Michael A. Wilkinson
Çev. Ulaş Karadağ
Bruce Ackerman, bundan tam yirmi beş yıl önce “dünya anayasacılığının yükselişi”ni¹ duyurmuştu. Peki düşüşünü ilan edebilir miyiz artık? Eğer öyleyse, yas mı tutmamız gerekiyor kutlama yapmamız mı? Ya da fark eden pek de bir şey yok mu aslında?
Soğuk Savaş’ın bitişine rastlayan dönem, anayasacılık açısından muazzam bir yükselişe sahne oldu. Öyle ki çeşitli disiplin ve yargı alanları arasında anayasa çalışmalarına ilişkin küçük çaplı bir endüstri bile gelişti. Bu dönemde, “dünya anayasacılığı”nın yanı sıra “küresel anayasacılık”², “toplumsal anayasacılık”³, “Avrupa anayasacılığı”⁴ ve hatta “ekonomik anayasacılık”⁵ ve “çevresel anayasacılık” gibi özel anayasacılık türleri gündeme geldi.
Ancak 11 Eylül’den bu yana, özellikle de küresel finans krizini takiben, yürütmeye ait yetkilerin, keyfi iktidar uygulamalarının, olağanüstü hâl yetkilerinin, hukukun üstünlüğüne yönelik aşağılamanın ve otoritarizmin⁶ çeşitli biçimlerinin yükselişine ilişkin kaygıların eşlik ettiği belirgin bir gerileme yaşanıyor. Tüm bunlar bir yandan liberal anayasacılığa bir meydan okuma anlamına gelirken, diğer yandan anayasa mahkemelerinin (pek işe yaramasa da) muhalefetiyle karşılaştı. Şimdilerdeyse anayasacılık, yerini “popülizm” etiketinin güçlü tesiri altında giderek yaygınlaşan yeni bir endüstriye bırakmış durumda.
Peki, anayasacılık kendi ağırlığının altında mı ezildi? Kâğıttan bir kaleymişçesine yıkılacak denli kırılgan bir başarı mıydı anayasacılık? Bu soruyu, “bir şansının olması iyi olurdu!” biçiminde yanıtlamak cezbedici gelebilir. Liberal anayasalar kırılgan da olabilir; fakat eleştiriler onları aynı zamanda aşırı sabit oldukları, siyasal değişimlere engel oldukları ve elde edilmiş kimi çıkarları korudukları için suçladılar. Yeni anayasacılık⁷, bir yandan çeşitli yollarla teknokratları ve uzmanları güçlendirirken, diğer yandan demokrasiden ve temsili siyasetten olma pahasına teşekkül etti. Bireysel haklara, işletmeciliğe ve depolitizasyon biçimlerine dönük anayasal dönemece, gelişmekte olan teknokrasi ve jü ristokrasi⁸ eşlik etti. Demokrasinin içinin bu şekilde boşaltılması, “serbest piyasa”nın kuşatılması⁹, artan eşitsizlikler ve siyasi hayal kırıklıklarıyla aynı uğrağa denk geldi.
Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 43. sayısında okuyabilirsiniz.
