Kategori: Sayı 35 / Ocak – Mart 2022

  • Akademinin Kapitalist Dönüşümü ve Neoliberal Üniversitenin İnşası

    Giriş

    “Üniversite nedir? Ne yapar? Kimin içindir?” soruları son kırk yıldır üniversite ve yükseköğretim üzerine yazan, düşünen, araştıran kimselerin sıkça sorduğu sorular olageldi. Bu sorulara verilen yanıtlar farklı olsa da üzerinde anlaşılan nokta üniversitenin bir dönüşüm içinde olduğudur. Üniversitenin dönüşümü üzerine yapılan eleştirel tartışmalar üniversitenin şirketleşmesi, özelleşmesi, neoliberalleşmesi, pazarla bütünleşmesi, küreselleşmesi, bilginin ve eğitimin metalaşması, akademik özgürlüklerin ve özerkliğin yitirilmesi gibi konular ve kavramlar dolayımıyla yapıldı. “Neoliberal üniversite”, “girişimci üniversite”, “Üniversite A.Ş.”, “müşteri öğrenci”, “akademik kapitalizm”, “bilgi-temelli ekonomi” üniversitenin geçirdiği dönüşümü anlamak için geliştirilen kavramsallaştırmalardan birkaçı (Ercan ve Korkusuz Kurt, 2011; Nalbantoğlu, 2011; Peters ve Barnett, 2018; Slaughter ve Rhoades, 2010; Sotiris, 2013). Bu dönüşüm sonucunda üniversite hemen hemen her yönüyle kapitalist ilişkiler içine çekilip, bir kamu kurumu olma özelliğini ve kapitalizm öncesinde gelişen bir kurum olarak yüzyıllar boyunca edindiği göreceli özerkliğini yitirme noktasına geldi. Üniversitenin dönüşümünü anlamlandırma ve adlandırma çabalarına, ortaya çıkan yeni modele alternatifler geliştirme yolunda bir dizi tartışma yakın zamanlarda eklendi. Bu tartışmalara ve pratiklere örnek olarak ekolojik üniversite (Barnett, 2018) önerisi, kooperatif üniversiteler ve dayanışma akademileri deneyimi (Odman, 2018; Karapehlivan, 2018), üniversitenin dekolonizasyonuna yönelik tartışmalar ve hareketler (de Sousa Santos, 2017; Bhambra, Gebrial ve Nişancıoğlu, 2018) verilebilir.

    2008’de kapitalizmin girdiği krizle birlikte neoliberalizmin sonu tartışmaları yapıldı. Krizle birlikte yaşanan gelişmeler neoliberal kapitalizmin sıkça dile getirilmeyen yönlerini bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi ve kriz neoliberal kapitalizmden otoriter neoliberal kapitalizme geçişin dönüm noktası oldu. Gerçeklik-ötesi [post-truth] çağı olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemde, üniversiteye ve özellikle üniversite içinde geliştirilen eleştirel düşünceye ve muhalif akademisyenlere yönelik saldırıların yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Neoliberal otoriter ya da otoriter popülist olarak adlandırılan yönetimlerin iş başında olduğu Brezilya, Macaristan, Polonya, Türkiye, Fransa ve ABD gibi ülkelerde özellikle eleştirel ırk kuramı ve toplumsal cinsiyet çalışmaları alanlarının suçlulaştırıldığı, bu konularda çalışan akademisyenlerin tehdit edildiği, merkezlerin kapatıldığı görülmekte; insan hakları ihlallerine karşı sesini yükselten akademisyenler üniversitelerden uzaklaştırılmaktadır. Üniversitenin hegemonya mücadelesindeki yerini gösteren önemli olaylardan biri Türkiye’de son bir yıldır Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanmakta olan devlet müdahalesi ve öğrenci ve akademisyenlerin buna karşı geliştirdiği direniş olmuştur (Gambetti, 2022; Gökarıksel, 2022). İkinci yılını geride bıraktığımız Covid-19 salgını da üniversitenin toplumsal konumu, bilimsel bilgi üretimi, bilginin paylaşılması ve bilimsel bilgiye duyulan güven konularını yükseköğretim üzerine yapılan tartışmaların merkezine taşımıştır. Bilginin aktarılmasında dijitalleşmenin yoğunlaşması, üniversitelerde çalışma koşullarının ağırlaşması ve bu ağırlaşmanın özellikle kadın akademisyenler aleyhine olması gibi salgın nedeniyle yaşanan gelişmelerin, genel olarak eğitim, özel olarak da üniversite üzerinde önemli ve uzun dönemli etkileri olmasını beklemek yanlış olmaz.

    ***

    Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 35. sayısında okuyabilirsiniz.

  • Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm

    – Çok fazla fakülte var!
    – Çok fazla mezun var!
    – Ne çok avukat var!
    – Herkes avukat olacaksa! – Sınav mı getirmeli!

    – Bu işin önü kesilmeli!
    – Bir dur demeli!
    – Fakülteleri azaltmalı!
    – Asgari ücret neyine yetmez! – Burası İstanbul!

    – Burası İstanbul mu!
    – Senden başka avukat mı yok!

    Baktığımızda birkaç kelime ile alelade kurulmuş cümlelerden ibaret gibi görünüyorsa da okuduğunuzda fark etmişsinizdir ki bu cümlelerden bazıları size de kuruldu. Ya da belki de siz kurdunuz bu cümleleri.

    ‘ve, ama, fakat’ neden?

    2021 yılı sonu itibarıyla Türkiye Barolar Birliğinde 160.651 avukat kayıtlı.2 Bu sayı her geçen gün büyümeye devam ediyor.

    Sayı büyük ama endişelerimiz sayılardan da büyük. Çünkü artan sadece avukatların sayısı değil.

    Son zamanlarda sıklıkla meslektaşlarımızın intihar haberi ile sarsılır olduk. Neredeyse hepsi henüz otuz yaşına gelmemiş, stajyer veya yeni avukat. Bu haberlerle yazının en başındaki cümlelere bir yenisi ekleniyor:

    – YİNE Mİ AVUKAT İNTİHARI? Nedeni çok açık: ekonomik kaygı, geleceksizlik düşüncesi, staj sürecinde başlayan sınıfsal ayrım, çaresizlik ve yasal güvencesizlik.

    ***

    Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 35. sayısında okuyabilirsiniz.

  • 1 Mayıs İşçi Emekçi Bayramı mı? 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü mü?

    “1 Mayıs bayramınız kutlu olsun” cümlesi, 1 Mayıs günü, günün anlamına hitaben herkes tarafından dillendirilir. Burjuva medyası bayram vurgusunu bilinçli bir şekilde abartarak ön plana çıkartırken, kimi sol çevreler ve sendikalar ise bilerek ya da bilmeyerek buna hizmet etmekteler. 1 Mayıs günü yapılan meydan buluşmalarında siyasi içeriği olmayan halayların çekildiği karnaval görüntüsü verilmektedir.

    Tarihsel olarak 1 Mayıs, işçi sınıfı tarafından bayram olarak kutlanmıştır. Güncel olan ise, yeniden 1 Mayıs’ın Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününe dönmesidir.

    Dünyada 1 Mayıs

    1 Mayıs tarihçesi anlatılırken 1886’da 1 Mayıs günü Chicago’da başlayan gösteri ve sonrasında devam eden olaylar, Haymarket’teki terör, ölen işçiler ve asılan işçi önderleri anlatılır. 2. Enternasyonal’de 1 Mayıs’ın Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olarak ilan edilmesi, bu olaylar referans alınarak yapılmıştır. Bu eylemler ve olaylar öncesinde de dünyanın birçok ülkesinde yüzlerce işçi eylemleri olmuş, çok keskin geçen sınıf savaşımında yine sayısız işçi ölmüştür. İşçi sınıfı, tarih sahnesine önemli eylem ve haraketliliklerle çıkmıştır. Ludizmle başlayan kendiliğindenci ve tepkisel hareketler, 1789 Fransız Devrimi’ndeki işçi sınıfının rolü ve gittikçe hedef ve talepleri daha belirginleşen ve örgütlü eylemlere dönüşen, 1831 Fransa’da Lyon işçilerinin eylemleri, İngiltere’de Chartist hareketin eylemleri, 1848 Avrupa’daki ayaklanmalar. Avustralya’daki inşaat işçilerinin 8 saatlik iş günü eylemleri. Yanarak ölmelerine de neden olan 8 Mart 1857 tarihindeki kadın işçilerinin başkaldırısı. Burada saymakla bitiremeyeceğimiz eylemler… 19. yüzyılda çok sert geçen sınıf savaşımında, binlerce işçinin öldürüldüğü bir dizi eylemin önemli sonuçları da oldu. Kanla şiddetle bastırılsa da, 1848 ayaklanmaları Avrupa’nın siyasi haritasında önemli değişikliklere neden oldu.

    ***

    Yazının devamını Derginin 35. sayısında okuyabilirsiniz.

  • Medusa’yı Kim Öldürdü?

    Yunan mitolojisine göre Medusa, Gorgo(n) lar olarak bilinen Phorcys ve Ceto’nun üç kız kardeşinden biriydi. Hesiod’un Theogony’sine göre, Gorgo(n)lar Graiai’nin kız kardeşleriydi ve Oceanus’un ötesinde Hesperides tarafından geceye doğru en uzak yerde yaşıyorlardı. Gorgo(n) kardeşlerin isimleri sırasıyla; Sthenno, Euryale ve Medusa’ydı. Ancak kız kardeşleri ve Medusa arasında güzelliklerinden başka bir fark daha vardı, diğer kardeşleri ölümsüzken Medusa ölümlüydü.

