Söyleşi: Pandemide Çocuk Hakları

Pandemi sürecinin mağdur olanları arasında çocuklar da yerini aldı. Eğitim hakkına erişimde yaşanan sıkıntılar, çalışma yaşantısı nedeniyle çalışan anne-babaların gündüz bakım hizmetlerinden yararlanamaması, gelir dağılımındaki eşitsizliğin salgınla birlikte yaygınlaşması gibi birçok nedenle çocuklar ve gençlerin yaşam koşullarında büyük değişiklikler yaşandı.

Dışarı çıkma kısıtlamaları ve online eğitime erişmede teknoloji kullanımının ailenin gelir düzeyi oranında sağlanması birçok sorunu beraberinde getirdi. İstanbul, Diyarbakır ve İzmir Barolarının CMK üzerinden çocuğun cinsel istismarı suçu nedeniyle karakol aşamasında yaptığı avukat görevlendirme sayıları üzerine çıkardıkları raporlar pandemi döneminde çocuğun cinsel istismar davalarında özellikle ensest vakalarının adli sürece yansımadığına ilişkin bir şüphe içermekteydi. Biz de Hukuk Defterleri olarak 23 Nisan öncesi çocuk haklarının genel durumunu ve pandemi sürecini Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Hilal Çelik ile görüştük.

Hukuk Defterleri: Çocuk hakları kısaca nedir? Bu hakların Türkiye’deki uygulamasının iz düşümü nasıl? Çocuklar gerçekten adalete erişebiliyor mu?

Hilal Çelik: Çocuk hakları kavramı, çocukların birey olarak kabulü ile onurlu, saygın ve adil bir yaşam sürmeleri için hukuk düzeni tarafından koruma altına alınması gereken haklarını ifade eder. Kısaca çocukların insan hakları olarak da ifade edebiliriz.

Türkiye’de henüz çocuğun bir birey olduğu, haklarının tanınması ve kullanılmasının sağlanması noktasında yaşına ve gelişim durumuna uygun olarak hareket edilmesi gerektiği yönünde kamusal bir bilinç oluşturulamadığını düşünmekteyim. Eğitim, sağlık ve yargı da dâhil çocuğun olduğu pek çok alanda hak ihlalleri mevcut. Temel sorunlardan biri hak ihlallerine ilişkin etkili bir takip mekanizması oluşturulamamış olması ve devlet kurumları arasında yeterli işbirliğini sağlayacak altyapının mevcut olmaması.

Adalete erişim noktasında çocuğun yaşı, gelişim durumu, yaşadığı coğrafya, kendisinin ve ailesinin tabi olduğu sosyoekonomik statü gibi pek çok etken rol oynar. Hak arama anlayışı aynı zamanda toplumun bu yönde farkındalık geliştirmesi ile de doğrudan

bağlantılı. İnsan hakları, çocuk haklarına ilişkin kavramların ve hak ihlali karşısında yasal mücadele edebilme yollarının, gelişim düzeyine uygun olarak çocuklara örgün eğitim sistemi içerisinde anlatılması gerekmektedir. Yine ailelerin ve çocukla temas esen meslek gruplarının da çocuk hakları, çocuğun korunması ve çocuğa yönelik bir suç ya da hak ihlali ile karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiği yönünde bilinçlendirilerek bu yöndeki yasal sorumluluklarının açık bir şekilde belirlenmesi; sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin caydırıcı bir şekilde cezai ve idari yaptırıma tabi tutulması sağlanmalıdır.

Bununla birlikte bir de adalete etkili erişim sorunu mevcut. Bir şekilde hak arayışına giren çocuk ve ailesi süreç içerinde çok fazla ikincil travmalara maruz bırakılabiliyor ve hak arayışına dair mücadelesi adil bir şekilde çözümlenemeyebiliyor. Süreç içerisindeki bu ihlaller hak arama algısının ve mücadele gücünün zayıflamasına yol açma riskini de barındırmaktadır.

