Mizah: Mazeret

Şehir dışında görülen, bol sanıklı ve bir o kadar da stresli dosyamın karar celsesi için hazırlıklarımı tamamladım. Savcının esas hakkında mütalaasına karşı beyanlarımı içeren dilekçeyi UYAP’tan daha önce sunmuştum; yola çıkmadan önceki gün de, celsede yapacağım sözlü savunmam için notlarımı aldım, futbol diliyle “maç saatini beklemeye başladım”. Uçuşa 24 saatten az da kaldığından, check-in’i de yaptım, hatta uçuş biletinin çıktısını da aldım (yani bir uçağı kullanmam kaldı). Sabah kargalar kahvaltısını etmeden kalkıp duruşmaya girecek, duruşmanın tahmini bitiminden sonra 7-8 saat dönüş uçağını bekleyecektim. Malum, yeni havaalanının bizlere getirdikleri…

Duruşmaya kafa olarak hazırlanmış bir şekilde, ofiste diğer işlerimle ilgilenirken müvekkilimden telefon geldi: “Avukat bey, dosya ile ilgili haber aldık, mazeret bırakacakmış tüm avukatlar”.

Tabii bu durumda aklıma, mahkeme başkanının hastalanması, izinde olması veya tayininin çıkması, gözaltına alınması/tutuklanması gibi ihtimaller geldi; kalemden teyit almak için telefonuma davrandım. Her ne kadar şehir dışından arayanlara telefonla bilgi vermeseler de, şahsıma ait bilgileri sonuna kadar vererek kâtibin güvenini telkin ettim ve en iyi niyetli ihtimali sorarak “hayırdır, başkan mı hastalandı” diye sordum (“hayırdır, sizin başkan da mı teröristmiş” diye sorulmaz şimdi). Kalemden gelen bilgi şuydu: “Yok başkanımız sağlıklı çok şükür; ancak dosyayı okuyamamış, o nedenle beyan almayacakmış, mazeret bıraksınlar duruşmaya gelmesinler dedi”.

Tabii bu “duruşmaya gelmesinler” cümlesini “gözüm görmesin onları” minvalinde yorumlamadım. Muhakkak kendisinin vardır bir bildiği, dosyayı okumadan karar vermemek, ince eleyip sık dokumak istiyordur sonuçta.

Hem bu centilmence düşüncesi ile kimseyi adliyeye kadar yormamış, zamanlarımızı çalmamış da oldu bir yandan. Başkaları olsa, dosyayı biliyormuş ve dilekçeleri okumuş gibi celse açar, herkesi dinler veya dinlermiş gibi yapar, sonra bir eksiklik uydurur bir sonraki celseye bırakırdı kararı. Öyle yapmasa da “dosyanın incelemeye alınmasına” gibi bir ara karar oluşturur, “helal olsun, dosyamızı inceleme aldı, okuyacak” gibi gereksiz bir heyecana sebebiyet verirdi.

Bizim başkan ne yaptı? Kimseyi havaya sokmadı, bir anlamda “siz dosyayı iki ay sonra yeniden geleceğiniz zaman bir daha okuyun, iyice sindirin, ben de o sırada okumuş olurum zaten, savunmalarınızdan sonra kararımı veririm” demiş oldu.

Duruşmaya gelmeyince bu kez yeni duruşma gününün çakışma stresi sardı tabii. Neyse ki başkanımız, daha doğrusu kıdemsiz üyemiz güzel bir gün vermiş ki, o stres de kalktı. Sadece karar stresi ötelenmiş oldu, ne güzel.

Her mahkemede olduğu gibi bu mahkemede de celse zaptı o gün UYAP’a yüklenmediği için meslektaştan rica ettik, sağ olsun kalemden çıktısını alıp gönderdi. Celse zaptının girişi şöyleydi: “Belirli gün ve saatte duruşmaya mahsus salonda 7. celse açıldı. Duruşmaya gelen olmadığı görüldü”. Ara kararına da baktım mahkemenin, sağ olsun “mazeretimizi” kabul etmiş heyet.

Meslektaşlarım bilir, mazeret sistemimiz 81 vilayette de aynıdır: Hâkimin bir nedenle giremediği/açamadığı/dinleyemediği celsede avukattır mazeretli sayılması gereken.

Zaptı gönderen meslektaş uyardı bu arada beni: Mahkeme mazeretimizi kabul etmiş ama, bir sonraki celse karar verecekmiş başkan, “tüm avukatlar mutlaka gelsin” demiş. Bir sonraki celse iki elimiz kanda olsa gitmemiz lazım; bir daha mazeretimizi kabul etmeyebilir heyet.

