Mercek: “Kullanışlı” Virüs

Ülkemizde pandemi koşullarında nerdeyse bir seneyi geride bıraktık. Makalenin yazıldığı gün itibariyle binlerce yurttaşımız salgın nedeni ile hayatını kaybetti. Dünya sırlamasında veriler açısından ilk üçe yerleşen ülkemizde, çare adı altında sunulan yöntemlerin salgın ile mücadele etmek dışında anlamları bulunduğu bugün daha da fazla ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Mart 2020- Haziran 2020 dönemini ilk dönem olarak kabul edecek olursak; günlük veri paylaşımı, sokağa çıkma kısıtlamaları, birçok alanda alınan yasaklama kararları, “dönemin atlatılması” telkinleri ile birlikte yürütüldü. Toplum olarak ilk defa karşılaştığımız bu tablodan çıkış olarak sunulan reçete “bireysel önlem” oldu ve olmaya da devam ediyor.

Yeni normal olarak sunulan dönemin yönetiminde ise salgınla mücadele takvimini sermaye sınıfının ve siyasi iktidarın ihtiyaçları belirledi kuşkusuz. Turizm sektörünün salgından etkilenmemesi uğruna sınav tarihleri ile oynandı. Bu tarihler birkaç defa değiştirildi. Genel olarak Kasım ayında yapılacak olan baro genel kurulları önce Aralık ayına 25.11.2020 tarihli genelge kapsamında ise üç ay daha ötelenerek Mart ayına ertelendi. Sokağa çıkma kısıtlamaları, hafta sonu akşamları, 65 yaş üstü- 20 yaş altına çekilirken, Cuma Namazı istisnası da ardından işleme sokuldu.

TTB, başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluştan gelen en az iki haftalık genel karantina uygulaması çağrıları şu an için siyasi iktidar tarafından yanıtlanmış değil.

Salgın önlemlerinin biçimi, takvimi ve kapsamı sermayenin canını sıkmayacak aynı zamanda AKP’nin siyasi takvimi ile uyumlu olacak şekilde planlandığının daha birçok örneğini sunmak mümkün. Ancak en bariz olanı salgın verilerinde kendini göstermektedir.

Gerek belediye başkanlıklarının açıkladığı gerekse de TTB’nin açıkladığı rakamlar belgeli olunca Sağlık Bakanlığı’nın konuya getirdiği “açıklık” vaka ve hasta sayılarının farklı olduğu sadece hasta sayılarının sunulduğu yönünde olmuştu. Yani, bakanlık verilerin bir kısmını sakladığını itiraf etmiş bunu da “ulusal çıkarlar” olarak gerekçelendirmişti. Ne hikmetse aşı konusundaki gelişmeler doğrultusunda Dünya Sağlık Örgütü verileri açısından önem taşıdığı için bir anda vaka sayıları da yayınlandı ve zaten bilinen acı gerçek resmi bir veriye de dönmüş oldu. Bir günde test sonucu pozitif çıkan yurttaşlarımızın sayısı yirmi binleri aşmıştı. Bu verilerin gizlenmesinden önce de aynı rakamların olduğunu söylemeye gerek dahi yok. Salgının aşısı için sıraya girme sırası gelmiş olmalı ki, verilerin gizlenmesine de artık gerek kalmamıştı. Bu verilerin başından itibaren yayınlanması halinde yaz ayları dahil olmak üzere alınacak tedbirlerin “yeni normal” in çok ötesinde olması gerektiğini söylemek mümkün.

Siyasi parti kongreleri yapılırken, baro genel kongrelerinin ötelenmesi ise sadece ikinci baroların kurulması için zaman kazanma çabasının yanında, fiili olarak TBB Genel Başkanı’nın fazladan altı ay daha yerini koruması anlamına da geldi. AKP’nin Berat Albayrak’ın ve Bülent Arınç’ın istifası sonrasında kendi içindeki krizleri çözmeye çalıştığı, meclise seçim kanunları ile ilgili değişiklik getireceği yargı reformlarını açıklayacağı bu kritik altı ayın avukatları temsilen partnerinin Metin Feyzioğlu olmasını garantileyen de işte bu kullanışlı virüs oldu.

