Cuma günü saat 19.00’da Pera Lokal’de buluşuyoruz. Davetiyeyi bu sayımızda bulabilirsiniz. Tüm yazar ve okuyucularımızla yemeğimizde buluşmaktan mutluluk duyacağız.

    ***
    Dosya konumuz olan kriz, kâğıt fiyatlarını, dolayısıyla da basılı yayınları vurdu. Ne yazık ki kimi dergi ve gazete kapandı. Hukuk Defterleri olarak okuyucularımızla buluşmak için sonuna kadar dayanmaya çalışacağız, sizlerden de bu konudaki desteklerinizi her zamankinden daha fazla beklediğimizi belirtmek isteriz.

    ***
    Mart ayında bir değişiklik olmaz ise yerel seçimler gerçekleşecek. Bu sebeple, Ocak-Şubat ayı 17. sayımızın konusunu ‘yerel seçimler’ olarak belirledik. Bu konuda sizlerden gelecek öneri, yazı ve katkıları beklediğimizi hatırlatmak isteriz.

    Gelecek sayıda görüşmek dileğiyle, keyifli okumalar…

    Yayın Kurulu