HD: Türkiye’de birçok çocuk istismarı davası takipsizlik ile sonuçlanıyor ya da nihai karar tıpkı N.Ç. davasında olduğu gibi toplumun canını yakıyor. Hukukun geldiği bu noktayı da düşünerek çocuklara ilişkin suçlarda cezasızlık hâlleri için ne düşünüyorsunuz? Baroların bu konudaki konumu ne olmalı ve neler yapılabilir?

HÇ: Cezasızlık hâlleri, insan hakları ihlallerinin pek çok alanında karşımıza çıkabiliyor. Hukukun etkili bir şekilde uygulanmaması, soruşturmaya konu edilmesi gereken bir hak ihlalinin faillerinin etkin bir şekilde soruşturulmaması, yargılanmaması veya adil şekilde cezalandırılmaması, suç mağdurunun onarım hakkına erişememesi, yasal mevzuat yokluğu veya yetersizliği cezasızlık sorununu gündeme getirmektedir. Bu kapsamda öncelikle uluslararası sözleşmeler kapsamında devletin yükümlülüklerine vurgu yapmak gerektiğini düşünüyorum. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19. maddesi kapsamında taraf devletler, çocuğun ana-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasisinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmali davranışa, cinsel istismar dâhil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri almak konusunda yükümlülük altına girmişlerdir. Yine imzacı devletler, 34. madde kapsamında çocuğu her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi de verirler. Gerek Lanzarote Sözleşmesi gerekse İstanbul Sözleşmesi de çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurunun korunması ve desteklenmesi, suçun kovuşturulması ve bütüncül politikalar geliştirilmesi noktasında imzacı devletlere birtakım yükümlülükler getirmektedir. Bu noktada özellikle cinsel istismarı meşrulaştıran rıza, erken yaş evliliği gibi kavramların tartışılmasında cezasızlık kültürünü geliştiren siyasi retorikten uzaklaşılması gerekmektedir. Yine çocuğun korunmasından sorumlu olan ve gerekli koruma önlemlerini almayarak bu anlamda görevlerini kötüye kullanan idari merciler ile devlet adına hareket eden diğer tüm aktörlerin sorumlulukları tartışılmalı; suçun meydana gelmesinde sorumlu olan tüm aktörlerin de cezai ve idari yönden yaptırıma tabi tutulması sağlanmalıdır. Sadece istismar failine odaklanıp diğer aktörlerin sorumluluğunu gözden kaçırdığımızda ya da görmezden geldiğimizde, çocuğa yönelik suçu önleme ve çocuğu suçtan koruma noktasında başarılı olmamız mümkün değildir.

Bununla birlikte yasa uygulayıcıların mesleki görevlerini yerine getirirken uluslararası mevzuat da dâhil yasa ile bağlı kalması, geleneksel kabul ve önyargılardan arınmış bir şekilde hareket etmesi, özellikle mağdur çocuklara ilişkin yargılamalarda onarıcı adalet anlayışı içerisinde yerleştirilmeye çalışılan uygulama modellerini ve sistemleri kullanmaya ve geliştirmeye açık olması, yargılamalar sırasında çocukların gelişim durumlarını da göz önüne almaları da cinsel bütünlüğe yönelik suçlarda cezasızlık kültürünün önüne geçmek için gereklidir.

Avukatlık Kanunu’nda da belirtildiği üzere insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini misyon edinmiş baroların, hak ihlallerinin tespiti ve giderilmesi noktasında sorumlulukları olduğunu açıktır. Etkili bir soruşturma ve kovuşturma için özellikle Barolar tarafından CMK sistemi üzerinden yapılan atamalarda meslek içi eğitimlerle çocuk hakları alanında farkındalığın geliştirilmesi önemlidir. Mevzuattan kaynaklı ihlallerin giderilmesi için öneri ve görüş geliştirilmesi, yasa tekliflerinin takibi ve değerlendirilmesi, mevcut hak ihlallerinin raporlandırılarak görünür kılınması, insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları alanında idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarına yönelik olarak yargısal ve yargı dışı mekanizmaların etkin bir şekilde kullanılması, hak ihlallerinin giderilmesine ilişkin uygulama önerileri geliştirilmesi yöntemsel olarak mümkün.

