“Ölüme Yürüyen Bir Gezegende İşler Sürdürülemez!”

Ne zaman çevreyi ilgilendiren bir sorun masaya konulsa, örneğin enerji üretiminin iklim değişikliğine etkileri konuşulmak istense, birbiriyle çatışması gerektiği “ileri sürülen” iki grup öne çıkıyor hemen; çalışanlar vs çevreciler. Çevrecilerin ve çevre koruma politikalarının mevcut işlere zarar verdiği, yeni istihdamın önünde engel oluşturduğu, daha doğru olup olmadığı konusunda bile tartışma (!) olan iklim değişikliği nedeniyle binlerce, yüz binlerce çalışanın işinden olacağı argümanları ileri sürülüyor.

Eh, baktığınızda ve bir gün bile çalıştırılmaması gereken fosil yakıt kullanan santralleri düşündüğünüzde, bugüne kadar pek çok işçiye ücret, çalışma koşulları ve sendikal haklar açısından “iyi iş” sağlamış bir endüstrinin ortadan kaldırılmasını söylemek, çalışanların da işlerinden olması demek, değil mi?

Ülkemizde de etkili olan, son yıllara damgasını vuran çelişkilerden birisidir bu. Bir yandan özelleştirme girişimlerine karşı mücadele eden/etmek zorunda kalan sendikalar, arada bir de bacalara çıkan, eylem yapan çevrecilerle karşılaşıyor, en azından alaycı bir gülümseme ile “bunlar da nereden çıktı şimdi!” diyorlar/dı.

Termik santrallerin büyük bir çoğunluğu “devlet değil özel sektör olarak, kömürün son tozuna kadar kirletmeye devam etmek üzere” özelleştirildikten sonra, çoğu santralde örgütlü sendika da kalmayınca sorunun en azından bir ayağı kendiliğinden ortadan kalkmış oldu.

Gerçekten durum bu mudur? Çalışanlar ile çevre savunucuları arasında giderilemez bir çekişme mi var? Anlamaya çalışmak için sorunun merkezinde yer alan iklim değişikliğine bakalım.

***

Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 22. sayısında okuyabilirsiniz.

print

“Ölüme Yürüyen Bir Gezegende İşler Sürdürülemez!”

Ne zaman çevreyi ilgilendiren bir sorun masaya konulsa, örneğin enerji üretiminin iklim değişikliğine etkileri konuşulmak istense, birbiriyle çatışması gerektiği “ileri sürülen” iki grup öne çıkıyor hemen; çalışanlar vs çevreciler. Çevrecilerin ve çevre koruma politikalarının mevcut işlere zarar verdiği, yeni istihdamın önünde engel oluşturduğu, daha doğru olup olmadığı konusunda bile tartışma (!) olan iklim değişikliği nedeniyle binlerce, yüz binlerce çalışanın işinden olacağı argümanları ileri sürülüyor.

Eh, baktığınızda ve bir gün bile çalıştırılmaması gereken fosil yakıt kullanan santralleri düşündüğünüzde, bugüne kadar pek çok işçiye ücret, çalışma koşulları ve sendikal haklar açısından “iyi iş” sağlamış bir endüstrinin ortadan kaldırılmasını söylemek, çalışanların da işlerinden olması demek, değil mi?

Ülkemizde de etkili olan, son yıllara damgasını vuran çelişkilerden birisidir bu. Bir yandan özelleştirme girişimlerine karşı mücadele eden/etmek zorunda kalan sendikalar, arada bir de bacalara çıkan, eylem yapan çevrecilerle karşılaşıyor, en azından alaycı bir gülümseme ile “bunlar da nereden çıktı şimdi!” diyorlar/dı.

Termik santrallerin büyük bir çoğunluğu “devlet değil özel sektör olarak, kömürün son tozuna kadar kirletmeye devam etmek üzere” özelleştirildikten sonra, çoğu santralde örgütlü sendika da kalmayınca sorunun en azından bir ayağı kendiliğinden ortadan kalkmış oldu.

Gerçekten durum bu mudur? Çalışanlar ile çevre savunucuları arasında giderilemez bir çekişme mi var? Anlamaya çalışmak için sorunun merkezinde yer alan iklim değişikliğine bakalım.

***

Yazının devamını Hukuk Defterleri’nin 22. sayısında okuyabilirsiniz.

print