Yargı reformu demişken, daha çıkmadan istifa getiren bu reformun ayrıntılarını Adalet Bakanının söylediği kadarı ile biliyoruz. Adalet Bakanı “Bizim için ister yabancı ister yerli yatırımcı, ister işçi ister çiftçi ne olursa olsun hukuk güvenliğini vatandaş lehine koruyacak; tutuklamaları keyfiliğinden uzak, tutuklaması istisna olarak değerlendiren, hukuk güvenliğini daha da güçlendiren uygulamaların hep beraber arayışlarını sürdüreceğiz.” açıklamasında bulunmuş, yapısal bir değişiklik olacağını vurgulamıştı.

AKP’nin yargı karnesinde, her değişiklik söyleminin bir öncekini aratır olmasını bir kenara bırakacak olursak, söylenenin “yeni” bir tarafı da bulunmuyor.

Hukukun da tıpkı pandemi yönetiminde olduğu gibi, AKP ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiği, son açıklamalar üzerinden “Yeni Yargı Reformu”nun AKP’nin yaşadığı siyasi krize ne kadar çare olacağını hep birlikte göreceğiz. Meselenin hep tartışılan uzun tutukluluk sürelerini çoktan aştığını da söyleyebiliriz. Haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu kalanların serbest bırakılması için bir reforma ihtiyaç duymadığı biz hukukçular tarafından bilinen bir gerçek olsa da AKP’nin siyasal dönemeçleri ekonomi ve hukuk denkleminde sürekli reform adı ile adlandırması bilinçli bir tercihin de göstergesidir.

Bülent Arınç’ın açıklamaları ve sonrasında yaşanan tartışmalar, ardından gelen istifa, AKP’nin yargıyı şekillendirirken yaptığı tercihleri de gözler önüne sermektedir. AKP krizini ekonomi ve yargı alanında çözmeye çalışırken (eğer tüm bunlar birer kurgu değilse) yaşadığı yol kazalarını dahi kullanışlı hale getirmeye çalışırken, bu alanda pandemide olduğu kadar elinin rahat olamayacağını söylemek mümkündür.

Virüsün bir aşısı olacak ve bu aşı ile salgın geride kalacak, bunu umuyoruz. Ancak hukuksuzluğun, yargının bu halinin aşısı çoktan bulunmuştur. Daha örgütlü ve güçlü bir eşitlik, bağımsızlık ve adalet mücadelesi. Beklemeye gelmez, aşıda olduğu gibi.

print

Mercek: “Kullanışlı” Virüs

Ülkemizde pandemi koşullarında nerdeyse bir seneyi geride bıraktık. Makalenin yazıldığı gün itibariyle binlerce yurttaşımız salgın nedeni ile hayatını kaybetti. Dünya sırlamasında veriler açısından ilk üçe yerleşen ülkemizde, çare adı altında sunulan yöntemlerin salgın ile mücadele etmek dışında anlamları bulunduğu bugün daha da fazla ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Mart 2020- Haziran 2020 dönemini ilk dönem olarak kabul edecek olursak; günlük veri paylaşımı, sokağa çıkma kısıtlamaları, birçok alanda alınan yasaklama kararları, “dönemin atlatılması” telkinleri ile birlikte yürütüldü. Toplum olarak ilk defa karşılaştığımız bu tablodan çıkış olarak sunulan reçete “bireysel önlem” oldu ve olmaya da devam ediyor.

Yeni normal olarak sunulan dönemin yönetiminde ise salgınla mücadele takvimini sermaye sınıfının ve siyasi iktidarın ihtiyaçları belirledi kuşkusuz. Turizm sektörünün salgından etkilenmemesi uğruna sınav tarihleri ile oynandı. Bu tarihler birkaç defa değiştirildi. Genel olarak Kasım ayında yapılacak olan baro genel kurulları önce Aralık ayına 25.11.2020 tarihli genelge kapsamında ise üç ay daha ötelenerek Mart ayına ertelendi. Sokağa çıkma kısıtlamaları, hafta sonu akşamları, 65 yaş üstü- 20 yaş altına çekilirken, Cuma Namazı istisnası da ardından işleme sokuldu.

TTB, başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluştan gelen en az iki haftalık genel karantina uygulaması çağrıları şu an için siyasi iktidar tarafından yanıtlanmış değil.

Salgın önlemlerinin biçimi, takvimi ve kapsamı sermayenin canını sıkmayacak aynı zamanda AKP’nin siyasi takvimi ile uyumlu olacak şekilde planlandığının daha birçok örneğini sunmak mümkün. Ancak en bariz olanı salgın verilerinde kendini göstermektedir.