HD: Pandemi dönemi çocuk hakları bakımından nasıl geçti? İstismar vakalarında özellikle ensest vaka rakamlarında bir düşüş var mı? Yasaklar sonrası bu rakamlarda değişiklik bekliyor musunuz?

HÇ: Eğitim hakkı yönünden bakarsak pandemi döneminde her çocuğun eşit bir şekilde eğitim hakkından istifade ettiğini söyleyebilmemiz mümkün değil. Özellikle kaynaştırma ya da özel eğitime tabi çocukların sorunları da çözümsüz kaldı.

Bu dönemde aile içi fiziksel ya da cinsel şiddet oranını gerçekçi bir şekilde belirleyebilmemiz mümkün değil. Ancak bir şiddet durumunun varlığı hâlinde çocukların ilgili mercilere ulaşmasının daha da güçleştiğini söyleyebiliriz. Sosyalleşemedikleri için bu şiddeti anlatıp yardım isteyebilecekleri öğretmenlerine, komşularına, arkadaşlarına ya da kolluğa ulaşmaları her zaman mümkün olamamıştır.

Ensest vakalarına ilişkin pandemi öncesinde de ayrı bir istatistik tutulmamaktaydı. Bu nedenle pandeminin etkisine ilişkin rakamsal oran vermek mümkün değilse de mantıksal olarak pandemi sürecinin ensest oranında artış yönünde etki etmesi beklenir. Çünkü bu süreçte istismarcı aile bireyi ile çocuğun bir arada ve baş başa kaldığı zamanlarda bir artış söz konusu ve çocuğun sosyal yaşamla bağlantısı kesintiye uğradı. Yine toplu olarak yaşanan kurumlarda ya da birden fazla ailenin bir arada yaşadığı hâllerde (mülteci olma hâli/ geleneksel geniş aile yaşantısı vb.) ensest riskinin daha fazla olduğu kabul edilmektedir.

HD: Özellikle adli yardım ve CMK üzerinden gelen çocuklara ilişkin davalarda çocuk hakları konusunda uzman avukatların atanması mümkün müdür?

HÇ: Adli Yardım ve CMK uygulamaları kapsamında görev alacak avukatlarda liyakat aranması, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çocuğun üstün yararı hakkındaki 3. maddesi ve katılım hakkını düzenleyen 12/2. maddesi; yine Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin çocukların temsili, adli yardım ve hukuki danışmaya ilişkin 4, 9 ve 14. maddeleri kapsamında, çocukların adalete etkin erişimi ve üstün yararı yönünden olması gerekendir.

Ankara Barosu CMK Merkezinde 2017 yılından beri, gerek suça sürüklenen çocukların gerekse mağdur ve/veya müşteki çocukların adalete erişimi için yapılacak görevlendirmeler CMK Uygulamaları Merkezinde oluşturulmuş bulunan Çocuk Koruma Listesinden yapılmaktadır. Çocuk Koruma Listesi, meslek içi eğitim kapsamında Çocuk Adalet Sistemi sertifikası sahibi avukatlardan oluşur. Yine mülteci çocuklar özelinde Adli Yardım Merkezi üzerinden yapılan atamalarda 2017 yılından beri sertifika eğitimlerine “Hassas Gruplar” başlığı adı altında mülteci çocuk ve mülteci kadınların hakları ve adalete erişimleri konusu da eklenmiştir. Gelincik merkezinde görev almak isteyen meslektaşlarımızın sertifika programlarında da çocuk haklarına ilişkin oturumlar yer almaktadır.

HD: Pandemi koşullarında bir çocuğun istismar edildiğini öğrenen sıradan bir vatandaş neler yapmalı? Nerelere başvurmalı?

