Öğrenci Gözünden (Söyleşi): Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileriyle Melih Bulu’nun Rektör Olarak Atanması Üzerine

Hukuk Defterleri dergisi olarak bu sayımızın Öğrenci Gözünden bölümünü üniversitelerin giderek bilimsel üretim merkezi olmaktan çıkıp, piyasaya tam boy uyum sağlaması yönünde politikalarla içinin boşaltılmasını kabul etmeyen Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine ayırdık. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden Aykız Reçber ve Tilbe Su Aslanpay ile yaptığımız röportajda Boğaziçi’ne yapılan rektör ataması, üniversitelerin durumu ve ne yapılması gerektiği üzerine konuştuk.

 

HD: Öncelikle üniversitelere sahip çıktığınız, ülke gündemlerinden kopmadan mücadeleyi yükselttiğiniz için teşekkür ederiz. Pandemiye rağmen bizlere umut oldunuz. İlk olarak sürecin nasıl başladığını kısaca anlatır mısınız?

Aykız: 1 Ocak gecesi Resmî Gazete ile Cumhurbaşkanı tarafından Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne atandığı duyuruldu. Doğrusu bu atama Boğaziçi’ne AKP iktidarı tarafından yapılan ilk atama değil. Bir önceki rektörümüz Mehmed Özkan da atanmış bir rektördü ve aslında 2016’da bugünlerin hazırlığı yapılmıştı. O zaman da atamaya karşı ses çıkarılmıştı fakat Mehmed Özkan’ın Boğaziçi bünyesinde yer alıyor olması bir süre sonra atamaya karşı oluşan tepkiyi etkisiz hâle getirmişti. Melih Bulu’nun atanmasına karşı tepkilere dönecek olursak, aslında atanma haberi duyulur duyulmaz üniversitenin her bileşeninin tepkisini gösterdiğini söyleyebiliriz.

HD: Peki, bu tepkinin eylemliliğe dönüşümü nasıl oldu?

Tilbe: Pandemi sürecinde herkes gibi bizler de öğrenciler olarak bu habere karşı tepkimizi sosyal medya üzerinden hareketlendirdik diyebiliriz. Sınıf gruplarından iletişim kurup, bir araya gelebileceğimiz ilk anda gerçekleştirmemiz gereken eylemlilik hâli için saatlerce süren toplantılar yaparak büyük bir kitleye hitap edebilecek basın açıklaması yazma gibi birçok konuda tartışmalar yaptık. En sonunda eylemlerimizin başlangıcı sayabileceğimiz 4 Ocak günü hakkında olabildiğince ortak kararlar verdik ve yoğun katılımla okul önünde toplandık, eylemimizi gerçekleştirdik.

HD: Melih Bulu, aynı gemide olduğunuzu, Boğaziçi’ni girişimci araştırma üniversitesi yapacağını söylemişti. Melih Bulu ile aynı gemide misiniz?

Tilbe: Aslında bu söylem kulağımızın aşina olduğu bir söylem. AKP’li Melih Bulu’nun da partisi gibi insanların aklıyla dalga geçerek ‘aynı gemideyiz’ sözünü sarf etmesi nasıl bir bakış açısına sahip olduğunun, kelime oyunları ile asıl gündemin üstünü örtmeye çalıştığının göstergesi. Melih Bulu ile aynı gemide değiliz. Olmadık, olmayacağız. Girişimcilik adı altında üniversiteleri ticarethaneye dönüştürmeye çalışan hiçbir zihniyet ile bir arada olamayız. Melih Bulu, Verşan Kök ile Mahmut Ak ile aynı gemide ama biz değiliz. Melih Bulu’ya, yemekhane ücretini 2,75TL’den 18.5TL’ye çıkaranlarla, evrim panellerini iptal edenlerle, öğrenci şenliklerini yasaklayanlarla, üniversitenin kapısını piyasaya ve gericiliğe açanlarla aynı gemide olduğu için tepki gösteriyoruz.

Aykız: Arkadaşımın da dediği gibi, ‘aynı gemideyiz’ sözü artık iktidarın diline pelesenk olmuş durumda. Oysaki biz, bırakın aynı gemide olmayı aynı okyanusta bile değiliz. ‘Girişimci Araştırma Üniversitesi’ adı altında akademiyi pazar hâline getirme ve buradan da kâr elde etme çabalarının olduğu gün yüzü gibi ortadadır. Akademi, toplumdan bağımsız düşünülemeyecek aydın nesiller yetiştirerek bilime ve geleceğe en verimli katkıyı sunmak için vardır. Akademinin sermayenin patronlarına peşkeş çekilmesi asla kabullenilemez ve doğrulanamaz. Bu doğrudan bizim mücadelemizde doğal olarak toplumsal sisteme karşı da durmamızı zorunlu kılıyor. Kapitalizm bugün Boğaziçi Üniversitesi’ne piyasacılığı sunuyor ve bunun yanında AKP’nin gerici politikalarını ekliyor.