Gerek belediye başkanlıklarının açıkladığı gerekse de TTB’nin açıkladığı rakamlar belgeli olunca Sağlık Bakanlığı’nın konuya getirdiği “açıklık” vaka ve hasta sayılarının farklı olduğu sadece hasta sayılarının sunulduğu yönünde olmuştu. Yani, bakanlık verilerin bir kısmını sakladığını itiraf etmiş bunu da “ulusal çıkarlar” olarak gerekçelendirmişti. Ne hikmetse aşı konusundaki gelişmeler doğrultusunda Dünya Sağlık Örgütü verileri açısından önem taşıdığı için bir anda vaka sayıları da yayınlandı ve zaten bilinen acı gerçek resmi bir veriye de dönmüş oldu. Bir günde test sonucu pozitif çıkan yurttaşlarımızın sayısı yirmi binleri aşmıştı. Bu verilerin gizlenmesinden önce de aynı rakamların olduğunu söylemeye gerek dahi yok. Salgının aşısı için sıraya girme sırası gelmiş olmalı ki, verilerin gizlenmesine de artık gerek kalmamıştı. Bu verilerin başından itibaren yayınlanması halinde yaz ayları dahil olmak üzere alınacak tedbirlerin “yeni normal” in çok ötesinde olması gerektiğini söylemek mümkün.

Siyasi parti kongreleri yapılırken, baro genel kongrelerinin ötelenmesi ise sadece ikinci baroların kurulması için zaman kazanma çabasının yanında, fiili olarak TBB Genel Başkanı’nın fazladan altı ay daha yerini koruması anlamına da geldi. AKP’nin Berat Albayrak’ın ve Bülent Arınç’ın istifası sonrasında kendi içindeki krizleri çözmeye çalıştığı, meclise seçim kanunları ile ilgili değişiklik getireceği yargı reformlarını açıklayacağı bu kritik altı ayın avukatları temsilen partnerinin Metin Feyzioğlu olmasını garantileyen de işte bu kullanışlı virüs oldu.

Yargı reformu demişken, daha çıkmadan istifa getiren bu reformun ayrıntılarını Adalet Bakanının söylediği kadarı ile biliyoruz. Adalet Bakanı “Bizim için ister yabancı ister yerli yatırımcı, ister işçi ister çiftçi ne olursa olsun hukuk güvenliğini vatandaş lehine koruyacak; tutuklamaları keyfiliğinden uzak, tutuklaması istisna olarak değerlendiren, hukuk güvenliğini daha da güçlendiren uygulamaların hep beraber arayışlarını sürdüreceğiz.” açıklamasında bulunmuş, yapısal bir değişiklik olacağını vurgulamıştı.

AKP’nin yargı karnesinde, her değişiklik söyleminin bir öncekini aratır olmasını bir kenara bırakacak olursak, söylenenin “yeni” bir tarafı da bulunmuyor.

Hukukun da tıpkı pandemi yönetiminde olduğu gibi, AKP ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiği, son açıklamalar üzerinden “Yeni Yargı Reformu”nun AKP’nin yaşadığı siyasi krize ne kadar çare olacağını hep birlikte göreceğiz. Meselenin hep tartışılan uzun tutukluluk sürelerini çoktan aştığını da söyleyebiliriz. Haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu kalanların serbest bırakılması için bir reforma ihtiyaç duymadığı biz hukukçular tarafından bilinen bir gerçek olsa da AKP’nin siyasal dönemeçleri ekonomi ve hukuk denkleminde sürekli reform adı ile adlandırması bilinçli bir tercihin de göstergesidir.

Bülent Arınç’ın açıklamaları ve sonrasında yaşanan tartışmalar, ardından gelen istifa, AKP’nin yargıyı şekillendirirken yaptığı tercihleri de gözler önüne sermektedir. AKP krizini ekonomi ve yargı alanında çözmeye çalışırken (eğer tüm bunlar birer kurgu değilse) yaşadığı yol kazalarını dahi kullanışlı hale getirmeye çalışırken, bu alanda pandemide olduğu kadar elinin rahat olamayacağını söylemek mümkündür.

Virüsün bir aşısı olacak ve bu aşı ile salgın geride kalacak, bunu umuyoruz. Ancak hukuksuzluğun, yargının bu halinin aşısı çoktan bulunmuştur. Daha örgütlü ve güçlü bir eşitlik, bağımsızlık ve adalet mücadelesi. Beklemeye gelmez, aşıda olduğu gibi.

print