NEO-LİBERALİZMİN YÖNETİM TERCİHİ: POPÜLİST YARIŞMACI OTORİTERLİK

II. Paylaşım Savaşı’nın yarattığı sonuçlardan biri de demokratik yönetim anlayışının niteliğinde olmuştur. Çoğunlukçu ulus egemenliğine dayanan halk temsiliyeti yeniden kurgulanmış; hukuk kuralları ve kurumlarıyla sınırlandırılan, daha özgürlükçü ve çoğulculuğu esas alan bir yönetim modeli geliştirilmiştir. Anayasal demokrasi olarak tasarımlanan bu yönetme biçimi ve tarzı, özü itibarıyla serbest, eşitlikçi ve çok partili bir siyasal ortamı esas alırken; aynı zamanda hukuk devletinin yargısal güvencesinde genişletilen ve güncellenen bir haklar kataloğunu da öngörmekte ve bu hakların kullanımını kolaylaştıracak derecede toplumsal refahı da hedeflemektedir. Eksikliklerine karşın sürdürülmeye çalışılan bu siyasal serap, fırtına bulutlarının yerkürenin farklı coğrafyalarında yeniden toplanmasını engelleyememiştir. Toptancı siyasal düzenlerin yeniden canlanmaması için düşünülen bu modellemenin kurucu unsurları –ne ilginçtir ki– yüzyılın son çeyreğinde, dönüşüm geçirmiş bir otoriterizmin hazırlayıcısı olmuştur.

1980’ler itibarıyla karakter değiştiren ekonomik liberalizm, kendine en uyan siyasal düzen olarak popülist, otoriter eğilimli ve belli ölçüde yarışmacı bir yönetimin oluşumunun altyapısını hazırlamıştır. Geleneksel otoriter yönetimlerden ayrışan; iç yapısı gereği, “baş edilemeyecek” ölçüde eylemsel esnekliğe dayanan bu yeni tarz otoriterliklerin birbirleriyle benzeşen bir örüntüye sahip oldukları gözlenmektedir. Bu durum saptaması nedeniyle yazıda, uygulama örneklerine yoğunlaşmaktan çok ayırıcı/belirginleştirici özelliklere odaklanılacaktır. Dolayısıyla çalışmanın birinci bölümünde, yaygınlaşma eğilimi gösteren popülist yarışmacı otoriterlik örneklerinin oluşumuna ilişkin çevresel etkenlere değinilecektir. Yazının ikinci başlığı ise bu yönetim düzenlerinin tipleştirilmesine ilişkin unsurların ortaya konulmasına yönelik olacaktır.

Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 43. sayısında okuyabilirsiniz.

Alışveriş Sepeti
  • Sepetiniz boş.