HD: Sanırım Boğaziçi Üniversitesi kelepçelenen ilk üniversite olurken, AKP üniversiteye kelepçe vuran ilk siyasi parti oldu. Kelepçeleme öncesi siz de rektörlük binasına mühürleme eylemi gerçekleştirmiştiniz. Hükümetin üniversitenin kapısını kelepçelemesi ve öğrencilerin yaptığı mühürleme eylemi nasıl bir anlam taşımakta?

Tilbe: Öncelikle mühürleme eyleminden başlayabilirim. Mührü rektörlük binasının kapısına sadece kayyuma karşı olduğumuz için vurmadık. Piyasacılara, öğrenci düşmanlarına, işçi düşmanlarına karşı da bu kapının mühürlü olduğunu anlatmak istedik. Üniversitelere bu zihniyetlerin girmesine izin vermeyeceğimizi gösterdik. Aslında, okul kapısına vurulan kelepçe de bize mühürleme eyleminin ne kadar büyük bir önem taşıdığını gösterdi. Çünkü biz de tam olarak akademiye kelepçe vuranlara karşı mühürledik o kapıyı. Kelepçe, AKP iktidarının baskıcı yüzünü bir kez daha gösterdi.

Aykız: Ne kadar da taban tabana zıt eylemler… Bizler, fiziki manada koparıp atılmasına dahi gerek olmayan mühürlerimizle asıl eylemimizi Melih Bulu’nun atamasını gerçekleştirenlerin fikirlerine bir tepki olarak yapmışken; onlar, bizlerin varlığına kelepçe vurdular. Akademinin kapısına öğrencisi içeri giremesin diye kelepçe vuruldu. Sokaklarda tecavüzcüler volta atarken, bir yerlerde her an öldürülme korkusuyla hayatı zehir olan kadınların kendi kendilerini korumak zorunda bırakıldığı zorbalar varken, bizim topraklarımızda anayasal hakkını kullanarak taleplerini protesto ile dile getiren öğrencilerin okuluna kelepçe vuruldu. Ülkenin her bir yanında yankılanması gereken, acınılası bir hâldir bu: akademiye kelepçe vuruldu!

HD: Eyleminize yönelik Boğaziçili olmayan unsurların olduğu ve provoke edildiğiniz yürütme tarafından iddia edildi. Hatta dayanışma eylemlerine katılan öğrenciler de dâhil olmak üzere birçok öğrenci sabah saatlerinde yapılan operasyonlarla, evlerinin duvarları kırılarak gözaltına alındı. Gözaltında da çıplak arama yapıldığı iddiaları var. Sizce neden öğrenciler toplumun bir kesimi tarafından elit ve terörist olarak damgalanmak isteniyor?

Tilbe: Gözaltılar, AKP iktidarının dayanışmadan, örgütlenmeden ne kadar korktuğunun göstergesidir. Öğrenciler, iktidarın üniversitelere olan saldırılarını görüyor ve bu sorunun yalnızca Boğaziçi’nin sorunu olmadığı da aşikâr. Arkadaşlarımız da bu bilinçle bizim yanımızdaydı. Öğrenciyi terörist diye yaftalayan AKP’nin öğrenciler üzerinde güç gösterisi yaparcasına kapı, pencere kırması, yaratmaya çalıştığı korku iktidarının hamlelerinden biri. Bunlar yetmezmiş gibi çıplak aramalar, ters kelepçeler, öğrenciye yapılan işkenceler ise 12 Eylül’den bugüne pek de yol alamadığımızı, aksine AKP iktidarı ile birlikte bu düzenin daha beter bir hâle geldiğini gösteriyor. Bugün kadın katillerini serbest bırakan düzenin, öğrenciden bu kadar korkuyor olması acınası bir durum. Bir diğer yandan ‘elit’ olarak adlandırılan öğrenciler, bir devlet üniversitesine Anadolu’nun dört bir yanından gelmişlerdir. Memur çocuğu da var, işçi çocuğu da var. ‘Elit’ kelimesini AKP iktidarı, gündemi kendi lehine kullanabilmek için dillendirmiştir.

Aykız: Üniversitelere müdahale yalnızca Boğaziçi özelinde bir sorun olmadığı gibi bu soruna karşı olanlar da yalnızca Boğaziçi Üniversitesi’nin öğrencileri olamazdı tabii ki. Bizlere destek olmaya gelen arkadaşlarımızdan bazıları gözaltına alındılar ve bu gözaltılar şafak operasyonuyla, uyuşturucu kaçakçısına baskın yaparcasına duvar kırarak gerçekleştirildi. Aylin Sözer cinayetini hatırlarsınız. Polis kapıyı açmak için çilingir çağırmıştı. Bir evin içinde bir kadın göz göre göre katledilirken kapıyı çilingire açtıran polis, okuluna atanan rektörü protesto ederek haklı isteklerini dile getiren öğrencilerin kapısını, duvarını kırarak müdahale etti.

