Öğrenci Gözünden: Hukukun Piyasası

Hukuk öğrenimi gören bireylerin günümüzde bir çok problemi aşmakta zorluk çektiği bilinmektedir. Bunlardan kimi yerel kimi ise hukuk sisteminin adaleti sağlamakta yetersiz olmasından ileri gelmektedir. Özellikle 1986’dan itibaren vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla bu sorunlar hızla artış göstermektedir. Çünkü neoliberal politikanın etkisiyle kurulan vakıf üniversiteleri eğitim sistemini sermayeye dökmüştür. Eğitimin paraya dayalı olarak verilmesiyle ve YÖK’ün (Yüksek Öğretim Kurulu) baskısıyla akademisyenlerin çalışma alanı daraltılmış, öğrenciler ya ailelerine bağımlı ya da maddi destek alarak öğrenim hayatlarını sürdürmek zorunda bırakılmışlardır.

Öncelikle, akademisyenlerin çalışma alanının nasıl daralttığını inceledikten sonra biz öğrencilere olan etkisini gözler önüne sermek daha isabetli olacaktır. Günümüzde devlet ve vakıf üniversitelerini ayırma ihtiyacı da birçok açıdan kalmamıştır çünkü devlet üniversiteleri de yaz okullarında paraya dayalı eğitim vermektedirler. Yükseköğretim kurumlarında yürütülen yaz okulları programları uygulama ve esas usülleri hakkındaki düzenleme uyarınca alınan yaz okulu ücretlerinin en az %30’u devlet tarafından karşılanması gereken eğitim hizmetine harcanmaktadır. Bu durum da sosyal devlet anlayışından uzaklaştığımızı ve kamu hizmetlerinin maddi kaynaklarının devlet tarafından oluşturulamadığını gözler önüne sermektedir. Paraya dayalı eğitim sistemi ise akademisyenlere daha fazla çalışma yükü dayattığından ve yeteri kadar çalışmalarına ayıracak vakit bulamadıklarından akademik çalışmalar sekteye uğramakta, hukuk değişen koşullara uyarlanamamaktadır.

Bu durumun öğrenciler üzerinde etkisi ise iki farklı başlık altında ele alınabilir. İlk olarak bütünleme veya yaz okullarından birinin seçilmesi YÖK tarafından okullara dayatılmaktadır. Daha fazla gelir elde etmek isteyen okullar yaz okullarının daha verimli olacağını düşünerek bütünlemeleri kaldırmıştır. Zaten çok zor ve ağır bir eğitim olan hukuk eğitimi bu şekilde daha da zorlaştırılmaktadır. Ayrıca ekonomik sistemden kaynaklı ailesine maddi olarak bağımlı yetişen bireyler yetişkinlik vasıflarını kazanamadıkları için gelişimlerini geç tamamlamaktadırlar.

İkinci olarak ise hukukun gelişememesinden hareketle baskıcı rejimler hukuku kendi politikalarıyla rahatlıkla şekillendirebilmektedir. Öğrenciler bu ve benzeri sebeplerden öğretide farklı uygulamada farklı bir hukuk sistemiyle karşılaşmaktadırlar. Bu durum adalet duygumuzu büyük ölçüde zedelemekte ve hukuk sistemine adaptasyonumuzu zorlaştırmaktadır.

Özetle, eğitimin sermayeye dökülmesi öğrencileri kişilik gelişimlerinden, hukuki gelişimlerine kadar her alanda etkilemektedir. Kapitalist sistemlerde ders yükünün çok ağır olması ve akedemik çalışmaların kısıtlanması öğrencilik hayatını bir maratona çevirmekte ve eğitimi bilimsellikten uzaklaştırmaktadır.

print

Öğrenci Gözünden: Hukukun Piyasası

Hukuk öğrenimi gören bireylerin günümüzde bir çok problemi aşmakta zorluk çektiği bilinmektedir. Bunlardan kimi yerel kimi ise hukuk sisteminin adaleti sağlamakta yetersiz olmasından ileri gelmektedir. Özellikle 1986’dan itibaren vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla bu sorunlar hızla artış göstermektedir. Çünkü neoliberal politikanın etkisiyle kurulan vakıf üniversiteleri eğitim sistemini sermayeye dökmüştür. Eğitimin paraya dayalı olarak verilmesiyle ve YÖK’ün (Yüksek Öğretim Kurulu) baskısıyla akademisyenlerin çalışma alanı daraltılmış, öğrenciler ya ailelerine bağımlı ya da maddi destek alarak öğrenim hayatlarını sürdürmek zorunda bırakılmışlardır.

Öncelikle, akademisyenlerin çalışma alanının nasıl daralttığını inceledikten sonra biz öğrencilere olan etkisini gözler önüne sermek daha isabetli olacaktır. Günümüzde devlet ve vakıf üniversitelerini ayırma ihtiyacı da birçok açıdan kalmamıştır çünkü devlet üniversiteleri de yaz okullarında paraya dayalı eğitim vermektedirler. Yükseköğretim kurumlarında yürütülen yaz okulları programları uygulama ve esas usülleri hakkındaki düzenleme uyarınca alınan yaz okulu ücretlerinin en az %30’u devlet tarafından karşılanması gereken eğitim hizmetine harcanmaktadır. Bu durum da sosyal devlet anlayışından uzaklaştığımızı ve kamu hizmetlerinin maddi kaynaklarının devlet tarafından oluşturulamadığını gözler önüne sermektedir. Paraya dayalı eğitim sistemi ise akademisyenlere daha fazla çalışma yükü dayattığından ve yeteri kadar çalışmalarına ayıracak vakit bulamadıklarından akademik çalışmalar sekteye uğramakta, hukuk değişen koşullara uyarlanamamaktadır.

Bu durumun öğrenciler üzerinde etkisi ise iki farklı başlık altında ele alınabilir. İlk olarak bütünleme veya yaz okullarından birinin seçilmesi YÖK tarafından okullara dayatılmaktadır. Daha fazla gelir elde etmek isteyen okullar yaz okullarının daha verimli olacağını düşünerek bütünlemeleri kaldırmıştır. Zaten çok zor ve ağır bir eğitim olan hukuk eğitimi bu şekilde daha da zorlaştırılmaktadır. Ayrıca ekonomik sistemden kaynaklı ailesine maddi olarak bağımlı yetişen bireyler yetişkinlik vasıflarını kazanamadıkları için gelişimlerini geç tamamlamaktadırlar.

İkinci olarak ise hukukun gelişememesinden hareketle baskıcı rejimler hukuku kendi politikalarıyla rahatlıkla şekillendirebilmektedir. Öğrenciler bu ve benzeri sebeplerden öğretide farklı uygulamada farklı bir hukuk sistemiyle karşılaşmaktadırlar. Bu durum adalet duygumuzu büyük ölçüde zedelemekte ve hukuk sistemine adaptasyonumuzu zorlaştırmaktadır.

Özetle, eğitimin sermayeye dökülmesi öğrencileri kişilik gelişimlerinden, hukuki gelişimlerine kadar her alanda etkilemektedir. Kapitalist sistemlerde ders yükünün çok ağır olması ve akedemik çalışmaların kısıtlanması öğrencilik hayatını bir maratona çevirmekte ve eğitimi bilimsellikten uzaklaştırmaktadır.

print