HÇ: Bu hususu suçun ve korunma ihtiyacının bildirimi olarak 2 ayrı açılımda değerlendirmek gerekir. Pandemi koşullarından bağımsız olarak her vatandaşın suçu ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır. Burada istismarın fiziksel ya da cinsel istismar ya da ihmal niteliğinde olmasının da bir önemi yoktur. İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmemek Türk Ceza Kanunu’nun 278. maddesi kapsamında suçtur ve yaptırıma tabidir. Bu suçun mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması da suçun cezasını ağırlaştıran bir hâl olarak düzenlenmiştir. Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, vatandaşların bulunduğu il veya ilçelerdeki cumhuriyet başsavcılığına veya ikametlerine en yakın polis merkezlerine yapılabilir. Yine 155 Polis İmdat Hattına da ihbarda bulunabilirler. Yine çocuklara yönelik ihmal, istismar ve şiddet vakalarının ve çocuğun her türlü korunma ihtiyacının Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çağrı Merkezi olan Alo 183 Sosyal Destek Hattına bildirilmesi de mümkündür. Bu ihbarlardan netice alamadıkları hâllerde, bulundukları illerin barolarında yapılanmış Çocuk Hakları Merkezlerinden de destek isteyebilirler.

HD: Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin geleceğe yönelik projeleri nelerdir?

HÇ: Bir çocuk hakları politika belgesi oluşturulması ve bu bağlamda merkeze yapılan ihbarların ve meslektaşlar tarafından bildirilen hak ihlallerinin düzenli olarak raporlanması ve elde edilen sonuçların ihtiyaçlara göre yapılandırılması –varsa yeterli olmayan yasal mevzuata ilişkin teklifler hazırlanması, uygulamadan kaynaklı sorunlara yapıcı çözüm önerilerinin geliştirilmesi, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliğini geliştirerek çözüm önerilerimizin aktarılması, çocukların korunma ihtiyaçlarının da takibini kapsayacak bir CMK ve Adli Yardım sisteminin geliştirilmesinin sağlanması uzun vadede hedeflerimiz arasında yer almakta.

HD: Sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz Hilal Hanım.

print

Söyleşi: Pandemide Çocuk Hakları

Pandemi sürecinin mağdur olanları arasında çocuklar da yerini aldı. Eğitim hakkına erişimde yaşanan sıkıntılar, çalışma yaşantısı nedeniyle çalışan anne-babaların gündüz bakım hizmetlerinden yararlanamaması, gelir dağılımındaki eşitsizliğin salgınla birlikte yaygınlaşması gibi birçok nedenle çocuklar ve gençlerin yaşam koşullarında büyük değişiklikler yaşandı.

Dışarı çıkma kısıtlamaları ve online eğitime erişmede teknoloji kullanımının ailenin gelir düzeyi oranında sağlanması birçok sorunu beraberinde getirdi. İstanbul, Diyarbakır ve İzmir Barolarının CMK üzerinden çocuğun cinsel istismarı suçu nedeniyle karakol aşamasında yaptığı avukat görevlendirme sayıları üzerine çıkardıkları raporlar pandemi döneminde çocuğun cinsel istismar davalarında özellikle ensest vakalarının adli sürece yansımadığına ilişkin bir şüphe içermekteydi. Biz de Hukuk Defterleri olarak 23 Nisan öncesi çocuk haklarının genel durumunu ve pandemi sürecini Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Hilal Çelik ile görüştük.

Hukuk Defterleri: Çocuk hakları kısaca nedir? Bu hakların Türkiye’deki uygulamasının iz düşümü nasıl? Çocuklar gerçekten adalete erişebiliyor mu?

Hilal Çelik: Çocuk hakları kavramı, çocukların birey olarak kabulü ile onurlu, saygın ve adil bir yaşam sürmeleri için hukuk düzeni tarafından koruma altına alınması gereken haklarını ifade eder. Kısaca çocukların insan hakları olarak da ifade edebiliriz.