Akademiyi halktan koparmaya ve piyasacı politikalarına güç katmaya çalışan iktidar Boğaziçi öğrencilerini ‘elit’ olarak tanımlarken aslında halkın öğrencilere olan desteğine ket vurmaya çalışıyor. Keza ‘terörist’ demelerinin sebebi de budur. Halkın bakışını kendi açılarına çekmeye çabalarken adeta bir algı operasyonu yaparcasına ilerliyorlar. Halkın duyarlılığı olan konulardan kanına girip, değerlendirme mekanizmalarını çökerterek direkt yargılamaya sebep oluyorlar.

HD: Sizin de altını çizdiğiniz gibi düşman yaratma üzerine bir politika ile hareket edildiği apaçık ortada. Bu düşmanlaştırmaya rağmen akademisyenler atanmış rektöre karşı çıkarken birçok üniversite sizlerle dayanışma gösterdi, yurtdışından destek mesajları yayınlandı, halk da tencere tava çalarak atamayı protesto etti. Gösterilen bu dayanışma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tilbe: Boğaziçi Üniversitesi tüm bileşenleri ile Melih Bulu’ya karşı, ayrıca üniversite dışından da birçok insan bugün yanımızda çünkü üniversitelere yapılan müdahaleler çok büyük bir sorun ve bunun farkında olan herkes haklı mücadelemize destek veriyor. Bir diğer yandan bu dayanışma, gözaltılarla verilmek istenen gözdağının, AKP’nin saldırılarının bizi yıldıramayacağını da gösteriyor. Bu zihniyete karşı mücadelemizi devam ettireceğiz.

Aykız: Mücadelemizi yükseltirken halkın destekçimiz olması insanların hâlâ geleceğe dair umudu olduğunun göstergesidir. Bugün içinde bulunduğumuz şartları da göz önünde bulundurup tarihe, geçmişe baktığımızda insanlığın kurtuluşunun en temel dayanağının bilim olduğunu söyleyebiliriz. Gözümüzle göremeyeceğimiz küçüklükte bir virüs hayatlarımızı alt üst etmişken nasıl bilim insanlarının ağızlarından çıkacak tek bir sözün değerine paha biçilemezse, nasıl beklediysek aşının bulunmasını ve nasıl kabul ettiysek bilimin gerçekliğini, şimdi halk da akademisyenler de bunun sürekliliğini sağlamak için bizden desteklerini esirgemiyor. Toplumun, ülkenin geleceğinin kurucusu olan gençliğin sözüne söz, gücüne güç katıyor halk.

HD: Son olarak sıra arkadaşlarımıza ve okuyucularımıza söylemek istedikleriniz nelerdir?

Tilbe: Arkadaşlarımızın kayyum rektöre karşı çıkarken, atamanın AKP eliyle yapıldığını söylemekten korktuklarını çok fazla görüyoruz. “Gündemin içine siyaset karıştırmayalım.” şeklinde söylemler var. Korkularını çok iyi anlıyorum fakat Melih Bulu AKP’lidir ve AKP tarafından atanmıştır, üniversitenin kapısına kelepçe AKP eliyle vurulmuştur, öğrencileri yaka paça gözaltına alan AKP’dir. Bütün bunlar böylesine göz önündeyken hâlâ siyaset yapmayalım demek doğru değildir. Bu müdahalelere izin vermeyeceğimizi doğru siyasetle anlatmaktan ve AKP iktidarına da bu düzene de karşı olduğumuzu daha güçlü bir şekilde söylemekten çekinmememiz, bu yanlışa düşmememiz gerektiğini arkadaşlarımıza hatırlatmak istiyorum.

Aykız: Bugün bizler sesimizi atanmış rektör Melih Bulu’nun istifası için yükseltiyoruz fakat asıl soruna odaklanmazsak, mücadelemizi hayatın her anına yaymazsak, yarın başka bir gündemde yine benzeri sorunlarla karşı karşıya kalmamız işten bile değildir. Siyasetten uzak kalmaya çalışmak, sadece ucu bize dokunan konularda söz söylemek, ki siyasetin bize dokunmayan ucu yoktur, ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.’ demekten farksızdır. Gençliğin memlekete dair daima söyleyecek sözü olmalı ve kapitalizmin öve öve bitiremediği ‘bireysel kurtuluş’un imkânsızlığını bilerek toplumun kurtuluşu için bir arada, örgütlenerek mücadele etmelidir.

print