    Gorgo(n) kardeşler arasındaki tek ölümlü olan Medusa’nın güzelliği dillere destandı. Hatta Ovid, özellikle Medusa’nın saçlarını, “bütün çekiciliklerinin en harikası” olarak tanımlıyordu. Büyük deniz tanrısı Poseidon, kendini tanrılara adayan güzel Medusa’yı görür görmez âşık olmuş, aşkına karşılık bulamamış ve Medusa’yı zorla Athena tapınağında hamile bırakmıştı. Poseidon’un Medusa’ya olan aşkını kıskanan tanrıça Athena, Medusa’nın büyüleyici saçlarının her bir telini yılana ve güzeller güzeli Medusa’yı da gözlerine baktığı her canlıyı taşa çeviren bir canavara dönüştürdü. Bundan kısa bir süre sonra, Seriphos kralı Polydectes, Perseus’tan kurtulmak için onu neredeyse imkânsız bir görevle görevlendirdi. Polydectes, “Bana Medusa’nın başını getirin” diye emretti. Athena ve Hermes’in yardımıyla ve Medusa’nın nerede olduğu konusunda Graeae’leri zorladıktan sonra, Perseus sonunda; uzak batıda, dış okyanusun ötesinde, kayalık adada bulunan efsanevi Gorgonlar ülkesine ulaştı. Medusa uyuyordu ve Perseus, Athena’nın bronz kalkanındaki yansımayı kılavuz olarak kullanarak (doğrudan ona bakmamak ve taşa dönüşmemek için) orakla kafasını kesmeyi başardı.

    Dünyanın dört bir yanında gördüğümüz, gözleri tam açık saçları yılan makûs kaderli Medusa’nın mitolojideki en yaygın bilinen hikâyesi böyle.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, Türkiye’de geçtiğimiz yıl 280 kadın öldürüldü, 217 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Bu yılbaşında Giresun’da 16 yaşındaki Sıla Şentürk bir süre önce ailesinin isteğiyle nişanlandığı 21 yaşındaki Hüseyin Can Gökçek’in yanında getirdiği bıçakla kafası kesilerek öldürüldü. Sıla’nın katlinin ardından diğer bütün kaybettiğimiz kadınlarda olduğu gibi içimiz yandı. Sosyal medyada onun adını yazdık, ardından vurucu cümlelerle ölümünü kınadık. Sonra bir başka güne uyandık.

    ***

    Yazının devamını Derginin 35. sayısında okuyabilirsiniz.

  • Akademi

    Olağanüstü hâl döneminde, birçok akademisyenin devlet üniversitelerinden ihracına şahit olduk. Boğaziçi Üniversitesinde rektörlük seçimleri sonrasındaki atamalar, öğrenciler ve akademisyenler tarafından gerçekleştirilen eylemleri doğurdu, bu eylemler hala sürüyor. Bu yılın başında kimi vakıf üniversitesindeki zamlara rağmen düşük ücretler, akademisyenlerin tepkilerine yol açtı. Ancak akademideki sorunlar bunların çok ötesinde… İdeolojik ve siyasal dönüşümün çarpıcı şekilde görüldüğü yerlerden biri akademi… Biz de bu dosyamızda bu sorunları ele almaya çalıştık.

    Akademi” dosya konumuzda, akademideki neoliberal dönüşümü Funda Karapehlivan “Akademinin Kapitalist Dönüşümü ve Neoliberal Üniversitenin İnşası” başlıklı yazısında incelerken; yayın kurulu üyemiz Gökçe Çataloluk, hukuk fakültelerinde verilen eğitimin niteliğine ilişkin yapılan tartışmaları “Fakültede Aldığımız Teorik Bilgileri…” yazısında değerlendirdi. Yine dosyamızda, Sevgi Bektur, “Bitmeyen Olağanüstü Dönem ve Üniversiteler: İhraç-Ohal Komisyonu- İdari Yargı Denetimi” başlıklı yazısında KHK ile akademisyenlerin ihracını ve buna ilişkin kurulan OHAL komisyonlarını ele alırken; Candan Badem ise sosyalist sistemin akademi ve üniversite örneğini “Sovyetler Birliğinde Bilim ve Üniversiteler” başlıklı yazısında değerlendirdi. Dosyamızda üniversitenin farklı bileşenleriyle söyleşiler de yer alıyor. Üniversite öğrencilerine üniversiteden umdukları ve bulduklarını sorduğumuz “Öğrenci Gözünden Üniversite’ye Bakış” söyleşini ve hem vakıf hem devlet üniversitelerinde çalışan akademisyenlerle akademinin sorunlarını ele almaya çalıştığımız yuvarlak masa sohbetini dosyamızda okuyabilirsiniz.

