Mercek: 31 Mart Seçimleri ve Devamı

Bir kriz halinin içindeyiz.

Peki, bu durum bize balık hafızalı olma, geçmişe dair değerlendirmelerimizi unutarak/atlayarak güne dair değerlendirmeler yapma hakkı verir mi?

Sanırım veriyor!

Öyle ise, iki hatırlatma:

1. Ülkenin rejiminin değiştiğine, 1923 Cumhuriyeti’nin tasfiye edildiğine yönelik değerlendirmelerde çok uzun zamandır bir ortaklaşma var. Türkiye Cumhuriyeti’nin felsefesinde ve rejiminde köklü bir dönüşüm yaşandı. Kuruluş felsefesinden, aydınlanmacı, bağımsızlıkçı kimliğinden tamamen ayrı bir hatta yeni bir “cumhuriyet” inşasına yönelik çabalar ise devam etmekte. Dinselleşmenin kurumsallaşması ve hukuksallaşması hedefinde epeyce yol alındı.

2. Yukarıdaki maddede bahsedilen, toplumun şekillendirilmesinde, Cumhuriyet’in tasfiyesinde, nihayetinde rejimin değiştirilmesinde yargı özel bir rol oynadı.

Tamamen operasyonel bir araca dönüşen bu yapı, kuralsızlığı en çıplak hali ile kural haline getirdi. Bu da ortaklaşılan bir değerlendirmedir.

Soru şudur: “Dün” yapılan değerlendirmeler bu yönde iken, “bugün” neden her şey “normal” gibi davranılmaktadır?

***

31 Mart seçimlerinin ve sonuçlarının yalnızca “yerel” olmayacağı öncesinden belli idi. Gelinen aşamada bunu hep beraber görmüş olduk. Kürt illerinde seçim sonuçlarına müdahale edildi. KHK’lıların seçilme hakkı olmadığına hükmedildi… Ve nihayetinde, bir türlü sonuçlandırılmayan İstanbul seçimleri iptal edildi.

AKP’nin kaybettiğini kabul etmeyeceği belli idi. Ve öyle oldu!

Evet, “olağan” dönemlerde dahi halkın iradesinin sandığa yansıdığı esasen bir kandırmacadır. Yine de genel kural, oyunun önceden belirlenmiş kurallarına “göz önünde” uyulmasıdır. Sistemin işletilmesi için bu gereklidir. Herhangi bir sapma olasılığı belirdiğinde bu işleyişe müdahale edilse, kurallar değiştirilse de oyuna devam edilir.

Ancak, bilindiği üzere, AKP iktidarı döneminin temel belirleyeni “kuralsızlık” oldu. Bugünkü düzen (İkinci Cumhuriyet) zaten “kuralların ihlali” ile oluşturuldu. İkinci Cumhuriyet ise, kurucu temel öznesi AKP olmakla birlikte esasen, sermaye sınıfının bir tercihi idi.

Örnek olsun, “başkanlık” tek başına AKP iktidarının bir tercihi olarak değil esasen sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Merkezileşme (ve bununla doğrudan bağlantılı yerelleşme) sermaye sınıfının da tercihlerindendir. Sermaye sınıfı, çıkarlarının daha “doğrudan” temsil edilmesini istemekte, bunun için daha hızlı karar mekanizmaları hayata geçirilmektedir.

Bu nedenledir ki, şimdi süren mücadele gerekirse “AKP’ye rağmen ”İkinci Cumhuriyet’in nasıl yapılandırılacağına/oturtulacağına dairdir.

İşte yukarıdaki bölümde dile getirilen “neden her şey normal gibi davranılmaktadır” sorusunun cevabı burada aranmalıdır.

***

Hatırlayın, 31 Mart günü, sandıkların kapanmasından hemen sonra TÜSİAD bir açıklama yapmış ve “Yerel seçimlerin de geride kalmasıyla, önümüzdeki seçimsiz dönem ekonomik, sosyal ve siyasal reform gündemimiz için önemli bir fırsat” demişti. Sermaye cephesi, iktidarı ve muhalefeti ile siyasi aktörlere açık bir “hedef” göstermişti.

Ancak hala seçimden çıkılamamış durumda. Sermaye sınıfı ise bu durumdan hiç memnun değil!

Zaten İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararının hemen ardından TÜSİAD bir açıklama daha yaptı ve reform talebini yineledi: “Kapsamlı bir ekonomik ve demokratik reform gündemine odaklanmamız gereken bu dönemde, seçim ortamına dönmek kaygı vericidir.

Sermaye sınıfının arayışları çok yönlüdür ve görünen o ki, AKP (en azından bugünkü hali ile) seçenek olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Bununla beraber seçenek hala belirsizdir.

Bir yandan HDP diğer yandan Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül üzerinden (yeni) projeler konuşulmakta, bir diğer yandan ise bunlarla bağlantılı/bağlantısız Syriza, ANAP gibi örnekler dillendirilmektedir. “Normalleşmiş AKP” zaten her zaman bir seçenektir.

Arayış çok yönlüdür. Aranan ise normalleşmedir. Seçmene ise buna uygun davranmak düşmektedir!

Yukarıda ilk bölümde dile getirilen sorunun cevabı burada da aranabilir.

Aslında herkesin beyninde ve yüreğinde boykot bulunmaktadır. Ancak düzen siyasetinin var olan özneleri dışında bir seçenek (şimdilik) kadraja girememektedir. Bu nedenle gözüken, ezici çoğunluğun beynine ve yüreğine rağmen sandığa gideceğidir.

23 Haziran’da tekrarlanacak İstanbul seçiminin sonuçları kuşkusuz önemlidir. Sonuçlarını bugünden kestirebilmek de mümkün gözükmüyor. Bilinen, AKP’nin bu kez seçime “hazırlıksız” girmeyeceğidir. Bunun yanında, seçimlerin sonucu ne olursa olsun, sistem bu hali ile sürdürülebilir değildir. Zaten bu nedenledir ki, arayışlar seçimlerden bağımsız sürmektedir. Bu nedenlerle ki, esas önemli olan 24 Haziran ve sonrasıdır.

Herkesçe “kurtuluş” aranmaktadır. Bununla birlikte, AKP karşıtlığı adına sağcılaşma, sağ ittifaklarda çare arama bir “kurtuluş” olarak görülmemelidir. 23 Haziran’da yapılacak seçimin sonucundan bağımsız olarak, esas tartışmanın “nasıl bir cumhuriyet” tartışması olduğu asla unutulmamalıdır. Aradığımız “kurtuluş” ile birlikte “kuruluş”tur. Bunları birbirinden koparmak, “kuruluş”u ertelemek niyetlerden bağımsız olarak İkinci Cumhuriyet rejimine yönelik oluşan mutabakatın yol almasına neden olacaktır.

Bilinmelidir ki, “normalleşme” olarak ifade edilen arayış, AKP’li ya da AKP ’siz ama tartışmasız İkinci Cumhuriyet’in yerleştirilmesine yönelik bir arayıştır.

Sorular ve cevapları bir de buradan formüle edilmelidir!

print