Türkiye’de henüz çocuğun bir birey olduğu, haklarının tanınması ve kullanılmasının sağlanması noktasında yaşına ve gelişim durumuna uygun olarak hareket edilmesi gerektiği yönünde kamusal bir bilinç oluşturulamadığını düşünmekteyim. Eğitim, sağlık ve yargı da dâhil çocuğun olduğu pek çok alanda hak ihlalleri mevcut. Temel sorunlardan biri hak ihlallerine ilişkin etkili bir takip mekanizması oluşturulamamış olması ve devlet kurumları arasında yeterli işbirliğini sağlayacak altyapının mevcut olmaması.

Adalete erişim noktasında çocuğun yaşı, gelişim durumu, yaşadığı coğrafya, kendisinin ve ailesinin tabi olduğu sosyoekonomik statü gibi pek çok etken rol oynar. Hak arama anlayışı aynı zamanda toplumun bu yönde farkındalık geliştirmesi ile de doğrudan

bağlantılı. İnsan hakları, çocuk haklarına ilişkin kavramların ve hak ihlali karşısında yasal mücadele edebilme yollarının, gelişim düzeyine uygun olarak çocuklara örgün eğitim sistemi içerisinde anlatılması gerekmektedir. Yine ailelerin ve çocukla temas esen meslek gruplarının da çocuk hakları, çocuğun korunması ve çocuğa yönelik bir suç ya da hak ihlali ile karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerektiği yönünde bilinçlendirilerek bu yöndeki yasal sorumluluklarının açık bir şekilde belirlenmesi; sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin caydırıcı bir şekilde cezai ve idari yaptırıma tabi tutulması sağlanmalıdır.

Bununla birlikte bir de adalete etkili erişim sorunu mevcut. Bir şekilde hak arayışına giren çocuk ve ailesi süreç içerinde çok fazla ikincil travmalara maruz bırakılabiliyor ve hak arayışına dair mücadelesi adil bir şekilde çözümlenemeyebiliyor. Süreç içerisindeki bu ihlaller hak arama algısının ve mücadele gücünün zayıflamasına yol açma riskini de barındırmaktadır.

HD: Türkiye’de birçok çocuk istismarı davası takipsizlik ile sonuçlanıyor ya da nihai karar tıpkı N.Ç. davasında olduğu gibi toplumun canını yakıyor. Hukukun geldiği bu noktayı da düşünerek çocuklara ilişkin suçlarda cezasızlık hâlleri için ne düşünüyorsunuz? Baroların bu konudaki konumu ne olmalı ve neler yapılabilir?

HÇ: Cezasızlık hâlleri, insan hakları ihlallerinin pek çok alanında karşımıza çıkabiliyor. Hukukun etkili bir şekilde uygulanmaması, soruşturmaya konu edilmesi gereken bir hak ihlalinin faillerinin etkin bir şekilde soruşturulmaması, yargılanmaması veya adil şekilde cezalandırılmaması, suç mağdurunun onarım hakkına erişememesi, yasal mevzuat yokluğu veya yetersizliği cezasızlık sorununu gündeme getirmektedir. Bu kapsamda öncelikle uluslararası sözleşmeler kapsamında devletin yükümlülüklerine vurgu yapmak gerektiğini düşünüyorum. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19. maddesi kapsamında taraf devletler, çocuğun ana-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasisinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmali davranışa, cinsel istismar dâhil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri almak konusunda yükümlülük altına girmişlerdir. Yine imzacı devletler, 34. madde kapsamında çocuğu her türlü cinsel sömürüye ve cinsel suistimale karşı koruma güvencesi de verirler. Gerek Lanzarote Sözleşmesi gerekse İstanbul Sözleşmesi de çocuğa yönelik şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurunun korunması ve desteklenmesi, suçun kovuşturulması ve bütüncül politikalar geliştirilmesi noktasında imzacı devletlere birtakım yükümlülükler getirmektedir. Bu noktada özellikle cinsel istismarı meşrulaştıran rıza, erken yaş evliliği gibi kavramların tartışılmasında cezasızlık kültürünü geliştiren siyasi retorikten uzaklaşılması gerekmektedir. Yine çocuğun korunmasından sorumlu olan ve gerekli koruma önlemlerini almayarak bu anlamda görevlerini kötüye kullanan idari merciler ile devlet adına hareket eden diğer tüm aktörlerin sorumlulukları tartışılmalı; suçun meydana gelmesinde sorumlu olan tüm aktörlerin de cezai ve idari yönden yaptırıma tabi tutulması sağlanmalıdır. Sadece istismar failine odaklanıp diğer aktörlerin sorumluluğunu gözden kaçırdığımızda ya da görmezden geldiğimizde, çocuğa yönelik suçu önleme ve çocuğu suçtan koruma noktasında başarılı olmamız mümkün değildir.