    ***

    Dosya konumuz haricinde, bu sayımızda yine çok değerli yazılar bulunuyor. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle yayın kurulu üyemiz Akasya Kansu, ülkede yaşanan kadın cinayetlerini ve cinayetlerin artışındaki nedenleri “Medusa’yı Kim Öldürdü?” başlıklı yazısında ele aldı. Sınıf Tavrı sözcüsü Kemal Parlak “1 Mayıs İşçi Emekçi Bayramı mı? 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü mü?” başlıklı yazısında 1 Mayıs’ın sulandırılmak istenen esas içeriğini, tarihsel bir perspektifle bizlere gösterdi. Av. Tümay Çetin, nedenleri görmezden gelinen avukat intiharlarını “Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm” başlıklı yazısında çarpıcı şekilde ortaya koydu. Yargıçlar Sendikası Genel Başkanı Yargıç Enver Kumbasar, Adalet Akademisinin amacını ve günümüzdeki durumunu “Türkiye Adalet Akademisi: İdeolojik Bir Aygıt mı?” başlıklı yazısında değerlendirdi.

    Hukuk Tarihi sayfasında, İstanbul Barosu’nun 1 numaralı yayını olarak tarihe geçen eserin içeriğini ve özelliklerini, Av. Tugay Aydın, “İstanbul Barosu’nun Yayınlanan İlk Eseri Muhâmi ve Yeniden Yayınlanamaması” başlıklı yazısında bizlerle paylaştı. Hukuk ve Sanat sayfasında yayın kurulu üyemiz Av. Selin Aksoy, “Mahkeme Kapısı Önünde Sait Faik” başlıklı yazısında Sait Faik’in mahkeme kapısı öykülerini değerlendirdi. Mizah sayfasında Hüsnü Niyetli, gazeteci Sedef Kabaş hakkında hazırlanan iddianameyi mizahi diliyle “Farazi Dava” başlıklı yazısında ele aldı.

    Bu sayımızın Portre sayfasında ise devrimci avukatlık pratiğinin örneği olan Av. Gülçin Çaylıgil’i ölümünün 9. yılında saygıyla ve özlemle anıyoruz.

    ***

    34. sayımızda dosya konumuz “Yaşlılık” idi. Bu dosya konumuza Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, “Covid-19 Pandemi Sürecinde Yaşlı Olmak” başlıklı değerli yazısıyla katkılarını sunmuştu. Ancak yazısının ilk spotu bizden kaynaklanan nedenle başka bir yazının spotu ile karışmış olarak basıldı. Bu nedenle hem Sayın Yeşim Gökçe Kutsal’dan hem de okurlarımızdan özür dileriz. Hatamızı bir nebze telafi edebilmek için, değerli hocamızın yazısını uygun spotlarla bu sayımızda yeniden yayınlıyoruz.

    ***

    24 Mart 1978’de Yurtsever Savcı Doğan Öz’ün katledilmesinin üzerinden 44 sene geçti. Bu sene de Savcı Öz’ü, Yargıçlar Sendikası ve Avukatlar Sendikası ile birlikte hazırlığını üstlendiğimiz bir etkinlikle anıyoruz. 27 Mart 2022 Pazar günü saat 14.00’da “Yoksulluk/Yolsuzluk/Yargı: Çıkış Mümkün mü?” başlıklı etkinliğimizde, konuşmacı olarak Prof. Dr. İzzeddin Önder, gazeteci-yazar Barış Pehlivan, Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri Enver Kumbasar ve avukat-yazar Murat Yurttaş bizlerle olacaklar. Tüm dostlarımızı etkinliğimize bekliyoruz.

    ***

    Pandemi döneminde ara verdiğimiz atölyelerimize şubat ayı itibariyle online olarak yeniden başladık. Nisan ayı itibariyle atölyelerimizi yüz yüze yapmaya başlıyoruz. 19 Nisan Salı günü saat 19.30’da Kadıköy Çinili Kafe’de Dr. Cemile Turgut ile “Unutulma Hakkı”; 17 Mayıs Salı günü aynı saat ve aynı yerde Prof. Dr. İzzeddin Önder ve Av-Sen Başkanı Av. Selin Aksoy ile “Avukatların İşçileşmesi ve Örgütlülüğü” üzerine atölyelerimizi gerçekleştireceğiz. Bu keyifli atölyelerimize katılımlarınızı bekliyoruz.

    Herkese keyifli okumalar dileriz.