Ajandama daha kalın bir kalemle, altı çizili şekilde yeni duruşma gününü kaydettim, yanına da not düştüm: Daha Mazeret Sunulmayacak!

print

Mizah: Mazeret

Şehir dışında görülen, bol sanıklı ve bir o kadar da stresli dosyamın karar celsesi için hazırlıklarımı tamamladım. Savcının esas hakkında mütalaasına karşı beyanlarımı içeren dilekçeyi UYAP’tan daha önce sunmuştum; yola çıkmadan önceki gün de, celsede yapacağım sözlü savunmam için notlarımı aldım, futbol diliyle “maç saatini beklemeye başladım”. Uçuşa 24 saatten az da kaldığından, check-in’i de yaptım, hatta uçuş biletinin çıktısını da aldım (yani bir uçağı kullanmam kaldı). Sabah kargalar kahvaltısını etmeden kalkıp duruşmaya girecek, duruşmanın tahmini bitiminden sonra 7-8 saat dönüş uçağını bekleyecektim. Malum, yeni havaalanının bizlere getirdikleri…

Duruşmaya kafa olarak hazırlanmış bir şekilde, ofiste diğer işlerimle ilgilenirken müvekkilimden telefon geldi: “Avukat bey, dosya ile ilgili haber aldık, mazeret bırakacakmış tüm avukatlar”.

Tabii bu durumda aklıma, mahkeme başkanının hastalanması, izinde olması veya tayininin çıkması, gözaltına alınması/tutuklanması gibi ihtimaller geldi; kalemden teyit almak için telefonuma davrandım. Her ne kadar şehir dışından arayanlara telefonla bilgi vermeseler de, şahsıma ait bilgileri sonuna kadar vererek kâtibin güvenini telkin ettim ve en iyi niyetli ihtimali sorarak “hayırdır, başkan mı hastalandı” diye sordum (“hayırdır, sizin başkan da mı teröristmiş” diye sorulmaz şimdi). Kalemden gelen bilgi şuydu: “Yok başkanımız sağlıklı çok şükür; ancak dosyayı okuyamamış, o nedenle beyan almayacakmış, mazeret bıraksınlar duruşmaya gelmesinler dedi”.

Tabii bu “duruşmaya gelmesinler” cümlesini “gözüm görmesin onları” minvalinde yorumlamadım. Muhakkak kendisinin vardır bir bildiği, dosyayı okumadan karar vermemek, ince eleyip sık dokumak istiyordur sonuçta.

Hem bu centilmence düşüncesi ile kimseyi adliyeye kadar yormamış, zamanlarımızı çalmamış da oldu bir yandan. Başkaları olsa, dosyayı biliyormuş ve dilekçeleri okumuş gibi celse açar, herkesi dinler veya dinlermiş gibi yapar, sonra bir eksiklik uydurur bir sonraki celseye bırakırdı kararı. Öyle yapmasa da “dosyanın incelemeye alınmasına” gibi bir ara karar oluşturur, “helal olsun, dosyamızı inceleme aldı, okuyacak” gibi gereksiz bir heyecana sebebiyet verirdi.

Bizim başkan ne yaptı? Kimseyi havaya sokmadı, bir anlamda “siz dosyayı iki ay sonra yeniden geleceğiniz zaman bir daha okuyun, iyice sindirin, ben de o sırada okumuş olurum zaten, savunmalarınızdan sonra kararımı veririm” demiş oldu.

Duruşmaya gelmeyince bu kez yeni duruşma gününün çakışma stresi sardı tabii. Neyse ki başkanımız, daha doğrusu kıdemsiz üyemiz güzel bir gün vermiş ki, o stres de kalktı. Sadece karar stresi ötelenmiş oldu, ne güzel.

Her mahkemede olduğu gibi bu mahkemede de celse zaptı o gün UYAP’a yüklenmediği için meslektaştan rica ettik, sağ olsun kalemden çıktısını alıp gönderdi. Celse zaptının girişi şöyleydi: “Belirli gün ve saatte duruşmaya mahsus salonda 7. celse açıldı. Duruşmaya gelen olmadığı görüldü”. Ara kararına da baktım mahkemenin, sağ olsun “mazeretimizi” kabul etmiş heyet.

Meslektaşlarım bilir, mazeret sistemimiz 81 vilayette de aynıdır: Hâkimin bir nedenle giremediği/açamadığı/dinleyemediği celsede avukattır mazeretli sayılması gereken.

Zaptı gönderen meslektaş uyardı bu arada beni: Mahkeme mazeretimizi kabul etmiş ama, bir sonraki celse karar verecekmiş başkan, “tüm avukatlar mutlaka gelsin” demiş. Bir sonraki celse iki elimiz kanda olsa gitmemiz lazım; bir daha mazeretimizi kabul etmeyebilir heyet.

Ajandama daha kalın bir kalemle, altı çizili şekilde yeni duruşma gününü kaydettim, yanına da not düştüm: Daha Mazeret Sunulmayacak!

print