Bununla birlikte yasa uygulayıcıların mesleki görevlerini yerine getirirken uluslararası mevzuat da dâhil yasa ile bağlı kalması, geleneksel kabul ve önyargılardan arınmış bir şekilde hareket etmesi, özellikle mağdur çocuklara ilişkin yargılamalarda onarıcı adalet anlayışı içerisinde yerleştirilmeye çalışılan uygulama modellerini ve sistemleri kullanmaya ve geliştirmeye açık olması, yargılamalar sırasında çocukların gelişim durumlarını da göz önüne almaları da cinsel bütünlüğe yönelik suçlarda cezasızlık kültürünün önüne geçmek için gereklidir.

Avukatlık Kanunu’nda da belirtildiği üzere insan haklarının korunmasını ve geliştirilmesini misyon edinmiş baroların, hak ihlallerinin tespiti ve giderilmesi noktasında sorumlulukları olduğunu açıktır. Etkili bir soruşturma ve kovuşturma için özellikle Barolar tarafından CMK sistemi üzerinden yapılan atamalarda meslek içi eğitimlerle çocuk hakları alanında farkındalığın geliştirilmesi önemlidir. Mevzuattan kaynaklı ihlallerin giderilmesi için öneri ve görüş geliştirilmesi, yasa tekliflerinin takibi ve değerlendirilmesi, mevcut hak ihlallerinin raporlandırılarak görünür kılınması, insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları alanında idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarına yönelik olarak yargısal ve yargı dışı mekanizmaların etkin bir şekilde kullanılması, hak ihlallerinin giderilmesine ilişkin uygulama önerileri geliştirilmesi yöntemsel olarak mümkün.

HD: Pandemi dönemi çocuk hakları bakımından nasıl geçti? İstismar vakalarında özellikle ensest vaka rakamlarında bir düşüş var mı? Yasaklar sonrası bu rakamlarda değişiklik bekliyor musunuz?

HÇ: Eğitim hakkı yönünden bakarsak pandemi döneminde her çocuğun eşit bir şekilde eğitim hakkından istifade ettiğini söyleyebilmemiz mümkün değil. Özellikle kaynaştırma ya da özel eğitime tabi çocukların sorunları da çözümsüz kaldı.

Bu dönemde aile içi fiziksel ya da cinsel şiddet oranını gerçekçi bir şekilde belirleyebilmemiz mümkün değil. Ancak bir şiddet durumunun varlığı hâlinde çocukların ilgili mercilere ulaşmasının daha da güçleştiğini söyleyebiliriz. Sosyalleşemedikleri için bu şiddeti anlatıp yardım isteyebilecekleri öğretmenlerine, komşularına, arkadaşlarına ya da kolluğa ulaşmaları her zaman mümkün olamamıştır.

Ensest vakalarına ilişkin pandemi öncesinde de ayrı bir istatistik tutulmamaktaydı. Bu nedenle pandeminin etkisine ilişkin rakamsal oran vermek mümkün değilse de mantıksal olarak pandemi sürecinin ensest oranında artış yönünde etki etmesi beklenir. Çünkü bu süreçte istismarcı aile bireyi ile çocuğun bir arada ve baş başa kaldığı zamanlarda bir artış söz konusu ve çocuğun sosyal yaşamla bağlantısı kesintiye uğradı. Yine toplu olarak yaşanan kurumlarda ya da birden fazla ailenin bir arada yaşadığı hâllerde (mülteci olma hâli/ geleneksel geniş aile yaşantısı vb.) ensest riskinin daha fazla olduğu kabul edilmektedir.

HD: Özellikle adli yardım ve CMK üzerinden gelen çocuklara ilişkin davalarda çocuk hakları konusunda uzman avukatların atanması mümkün müdür?

HÇ: Adli Yardım ve CMK uygulamaları kapsamında görev alacak avukatlarda liyakat aranması, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çocuğun üstün yararı hakkındaki 3. maddesi ve katılım hakkını düzenleyen 12/2. maddesi; yine Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin çocukların temsili, adli yardım ve hukuki danışmaya ilişkin 4, 9 ve 14. maddeleri kapsamında, çocukların adalete etkin erişimi ve üstün yararı yönünden olması gerekendir.

Ankara Barosu CMK Merkezinde 2017 yılından beri, gerek suça sürüklenen çocukların gerekse mağdur ve/veya müşteki çocukların adalete erişimi için yapılacak görevlendirmeler CMK Uygulamaları Merkezinde oluşturulmuş bulunan Çocuk Koruma Listesinden yapılmaktadır. Çocuk Koruma Listesi, meslek içi eğitim kapsamında Çocuk Adalet Sistemi sertifikası sahibi avukatlardan oluşur. Yine mülteci çocuklar özelinde Adli Yardım Merkezi üzerinden yapılan atamalarda 2017 yılından beri sertifika eğitimlerine “Hassas Gruplar” başlığı adı altında mülteci çocuk ve mülteci kadınların hakları ve adalete erişimleri konusu da eklenmiştir. Gelincik merkezinde görev almak isteyen meslektaşlarımızın sertifika programlarında da çocuk haklarına ilişkin oturumlar yer almaktadır.

HD: Pandemi koşullarında bir çocuğun istismar edildiğini öğrenen sıradan bir vatandaş neler yapmalı? Nerelere başvurmalı?

HÇ: Bu hususu suçun ve korunma ihtiyacının bildirimi olarak 2 ayrı açılımda değerlendirmek gerekir. Pandemi koşullarından bağımsız olarak her vatandaşın suçu ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır. Burada istismarın fiziksel ya da cinsel istismar ya da ihmal niteliğinde olmasının da bir önemi yoktur. İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmemek Türk Ceza Kanunu’nun 278. maddesi kapsamında suçtur ve yaptırıma tabidir. Bu suçun mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması da suçun cezasını ağırlaştıran bir hâl olarak düzenlenmiştir. Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, vatandaşların bulunduğu il veya ilçelerdeki cumhuriyet başsavcılığına veya ikametlerine en yakın polis merkezlerine yapılabilir. Yine 155 Polis İmdat Hattına da ihbarda bulunabilirler. Yine çocuklara yönelik ihmal, istismar ve şiddet vakalarının ve çocuğun her türlü korunma ihtiyacının Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çağrı Merkezi olan Alo 183 Sosyal Destek Hattına bildirilmesi de mümkündür. Bu ihbarlardan netice alamadıkları hâllerde, bulundukları illerin barolarında yapılanmış Çocuk Hakları Merkezlerinden de destek isteyebilirler.

HD: Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin geleceğe yönelik projeleri nelerdir?

HÇ: Bir çocuk hakları politika belgesi oluşturulması ve bu bağlamda merkeze yapılan ihbarların ve meslektaşlar tarafından bildirilen hak ihlallerinin düzenli olarak raporlanması ve elde edilen sonuçların ihtiyaçlara göre yapılandırılması –varsa yeterli olmayan yasal mevzuata ilişkin teklifler hazırlanması, uygulamadan kaynaklı sorunlara yapıcı çözüm önerilerinin geliştirilmesi, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliğini geliştirerek çözüm önerilerimizin aktarılması, çocukların korunma ihtiyaçlarının da takibini kapsayacak bir CMK ve Adli Yardım sisteminin geliştirilmesinin sağlanması uzun vadede hedeflerimiz arasında yer almakta.

HD: Sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz Hilal Hanım.

print